"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cennetin tabakaları

11 Kasım 2011, Cuma 00:00
Cennetin zikredilen en az sekiz tabakası vardır. Bu tabakalar birbirinden yüksek oldukları halde, hepsinin damı Arş-ı Azamdır.

 Bunu, koni şeklindeki bir dağın etrafında birbirinden yüksek surlu dairelerin aynı güneşi görmelerine ve birbirlerine perde olmamalarına benzetebiliriz. Cennet’te insanların beraber bulunmaları, ayrı ayrı Cennet’te yaşamalarına engel teşkil etmez. Çünkü aldıkları zevkler ve faydalanma oranları aynı değildir. Meselâ, çok güzel ve manzaralı bir bahçede her türlü lezzetleri içinde barındıran yemeklerin, sofraların hazırlandığını düşünelim. Burada maddî, manevî bütün duyguları okşayacak ve memnun edecek nimetler bulunsun. Bahçeye iki dost birlikte girerler. Bunlardan birincisi daha iyi koku alıyor, san'attan, renklerin ve şekillerin dilinden anlıyor olsun. İkincisinin ise, bu tür yeteneklerinin olmadığını düşünelim. Elbette, her ikisi de kendilerinden geçercesine mutlu ve zevkli bir gün yaşasalar da, birinci kişi diğerinden çok daha fazla istifade etmektedir. Yeryüzünde bu böyle olduğu gibi, aynı sır ahirette de geçerli olacaktır. Cennet’te dostlar bir arada oldukları halde, herkes kendi istidatları oranında hissesini alır. Hiç kimse diğerinin ne kadar zevk aldığını bilmediği için, en fazla kendisi mutluymuşçasına daimî yaşar. (Sözler, s. 461)
Cennet’in tabakaları sekizle sınırlı değildir. Âyetlerde geçen Cennet tabakaları en yüksek mertebelerdir. Âyetlerde Firdevs, Me’va, Adn Cennetlerinin çoğul olarak geçmesi Cennet’in birçok tabakalardan meydana geldiğinin bir işaretidir.
Nitekim Müslim’in Ebû Sâid el-Hudrî’den rivayet ettiği hadiste de, Allah yolunda cihad edenlerin, cihadları sebebiyle Cennet’te yüz derece yükselecekleri ve her derecenin arasının ise yer ile gök arasındaki mesafe kadar olduğu, Peygamber Efendimiz (asm) tarafından haber verilmektedir. (Müslim, İmâre, 116) Yine Buhârî’nin bir rivayetinde Peygamber Efendimiz (asm), Allah yolunda savaşan mücahitler için Cennet’te yüz derece (tabaka) hazırlandığını ve iki derecenin arasının yerle gök arası gibi olduğunu haber vermekte ve sözlerine devamla “Allah’tan istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin. Çünkü Firdevs, Cennet’in ortası ve Cennet’in en yükseğidir. Firdevs’ten Cennet nehirleri doğar” buyurmaktadır. (Buhârî, Cihad, 4) Adı geçen yerlerle ilgili kısaca şöyle bilgi verebiliriz:

Cennetü’l-Firdevs:
“Şüphesiz, iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs Cennetler vardır.” (Mü’minun, 23:1; Kehf, 18:107)
Arapça’ya Farsça’dan girmiş olması muhtemel olan Firdevs kelimesi, özellikle “içinde üzüm bulunan bağ, bahçe” anlamına gelir. Bir âyette Cennât kelimesiyle (Kehf 18:107) bir âyette de “ahiret Cenneti” manasına tek başına (Mü’minun, 23:11) kullanılmıştır. Firdevs, Cennet’in tamamını ifade eden bir isim olabileceği gibi onun ortası, en yüksek ve en değerli bölgesinin özel adı da olabilir. Çeşitli rivayetlerde Firdevs Cenneti’nin güzellikleri dile getirilmiştir. Diğer taraftan hadiste söz konusu edilen Cennet dereceleri arasındaki mesafelerin çeşitli rivayetlere göre “yüz senelik mesafe”, “beş yüz senelik mesafe” şeklinde değiştiğine işaret edelim.
     
Cennetü’l-Adn:
“Şüphesiz ki, iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu, işte onlar mahlûkatın en hayırlısıdırlar. Onların mükâfatı Rableri katında And Cennetleridir ki onların altlarından nehirler akar, orada onlar ebedî kalıcıdırlar, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Bu Rabb’inden korkanlar içindir.” (Tevbe, 9:72; Ra’d, 13:23; Nahl, 16:31; Beyyine, 98:8)
Peygamber Efendimiz (asm) Adn Cenneti’nden Allah’a olan yakınlığı şu sözleriyle dile getirmiştir: “Gümüşten iki cennet vardır. Kapları ve içinde bulunan diğer şeyleri de gümüştendir. Altından iki cennet vardır, kapları ve içlerinde bulunan diğer eşyaları da hep altındandır. Adn Cenneti’nde, Cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah’ın veçhindeki rıdâu’l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur.” (Buhari, Tefsir, Rahman 1, 2, Bedu’l-Halk 8, Tevhid 24; Müslim, İman 180, (296); Tirmizi, Cennet 3, (2530).
En belirgin anlamı ile “ikamet etme” veya “ikamet edilen yer” demek olan Adn, on bir ayette Cennât kelimesiyle birlikte tekrarlanarak (Cennâtü Adn) “ikamet edilecek Cennetler” manasında kullanılmıştır. Adn’in Cennetin belirli bir bölümünün adı olduğunu veya çoğul şeklinde kullanılışına bakarak onun tamamını ifade eden bir isim durumunda bulunduğunu söylemek mümkündür.

Cennetü’n-Naîm:
“Beni Cennetü’n-Naîm’in varislerinden kıl... “ (Mâide, 5:65; Tevbe, 9:21; Yunus, 10:9; Şuârâ, 26:85)
Bu terkip on âyetin üçünde tekil, diğerlerinde çoğul şekliyle (Cennâtü’n-Naîm) geçmektedir. Arapça’da “refah, huzur, mutlu hayat” anlamına gelen nimet kelimesinden daha kapsamlı bir muhtevaya sahip olan naîm, insana mutluluk veren maddî ve manevî bütün güzellikleri ifade etmektedir. Buna göre cennâtü’n-naîm “mutluluklarla dolu cennetler” manasına gelir. Naîm kelimesinin bir âyette Cehennemin isimlerinden olan cahîmin mukabilinde kullanılması (İnfitar 82:13) diğer bir âyette de Cennetle ilgili tasvirin baş tarafından tek başına yer alması (Mutaffifin 83:22) onun Cennet isimlerinden biri gibi kabul edilebileceğini göstermektedir.

Cennetü’l-Me’vâ:
“İman edip güzel amel işleyenlere gelince, onlar için Me’vâ Cennetleri vardır.” (Secde, 32:19; Necm, 53:15).
Yeryüzündeki harikulâde işleyişin manevî tezgâhları ve küllî kanunları yüce âlemler olan gökyüzünde, semadadır. Yeryüzündeki başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların amellerinin meyveleri de o âlemlerde vücut kazanırlar. İşte, Sidretü’l-Münteha’daki Cennetü’l-Me’va yerdeki bütün tesbihlerin ve hamdlerin, Cennet meyveleri suretinde yükseldiği bir yerdir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “yerde olan netaic ve semeratın mahzenleri, oralardadır ve mahsülatı o tarafa gider” (Sözler, s. 532)

Dârü’s-Selâm:
“Hâlbuki Allah Dârü’s-Selâm’a çağırıyor ve O, dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidayet buyurur.” (En’âm, 6:127; Yunus, 10:25)
“Maddî ve manevî âfetlerden, hoşa gitmeyen şeylerden korunmuş olma” manasındaki selâm ile “ev, yurt” anlamındaki dâr kelimesinden oluşan bu terkip iki âyette Cennet’in adı olarak zikredilmiştir (En’am, 6:127; Yunus, 10:25) Cennetin esenlik yurdu olduğu şüphesizdir. Allah’ın seçilmiş kulları olan mü’minlerin ölüm sonrası hayatlarının hem kendi aralarında, hem de kendileriyle melekler ve Allah arasında geniş kapsamlı bir “selâm” kavramı içinde sonsuza kadar sürüp gideceği ondan fazla âyette ifade edilmiştir.
     
Dârü’l-Huld:
“O Rab ki, fazlından bizi durulacak yurda (Cennet’e) kondurdu.” (Fâtır, 35:35)

İlliyyûn:
Mutaffifin Sûresinde iyilerin amel defterlerinin illiyyinde olduğu ifade edilmektedir. (83:18) Bazı müfessirler, muhtemelen Cennetin yükseklerde bulunduğu genel telâkkisine dayanarak illiyyîni Cennetin isimlerinden biri olarak kabul etmişledir.
     
Cennetü’l-Vesile:

Cennet’in makam ve mertebelerinin en üstünü “Vesile” denilen derecedir. Buraya bir tek zat ulaşacaktır. O da Resûl-i Ekrem’dir (asm). Resulullah (asm) birçok defa kendisi için “Vesile”yi Allah’tan dilemelerini istemiş, bu duâyı yapan bir kimseye mutlaka şefaat edeceğini haber vermiştir. Bu konudaki bir hadis-i şerif şöyledir: “Vesile, Allah katında bir derecedir ki, onun üstünde hiçbir derece yoktur. Orayı bana vermesini Allah’tan isteyiniz.” (En Nihaye, 2:277)
Bunu ısrarla istemesinin hikmetini de, “Benim için Vesile’yi isteyiniz. Dünyada bir kul benim için Vesileyi isterse, muhakkak ki ben onun şefaatçisi olacağım” hadis-i şerifiyle belirtmiş ve bu makama çıkmakla Allah katında ümmeti için daha fazla şefaat etmeyi arzu etmiştir. İşte, ezandan sonra müezzinin söylediklerini tekrarlayıp, sonunda “Vesile Duâsı”nı okumamız, Peygamber Efendimiz’in (asm) bu tavsiyesinden dolayıdır.
Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, Cennet’in birçok tabakası vardır. Bu tabakalardan bazılarının daha yüce, nimetlerinin daha güzel ve daha efdal olması dolayısıyla isimleri bildirilmiştir. Vesile Cennetiyle, Firdevs Cenneti ise mertebece en yüksek olan Cennet tabakalarıdır.

KAYNAKÇA:
Hatip, Abdülaziz, Dünya Ötesine Yolculuk, Gençlik Yayınları, İstanbul 1996, s. 291.
Pusmaz, Durak, “Cennet”, İslâm Ansiklopedisi, (Çevrimiçi)
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2000.
Topaloğlu, Bekir, “Cennet Maddesi”, TDVİA, C. 7, Diyanet Yayınları, İstanbul 1991.
Okunma Sayısı: 2285
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ayse sonmez

    15.04.2013 00:00:00

    allah razi olsun emegi gecen herkese cok yardimci oldu

(*)

204.

gün

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı