"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hıristiyanlık’ta Kadın

30 Kasım 2018, Cuma
Hıristiyanlık’taki kadın algısı, Pavlus’un özellikle Korintoslular’a yazdığı birinci mektupta ileri sürdüğü görüşler çerçevesinde şekillenmiştir. Yahudi ve pagan kültürlerinin etkisi altında gelişen bu algı, Kilise’nin Ortaçağ boyunca kadına yönelik aşağılayıcı tutumunun temelini teşkil etmiştir.

Hıristiyanlık’ta kadınla ilgili tutumunun belirlenmesinde Hz. İsa’nın davranışları ve sözlerinden çok, kendisinden sonra Hıristiyanlığın kurucu şahsiyetlerinden olan Pavlus’un etkisi olmuştur. Eski Ahid külliyatının son şeklini aldığı ve Talmud metnini oluşturacak olan Mişna külliyatının teşekkül devresinde yaşayan Pavlus ve ilk devir Hıristiyanları, Yahudi kültürünün ve pagan (putperest) Roma kültürünün kadına bakışından oldukça etkilenmiştir. Bu durum, sadece Yeni Ahid’deki ilgili metinlerde değil, aynı zamanda Kilise Babaları’nın yazılarında da görülmektedir.

1. Yeni Ahid’de Kadının Yeri

Hz. İsa’nın kadınlarla ilgili tutumunda, birkaç örnek istisna edilecek olursa, yaşadığı kültürel ortam dikkate alındığında genel olarak olumludur. Gerçekten, Hz. İsa döneminde bir erkeğin koruması altında olmayan kadınlar, özellikle de dullar, boşanmışlar ve evlenmemiş olanlar toplum tarafından aşağılanmakta idi. Özellikle yabancı kadınlar ile hayat kadınlarının herhangi bir maddî yardımdan istifade etmeleri dahi mümkün değildi. İşte, böyle bir ortamda, Yeni Ahid’de verilen bilgilere göre Hz. İsa’nın etrafında, onun sohbetlerini ve tavsiyelerini dinleyen kadınların olduğu görülmektedir. Meselâ, Marta ve Meryem adında iki kardeş köylünün evine misafir olmaktadır ve Meryem adlı kadın, ev işlerini bırakıp Hz. İsa’nın sohbetine katılmaktadır. 40 Ayrıca, ‘günahkâr bir kadın’ elinde bir kap ile Hz. İsa’nın yanına gelir ve gözyaşları ile ıslattığı ayaklarını saçlarıyla siler, daha sonra onları öpüp yağ ile mesheder ve Hz. İsa buna karşı çıkmaz. Günahkâr bir kadının böyle bir davranışta bulunmasına ve İsa’nın buna karşı çıkmamasına şaşıranlara İsa, kadının imanla yaptığı bu davranışları sebebiyle günahlarının affedildiğini söyler. 1

Aynı şekilde, kadın hastalığından muzdarip ve Yahudi kurallarına göre ‘murdar’ kabul edilen bir kadın, İsa’nın elbisesine dokunmak suretiyle iyileşir. Elbisesine izinsiz dokunduğu için korkudan İsa’nın ayaklarına kapanan kadını kovmaz ve hiç beklenmedik bir şekilde şöyle der: ‘Kızım, imanın seni kurtardı; selametle git ve derdinden şifa bul.’ 2

Zina suçundan sadece kadınların ölüme mahkûm edildiği bir toplumda, mabedde böyle bir infazın gerçekleşeceği esnada Hz. İsa, ‘İçinizde günahsız olan, kadına ilk taşı atsın!’ sözü ile infazın yapılmasını engeller. 3 Bunun dışında, Kenanlı ve Samiriyeli kadınlara karşı davranışları da ‘yabancılar’la ilgili dönemin Yahudi kanunlarına aykırı özellikler içermektedir.4

Hz. İsa’nın bu davranışları o kadar sıradışıdır ki, bu yenilikler konusunda Pavlus dahi onu takip edememiştir denebilir. Gerçekten, Hıristiyanlığın temelde bakış açısını belirleyecek olan Hıristiyanlığın kutsal kitap külliyatı olan Yeni Ahid’de kadına yaklaşımın en belirgin ifadeleri, Pavlus’un mektuplarında yer almaktadır. Pavlus’un, kadının ikinci dereceden bir varlık olduğu yönündeki ifadeleri, Hıristiyan kültüründe ve ilahiyatındaki kadının konumunu en çok belirleyen sözler olacaktır. Pavlus’un kadınlara ilişkin sözlerinin hülâsası, Korintoslular’a yazdığı birinci mektupta ifadesini bulmaktadır. 5 Hıristiyanlığın mimarı kabul edilen Pavlus, kadının Hıristiyanlık tarihindeki yerini ve kaderini de belirleyecek olan kişi olacaktır. 6

Pavlus’a göre, kadın Tanrı’dan insana doğru giden hiyerarşide en sonda yer almaktadır:

‘Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesih’in başı da Tanrı’dır.’ 7

Kadının başını örterek ibadet etmesini söyleyen Pavlus’a göre başını örtmeyen kadın başını tıraş ettirmelidir. Aksine erkek, başını örtmemelidir. Pavlus’a göre, erkeğin başını örtmemesi, onun Tanrı’ya benzemesi ve yüceliğindendir. Bunun sebebi ise, kadının erkekten yaratılmış olmasıdır:

‘Erkek başını örtmemeli; o, Tanrı’nın benzeri ve yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.’

Kadının erkek için yaratıldığını belirten Pavlus, buna dayanarak ‘kadının başı üzerinde de yetki sahibi olduğu’nu söylemektedir:

‘Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır.’ 8

Her ne kadar Pavlus, bunları söyledikten sonra ‘Rab’de ne kadın erkekten ne de erkek kadından bağımsızdır. Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi erkek de kadından doğar’ 9 derse de, ‘Ama her şey Tanrı’dandır’ 10 diyerek, bu sözünün de bir önceki ifadeleri ile birlikte anlaşılması gerektiğine vurgu yapmaktadır.

Pavlus, duâya ve ibadete kadının başı örtülü olarak katılması gerektiğini vurguladıktan sonra, yine aynı mektubun ileriki bablarında, kadının toplu yapılan duâlarda söz almasına da karşı çıkmaktadır. Bu durum, Kilise tarafından kadının kilisede vaize olmayacağı sonucunu doğuracaktır. Pavlus’un bu konudaki o kadar ileri gitmektedir ki, topluluk içerisinde kadının konuşmamasını ve ‘uysal olmasını’ istemektedir. Kimi Hıristiyan ilahiyatçılar, ‘kutsal topluluk’ içerisinde konuşmaması gerektiği sonucuna varmış ve dini konularda kadınların hem hizmet vermesini hem de söz söylemesini kabul etmemiştir:

‘Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur.’ 11

Pavlus için ideal kadın, ‘bilgi sahibi olmayan’, bilgilenme konusunda ‘kocasına bağımlı olan’, toplantılarda konuşması ayıp olduğu için susan, sessiz bir varlıktır:

‘Kutsal Yasa’nın da belirttiği gibi (kadınlar) uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.’ 12

2. Kilise Babalarından Günümüze Hıristiyan İlahiyatı ve Kadın

Yeni Ahid’de özellikle Pavlus tarafından ortaya konan bu antropoloji, meşhur ilk dönem Kilise Babası Aziz Augustin (354-430) tarafından geliştirilerek devam ettirilecektir. Öyle ki, Augustin’in kadın konusundaki tutumu ve ‘teolojik’ açıklamaları birer ‘dogma’ olarak Ortaçağ boyunca tekrar edilecektir. Hippo piskoposu olan Augustin’e göre, erkeğin bedeni ile ruhu arasında bir düalite yoktur, oysa kadının ‘cinsiyeti’ onun ruhunu yansıtmamaktadır. Erkek, ruh ve bedeni ile tam olarak ‘Tanrı’nın sûreti’dir; oysa kadın, sadece ruhu bakımından buna sahiptir. Zira onun ‘kadınlığı’ (dişiliği, feminite) aklının çalışmasına bir ‘engel’ teşkil etmektedir. Bu nedenle kadının aşağı derecede bir varlık olması ‘tabiidir’. 13

Ortaçağ Kilise Babaları’ndan Aquino’lu Thomas (1225-1274), Augustin’in teorisini devam ettirmiştir. Ona göre de kadın, erkeğe nispetle eksik yaratılmıştır. Kadın, ‘aklî kavrayış’ın tam olarak gerçekleştiği erkeğe tabi olmak ve ona itaat etmek zorundadır. 14 Bu anlayış, Kilise hukukunda maddeleştirilerek bir esas haline getirilmiştir. Mesela, 15. yüzyıla kadar temel metin kabul edilen Gratien Genelgesinde ‘kadın, Tanrı’nın suretinde yaratılmamıştır’ (qu.: 5, cause: 33) ibaresi yer almaktadır. Böylece, kültürel olan bir durum, yanlış bir yorum ile kutsallık kazanmış ve ‘tabiî’ bir durum imiş gibi kabul edilmiştir. Öyle ki, ilahiyatçıların bu durumu ‘tabiî’ karşılamaları ve yaratılışa dayandırmaları ile birlikte söz konusu görüşler Hıristiyanlık’ta ‘teolojik’ bir esas halini almıştır. Çocuk sahibi olma dahi erkeğin aktif olduğu, kadının ise sadece ‘döle yataklık ettiği’ kabul edildiği için, bu durum Aquino’lu Thomas tarafından ‘erkeğin üstünlüğünün ilahi bir delili’ olarak anlaşılmıştır.15

Modern felsefi ve bilimsel gelişmeler, Kilise’nin geleneksel kadın görüşünün tartışılmasında önemli etkide bulunmuştur. Böylece, Kilise’nin geleneksel ‘kadın-karşıtı’ öğretileri yeniden tartışmaya açılmıştır. Mesela, bin yıllık bir görüş olan ‘evli çiftlerin ancak çocuk sahibi olmak için birlikte olabilecekleri’ne dair anlayıştan vazgeçilmiş ve kadının pasif bir varlık değil, kendi bedeninden şahsen sorumlu bir varlık olduğu kabul edilmiştir. Papa XXIII. Jean, Pacem in Terris (1963) adlı genelgesinde, ‘kadın ve erkeğin eşit saygınlığa sahip varlıklar oldukları’ vurgusunu yapmak zorunda kalmıştır. II. Vatikan Konsili belgelerinden olan Gaudium et Spes yasasında ise, ‘cinsiyete dayalı her türlü ayrımcılığın Tanrı’nın rızasına uygun olmadığı gerekçesi ile ortadan kaldırılması gerektiği’ (29/2; 60/1) belirtilmiştir. 16

Sonuç

Yahudi ve Hıristiyan kaynaklar incelendiğinde, her iki dinde de kadının erkeğe nispetle aşağı derecede bir varlık olduğu açıkça ifade edilmiştir. Her ne kadar Eski Ahid’deki ilk yaratılış kıssasında kadının erkek ile aynı anda yaratıldığı belirtilmiş olsa da, ikinci kıssada yer alan ‘erkeğin kaburga kemiği’nden yaratılmış olan, yaratılış gayesi ‘çocuk doğurmak ve eşine hizmet etmek’ olan kadın imajı Yahudi kaynaklarında baskın bir anlayış halini almıştır. Bu anlayışın dini metinlerin yorumlanmasında esas kabul edilmesi, sonraki dönemlerde kaleme alınan Talmud metinlerinde karşılığını bulmuştur.

Eski Ahid’de ve Yahudi dini literatürde geliştirilen söz konusu anlayış, Hz. İsa’nın sözleri ve davranışları ile değiştirilmeye çalışılmış olsa da, Yeni Ahid külliyatında belirleyici bir yaklaşım olamamıştır. Hıristiyanlık’taki kadın algısı, Pavlus’un özellikle Korintoslular’a yazdığı birinci mektupta ileri sürdüğü görüşler çerçevesinde şekillenmiştir. Yahudi ve pagan kültürlerinin etkisi altında gelişen bu algı, Kilise’nin Ortaçağ boyunca kadına yönelik aşağılayıcı tutumunun temelini teşkil etmiştir.

Dipnotlar:

1. Luka, 7/36-50.

2. Markos, 5/25-34.

3. Yuhanna, 8/3-11.

4. Matta, 15/22-28; Yuhanna, 4/5-30.

5. Korintoslulara I. Mektup, 11/3-16.

6. Yeni Ahid’in ve özel olarak Pavlus’un kadınlara dair ifadelerinin değerlendirilmesi için ayrıca bkz.: Jean-Pierre Prévot, Les Scandales de la Bible, Paris 2006, s. 71-108.

7. Korintoslulara I. Mektup, 11/3.

8. Korintoslulara I. Mektup, 11/9-10. Yeni Ahid’deki bu ifadeler, özellikle Batı’da kadının başının erkeğin zoruyla örtüldüğünü savunan feministlerin ve yazarların kullandıkları argümanların temeline işaret etmektedir.

9. Korintoslulara I. Mektup, 11/11-12.

10. Korintoslulara I. Mektup, 11/12.

11. Korintoslulara I. Mektup, 14/34.

12. Korintoslulara I. Mektup, 14/35.

13. Encyclopédie des Religions, edit.: F. Lenoir – Y. Tardan-Masquelier, Paris 2000, c.2, s. 1670.

14. Bkz.: Somme Théologique, c. I, 92/1-2.

15. Bkz.: Somme Théologique, c. I, 92/1-2.

16. Encyclopédie des Religions, edit.: F. Lenoir – Y. Tardan-Masquelier, Paris 2000, s. 1672.

Okunma Sayısı: 914
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı