"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Aferin, mertçe hakikati arayan fenlere!

Fatma Nur DOĞAN
02 Aralık 2018, Pazar 00:24
Bir ara lisede öğretmenlik yaptığım zamanlarda müşahede ettim ki, gençlerin kafalarında Allah’ın varlığına ve birliğine dair çok sualler var.

Ve özellikle okudukları fen bilimleriyle Allah’ı, dini ve dinin emirlerini bağdaştırmakta sıkıntı yaşıyorlar. Usûlünce onlara okudukları her bir fennin aslında Allah’ı anlattığını ifade ettikçe, tatmin olmaları ve ikna olarak ayrılmalarından dolayı onların ve bizlerin aldığı lezzet, dünyalara değişilmez..

Okunan her bir ilim aslında yaratılmış bir şeyi inceler ve yaratılmış her bir şey Yaratanını bildirir. Yaratılan her bir mevcuttan bir ilim çıkmıştır. İnsan incelenmiş tıp ilmi, ağaçlar bitkiler incelenmiş, botanik ilmi, hayvanlar incelenmiş zooloji ilmi vs. Bunların sonucu da her bir bilim dalı için üniversitelerde kürsüler kurulmuştur. Her bir ilim aslında Yaratanın mükemmelliğini bize daha açık bir surette gösteriyor. 

Meselâ matematikteki ihtimal hesabı ile insan Allah’ın varlığına nasıl ikna olur?

Bir bilgisayarın başında bir maymun olsun ve bilgisayarın tuşlarına rastgele bassın. Bu rastgele basmaları sonucunda anlamlı bir kelime ya da cümle oluşturabilmesi mümkün müdür? Bu maymunun a harfini yazma ihtimali 29’da 1’dir. “At” yazma ihtimali ise 841’de 1’dir. “Tesadüf” yazma ihtimali ise 17.249.876.390’da 1’dir ki bu zaman bakımından da imkânsız bir ihtimaldir. Elbette 4000 çeşit canlılar yedi harfli bir kelimeden daha mükemmeldir. Bir DNA molekülünde yaklaşık  3,5 milyar nükleotid yani 3,5 milyar harf bulunmaktadır. Yedi harften oluşan bir kelimenin tesadüfen oluşma ihtimali 17.249.876.390’de 1 ise bir tek DNA’daki 3,5 milyar harfin oluşma ihtimali imkânsızın imkânsızıdır. O halde yaratılıştaki her kanun, kanun koyucuyu gösterir. 

Bediüzzaman Lemaat adlı eserinde “Tabiat, bir san’at-ı İlâhiyedir” başlığı altında şu ifadeleri zikretmektedir; “Değil tâbi’ tabiat, belki matba’. Değil nakkâş, o belki bir nakıştır. Değil fâil, o kabildir. Değil masdar, o mistardır. Değil nâzım, o nizamdır. Değil kudret, o kanundur. İradî bir şeriattir, değil haric-i hakikattar..” (Sözler) Yani tabiat Allah’ın bir san’atıdır. Tabiat nakkaşını gösteren bir nakıştır. Tabiat kanundur ki kanun koyucusunu ve kanunu uygulatanın kudretini gösterir.

Bir tablo kendinden çok ressamını ifade etmektedir. Neden mükemmel bir elektronik alet görünce bir mühendislik harikası denir? Tabiî ki kendinden daha çok mühendisini gösterdiği için öyle değil mi? Tabiî ki örnekler daha çoğaltılabilir. Hatta biz Bediüzzaman’ın “Fâilsiz bir fiil ve müsemmasız bir isim mümkün olmadığı gibi; mevsufsuz bir sıfat, san’atkârsız bir san’at dahi mümkün değildir.” (Asa-yı Musa ) ifade ettiği ve matematikteki türev ile kabul görüldüğü üzere bir fiiil var ise faili vardır. O fail ona gücü yeten olmalıdır. Etrafımızdaki her bir şey ve fenlerle incelenen her bir varlık failini san’atkârını göstermekte ve O’nun gücünün nelere yettiğini gözler önüne sermektedir. Oradan anlaşılan özellik ve vasıflar elbette sahibini gösterecek. Bir kitap var kâtibini gösterecek. Fenlerle daha bir net anlıyoruz ki o kitap çok mükemmel, çok san’atlı kimsenin taklidini yapamayacağı bir eşsizlikte. Öyleyse o kitap kendini yazamaz, kitap kendi kendine de olamaz, tesadüfen olması mümkün değil, o zaman kâtibini tanıtıyor demektir. İşte fenler de bu noktada gayretli hizmet etmektedir. Yani insanoğlu varlığı araştırdığı her an Rabbini  tanımakta ve hayretlerle daha derinleşmektedir. İşte Bediüzzaman bu yüzden şu sözleri ile fenleri ve ilimleri tebrik etmektedir.

“Âferin maarifin himmet-i feyyazanesine ve fünunun himmet-i merdanesine ki; meyl-i taharri-i hakikat ve muhabbet-i insaniyet ve meyl-i insaf olan hakaiki techiz ederek o manilere gönderip zîr ü zeber etmiş ve ediyor.” (Muhakemat)  Bakın aferinler Bediüzzaman’dan kimlere geliyor.

1. Aferin; çok feyiz veren özelliği ile bilimlere.

2. Aferin; mertçe çalışan ve hakikati arayan özelliği ile fenlere!

Ki onlar ne yapıyor dersiniz? 

1- Hakikati arama meyli, 

2- İnsaniyete muhabbet, 

3- İnsaf meyli (gerçeği kabul etme meyli) 

olan yukarıdaki üç hakikati cihazlanmışlar ve İslâmın önündeki manileri darmadağın etmiş ve ediyor.

O yüzden ben de aynı Bediüzzaman gibi fenleri İslâmın birer cevval hizmetkârları olarak can-ı gönülden tebrik ediyorum.

Nasıl fenler Hâlıkı tanıtır? sorusuna da lise talebelerinin  Bediüzzaman’a gelip “bize muallimlerimiz Allah’ı tanıtmıyor” dedikleri zaman; Bediüzzaman cevaben “Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.” (Asa-yı Musa) diye cevap veriyor.

Fenlerin Hâlıkımızı nasıl tanıttığına dair bir örnekle bitirelim:  

“Nasılki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda hârika ve hassas mizanlarla alınmış hayatdar macunlar ve tiryaklar var. Şübhesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir. Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dörtyüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıp mikyasıyla küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl’i hattâ kör gözlere de gösterir, tanıttırır.” (Asa-yı Musa)

Okunma Sayısı: 896
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı