"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fizyolojiden marifetullah mesajları - 3

Feyzullah ERGÜN
11 Mart 2019, Pazartesi
İnsan vücudunu hikmetler ve harika sanatlı cihazlarla yaratan Fatır-ı Hâkim (cc), bu eserinin canlılığını sürdürebilmesi ve hayatın zorlu anlarındaki hastalıklardan korunup, direnç kazanabilmesi için, hayat suyu denilen kanı ve içindeki şekilli elemanları, vücudun her noktasında vazifeli olarak, dolaştırmaktadır.

32. Söz’ün 2. Haşiyesinde “Kan ise, içinde iki kısım küreyvat halk edilmiş. Bir kısmı küreyvat-ı hamra tabir edilir ki, bedenin hüceyrelerine erzak dağıtıyor. Tüccar ve erzak memurları gibi. 

Diğer kısmı küreyvat-ı beyzadırlar ki, ötekilere nispeten ekalliyettedirler. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır ki, ne vakit müdafaaya girseler, mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile, sür’atli bir vaziyet-i acibe alırlar” diye fizyolojik faaliyetleri temsilî ve veciz bir şekilde anlatılmıştır. 

Kanın içinde, hayata hizmet eden küreyvat-ı hamra (alyuvarlar- eritrositler) ile küreyvat-ı beyzanın (akyuvarlar- lökositler), özellik ve faaliyetlerini mana-i harfî nazarıyla tanımaya çalışacağız.

Eritrositler olarak da bilinen alyuvarların esas vazifesi “Akciğerlerden dokulara, oksijeni ileten HEMOGLOBİN’i taşımaktır. Hemoglobin dolaşımda kalabilmek için, eritrosit içinde olmalıdır. Alyuvarların, hemoglobin taşımanın yanında, başka vazifeleri de vardır. Karbon dioksit, bazı kimyasal tepkimelerle, akciğerlere taşınır ve vücut atık ürünü olarak, atmosfere verilir. Hücre içindeki hemoglobin, mükemmel bir asit-baz tamponudur. Bu yüzden alyuvarlar, tam kanın tamponlama gücünün önemli bir kısmından sorumludurlar. Normal alyuvarlar, disk şeklinde olup, ortalama çapları yaklaşık 7-8 mikrometre olup, hacimleri 90-95 mikro metreküptür. Alyuvarların şekli, hücreler kapillerlerden (kılcal damarlar) geçerken belirgin olarak değişebilir. Gerçekte alyuvarlar, kese gibidirler ve hemen hemen her şekle değişebilirler. Normalde bir milimetreküpteki kanda, alyuvar sayısı erkekte yaklaşık 5.200.000 ve kadında 4.700.000’dir. Yükseklerde yaşayanların alyuvar sayıları, daha yüksektir. Oksijenin kanla taşınmasında, saf hemoglobinin bir gramı, 1.34 mililitre oksijen ile bağlanma yeteneğindedir.” 7

Alyuvarlar, plazma denilen kanın sıvısında, 120 günlük ömürleri, insan hayatına hizmet ettirilerek, sona ermektedir. Vücutta üretildikleri yer, kemik iliğidir. Yaş ilerledikçe, kemik iliğinde de, alyuvarların üretimi azalmaktadır. Ölenlerin yerine, yenisi doğduğu için, sayıları değişmez. Çeşitli hastalıklar ve kan kayıplarında, alyuvarların sayısı azaldığında, kansızlık (ANEMİ) problemi ortaya çıkar. Aslında problemin kaynağı, alyuvarlardaki hemoglobinin azalmasıdır. Bu durumun, vücutta hissettirdiği ilk belirtiler halsizlik, bitkinlik, uyku hali, üşüme, unutkanlık ve günlük iş aktivitelerinde verimin düşmesidir. Hemoglobin taşıyıcısı olan alyuvarların, “Çok önemli bir özelliği de, zarları üzerindeki bazı moleküller ile bunlarla uyum içinde olması gereken plazmanın, yapısı sebebiyle çeşitli tiplere ayrılmaktadırlar. Bu sebepten, alyuvarı üzerindeki özel moleküller, başka birisindeki ile aynı olmadığı takdirde, yabancı bir antijen (bağışıklık sistemi cisimciği) olarak muamele görür ve hücreler bir araya gelerek yığılırlar. Bu açıdan A, B, O ve AB olmak üzere, dört ana kan grubuna ayrılırlar. Ayrıca RH faktörü ismi verilen, diğer önemli bir özellikleri vardır. Dolayısıyla herhangi bir kimseye, kan nakli gerektiğinde, bu özelliklere dikkat edilmediği takdirde hastalar, kan uyuşmazlığından dolayı, vefat etmektedir.

Alyuvarlarla kanda birlikte gezen, kan pulcukları (plateletler), bir milimetreküp kanda 250-300 bin kadar bulunmakta olup, hayatî ehemmiyeti haizdir. Bu pulcukların fonksiyonlarıyla, her şeyi sonsuz ilmi ile bilen ve gören Rabb’imiz (cc), kazalara uğrayarak, bir yerimizin kesileceğini de bildiğinden, kan kaybından ölmemek için, en fazla 5 dakika içinde bu yara yerinin örülerek tıkanması ve kanı pıhtılaştırarak, akışkanlığını kaybetmesi hususiyetini vermiştir. Eğer bu pıhtılaşma hadisesi, damar içinde olsa, tıkanmalara ve organ ölümlerine sebep olurdu. Bazen meydana gelen küçük pıhtıları eritmek için, hususî enzimler bulunmaktadır. Pıhtılaşma hadisesi başlı başına bir mu’cize olup, çok açık olarak bir yönüyle, Rabbimizin MÜDEBBİR (cc) ismini göstermektedir. İçinde çekirdek olmadığından, yaşlanınca kendini tamir edemediği için, ölen alyuvarlar, israf olup zayi olmamaktadır. Karaciğer, dalak ve kemik iliğinde parçalanarak, içindeki demir tekrar kullanılmak üzere depolanmaktadır. Diğer bir kısmı da, safrada kullanılan ve sarı rengini veren, bilürübine dönüştürülmektedir. Alyuvarlar, her dokuya ve organa girip çıktığından, muhakkak oralardan bazı şeyler karışmaktadır. Bu yüzden, çok hassas yapılan kan tahlilleriyle, vücuttaki faaliyetlerden geniş şekilde, çeşitli hastalıkların durumu hakkında, bilgi sahibi olunabilmektedir. Ne kadar anlatılırsa da, içindeki bütün maddelerin hikmet ve faaliyetinin ne kadar hayatî olduğunu tam olarak anlatmak, çok zordur.” 8

Kandaki akyuvarlar (küreyvat-ı beyza yani lökositler), vücudun enfeksiyonlara karşı, direncini ve savaşını gerçekleştiren özel sistemin en önemli savunma cisimcikleridir. “Kısmen kemik iliğinde ve kısmen de lenf dokusunda oluşurlar. 

Oluştuktan sonra kan ile, ihtiyaç duyulan farklı vücut bölgelerine taşınırlar. Böylece enfeksiyon etkenlerine karşı, hızlı ve güçlü bir savunma sağlarlar. Bir kısım lökositler, yabancı yayılımcıyı “ARAYIP BULMA ve HARAP ETME” özel yeteneğine sahiptir. Kanda normalde altı çeşit akyuvar bulunur. 

Bu hücreler bir arada çalışarak, iki yolla hastalıkları önler: 

1) Yayılımcı bakteri veya virüsleri FAGOSİTOZ (saldırgan etkenin hücresel tahribi ve sindirimi) ile harap ederek ve 2) Antikorlar ve duyarlı lenfositler (savunma cisimcikleri) oluşturarak; bunlardan biri ya da ikisiyle birlikte yayılımcıyı, harap edebilir veya yayılımını durdurabilir.” 9 İşte bu faaliyet, Bediüzzaman Hazretleri’nin veciz tarifleriyle “Mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile, sür’atli bir vaziyet-i acibe alırlar” şeklinde izah ettikleri faaliyet budur. 

Vücudun savaşçıları olan, akyuvarların ömrü, kemik iliğinden salındıktan sonra, normalde dolaşım kanında 4-8 saat ve ihtiyaç duyulan dokularda 4-5 gündür. 

Vücudun savunması, akyuvarların mu’cizevî çalıştırılmaları ile gerçekleştirilip, incelikleri akıllara hayret ve hayranlıkla, bu sonsuz ilim ve kudretin ihtişâmı karşısında SÜBHANALLAH dedirebilmekle insan, kendini tanıyarak, Rabbini de ilm-el yakîn tanımaya muvaffak olabilecektir. İNŞÂALLAH.

SAĞLICAKLA KALIN 

Dipnotlar: 

7) Tıbbî Fizyoloji, s. 420

8) Prof. Dr. İrfan YILMAZ, Organların Dilinden, s. 101, Altınburç Yayınları 2012

9) Tıbbî Fizyoloji, s. 429

Okunma Sayısı: 1430
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı