“Ey ah ü enin eden hasta! Hastalığın suretine bakıp ah eyleme; manasına bak, oh de. Eğer hastalığın manası güzel bir şey olmasa idi, Hâlık-ı Rahîm en sevdiği ibadına hastalıkları vermezdi.”
Hastalık ve musibetler, sabır ve şükürle karşılanabildiği ölçüde, insanı evliyaullah makamına dahil edebilir. Hastalıkların elem ve sıkıntıları olmakla birlikte, mana ve verdikleri uyarı mesajı itibarıyla, güzel hale gelebilmektedir. İnsana, hastalıklar aracılığıyla, daldığı gafletten bir uyarı mesajı olacağı gibi sabır, şükür, tevekkül ve rıza dairesinde manevî derecelere yükselmesine vesile olabilecek bir imtihan haline de gelebilir. Cenâb-ı Hakk’ın (cc), sevdiği kullarına verdiği hastalıkların kazandırdığı sevap hazineleri, ebedî saadete vesile olacağından, rahatlama ve sevinç duygularını da, fazlasıyla yaşatacaktır.
Yaşadığı ağır hastalık tablosuyla, Hz. Eyyûb (as.) sabır ve şükrün sembolü olarak anılmaktadır. Yedi yıl boyunca yaşadığı, yaralar içindeki mübarek bedeninin çektiği acılara katlanmış, peygamber sabrı ve şükrü ile, imtihanı kazanarak SABIR KAHRAMANI olmuştur. Zira, unutulmamalıdır ki, en ağır imtihanlara Peygamberler muhatap edilmiştir. Hadis-i Şerif’te, “İnsanların en çok belâ ve musibetlere maruz kalanları, Peygamberlerdir, sonra evliyalar, sonra da derecelerine göre diğer salih insanlar gelir.” (Tirmizî- İbn-i Hanbel) buyurulmuştur. Bu açıdan bakıldığında, hastalıklar riyasız, halis ibadet, RAHMANÎ BİR HEDİYE, kusur ve günahlardan temizleyen manevî cerrahî bir operasyon nazarıyla değerlendirilebilir.
Çağımızda yaşanan günah sellerinde bunalmış ve perişan olmuş insanların, fizyolojik hastalıklardan daha çok, maddî-manevî hayat standartlarını olumsuz etkileyen, psikolojik denge bozukluklarıdır. “İç dışa, dış içe bir çevrilsek”, sağlıklı bir insana rast gelme ihtimali son derece azalacaktır. Böyle bir zamanda hastalıklar, depresyonlar girdabında bocalayan insanın, inanç bunalımlarıyla kararan ufuklarını, nurlandırarak uyandırmak için Hâlık-ı Rahîm (cc), sevdiği kullarının, farkındalık duygularını alarma geçirecek, etkili uyarıcı ve nefis muhasebesi çağrısı olarak değerlendirilmelidir. İnsanın dayanamayacağı elem ve sıkıntılardan ağlayıp, inlemesi, aczinden dolayı yaradılışı gereğidir. Hastalıkların ağırlaştığı dönemlerde, kader-i İlâhî’nin tasarrufuna itiraz edilmeden sabır, şükür, tevekkül ve rıza dairesinde, ruhanî bir memnuniyet halinde, Rahmet-i İlâhîye’ye sığınılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, yaşanan bu haller, bizzat veya sonuçları itibarıyla hayırlara vesile olacaktır.
İnsan organizmasının hastalıklara maruz kalması, olumsuz ve ümitsizce duyguların derinleşmesine fırsat vermemelidir. Zira öyle hastalıklar var ki, ölüm sebebi olduklarında, manevî şehit hükmünde yüksek derecelere ulaştırır. Doğum esnasında yaşanan komplikasyonlar, akut batın sendromu olarak yaşanan şiddetli sancılar, geniş kapsamlı acil hastalık halleri, suda boğulma, yanık ve ateşli enfeksiyon hastalıkları sonucunda gerçekleşen ölüm hadisesi, ebedî saadetin, cennet makamlarına ulaştıracağı bir pasaport değerini kazandıracaktır.
Hastalıklarla hissedilen, elem ve sıkıntıların olumsuzluğuna odaklanıldığında, sadece NEGATİF DUYGULARI çoğaltmakla kalmaz, yaşamın her karesine olumsuzluk ve karamsar bir tablo çerçevesinden bakılmış olunacaktır. Bu durum yaşandığında, sıkıntılara yeterli olabilen sabır kuvvetini, sabırsızlıkla tüketmeden, dikkat ve enerji potansiyelini İlâhî rahmet, şefkat ve şifa kaynaklarına güvenmekle, Zat-ı Zülcelâl’in (cc) geniş af ve merhametine sığınarak, sevginin pozitif âlemine adım atılabilmesi de, manevî huzuru sağlayacaktır.
İman penceresinden bakıldığında, hastalıkların sağladığı değerli psikolojik terapi ise, hırsla bağlanılan dünya alakaları ve bitmeyen uzun hayallerden uyandırarak, yaşanabilecek ayrılıklardan, aldatmaz ve kesin ikazlara vesile olmalarıdır.
SAĞLICAKLA KALIN.