“Ey hastalık vasıtasıyla hayrat yapamamaktan şekva eden hasta! Şükret; hayratın en halisinin kapısını sana açan, hastalıktır. Hastalık mütemadiyen hastaya ve lillâh için hastaya bakıcılara sevap kazandırmakla beraber, duanın makbuliyetine en mühim bir vesiledir.”
Hayatın akışı sağlık ve huzur içinde devam ederken, çeşitli nedenlerle meydana gelen hastalıklar dolayısıyla insanın dünyasını ve yaşam kalitesini zorlayacağı bir döneme neden olacağı bir gerçektir. Hastalanan müminin yaşam tarzı, sağlıklı haline göre farklılıklar göstereceğinden, ibadet, hayır ve hasenatlardan yoksun kalabileceğini düşünebilir. Hastalıkların, insanı ibadetlerden geçici olarak engelleyebileceği düşünülürse de, menfi ibadetler sonucu hal dilinin konuşmasıyla, dua musluklarının da ihlaslı akışı devam edeceğinden, hayır ve rahmet kapıları ardına kadar açılacaktır. Manevî atmosferde yaşayan hastanın bu hali, çevresine de yansıyarak, Rıza-i İlâhî dairesinde hayırlar işlenmesine vesile olabilecektir. Bu haller göz önünde bulundurulduğunda, hastalıktan şikayet edilmemesi kulluk bilincine daha uygun olacaktır. Zira, hastalıklar bedende sıkıntılara neden olabilirken, maneviyât âleminde şifaya vesile olabilecek, cerrahî bir ameliyat vazifesi görebilecektir.
Olumsuz hayat şartlarının etkisiyle yıpranıp hastalanan insan organizması, hastalıklar aracılığıyla maddî-manevî yönlerden uyarı testlerinden geçirilmektedir. Hayatın her devresinde, hastalıklar insana sabırlı olmayı, Cenab-ı Hakk’a (cc) sığınarak istiğfar etmeyi öğretir. Ruh ve kalbi kibir, gurur ve öfke gibi duygulardan arındırarak, başka hastaların durumlarına bakıp ibret alarak şükretmeyi geliştirir.
İlâhî rahmetin koruması altındaki hastaya maddî-manevî yardımda bulunmak büyük sevap kaynağı olacağı gibi, hasta ve yakınlarının yapacakları halis ve samimi dualar, rahmet ve affın kapsamına girmelerine vesile olabilecektir. Bu hizmette anahtar kelimeler, Rıza-ı İlâhî, ihlâs ve merhamettir. Elem ve sıkıntılarla bunalan, hüzünlü ve yorgun hastanın kalbine sevinç duygularıyla müjde ve teselli vermek, en makbul bir sadaka hükmüne geçecektir. Hasta bakım ve tedavisinde sağlanabilecek en yüksek manevî kâr ise, anne-baba başta olmak üzere, yakın çevreye yapılacak yardım ve hizmetlerin, şefkatle devam ettirilmesidir.
Hastalık, DUANIN KAYNAĞI diyebiliriz. Fiilî dua halindeki hastanın halini sorarak, yakın ilgi göstermenin ehl-i imân için mühim sevabı vardır. Sünnet-i seniye olup, günahların affedilmesine vesile olur. “Hz. Sevbân (ra) anlatıyor: “Resulullah (asm) buyurdular ki: “Hasta ziyaretinde bulunan kimse, ziyaretten dönünceye kadar Cennet meyveleri arasındadır.” (Müslîm-Tirmizî). Yine Hz. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: “Resulullâh (asm) buyurdular ki: “Kim Allah rızası için bir arkadaşını ziyaret eder veya bir hastaya geçmiş olsun ziyaretinde bulunursa, bir münâdi ona şöyle nidâ eder: “Dünya ve ahirette hoş yaşayışa eresin. Bu gidişin de hoş oldu. Kendine Cennette bir yer hazırladın.” (Tirmizî). Yine Ebû Said (ra) anlatıyor: “Resulullâh (asm) buyurdular ki: “Bir hastanın yanına girince, ona sağlık ve uzun ömür temennisiyle onu rahatlatın. Zirâ böyle yapmak, onun gönlünü hoş eder.” (Tirmizî). Bu konuşma hastayı ferahlatacak, hayata sevgi ve bağlılığını arttıracak tarzda olmalıdır. Endişesini gidererek ferahlandırmak, hastalığın gitmesine dua etmek, Allah sana şifa verecektir diyerek, sevindirilmelidir.” (1)
SAĞLICAKLA KALIN.
Dipnotlar:
1) Prof. Dr. İbrahim CANAN, Hadîs Ansiklopedisi, c.9 s.435, Akçağ Yayınevi