"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tıbb-ı Nebevî’nin kaynakları ve hayata yansıması - 4

Feyzullah ERGÜN
11 Haziran 2018, Pazartesi 01:32
İlâhî ve Nebevî kaynaklı Tıbb-ı Nebevî’nin prensipleri, birçok bilimsel gerçekleri ve uygulamaları ihtiva etmektedir. Cemiyetin sağlık, huzur ve saadeti için, günlük hayatta uyulması ve uygulanması gerekli, hayatî değeri olan reçeteleri rehber olarak değerlendirmemiz şarttır.

Resulûllah’ ın (asm) yaşadıkları dünya hayatı süresince hal, davranış ve hikmetler hazinesi sözlerinin uygulamaları ışığında, zamanımızda yaşanan maddî, manevî ve psikolojik problemlerin çözüme kavuşacağı, bilinen ve beklenen bir gerçektir.

Bu açıdan bakıldığında Tıbb-ı Nebevî, geçmiş asırları aydınlattığı gibi, gelecek zamanlara da ışık kaynağı olacağı düşüncesiyle, uyulması gerekli hayat prensiplerini, İbn-i Kayyim el Cevziyye’nin El TIBB-ÜN NEBEVÎ’sinden yorumlarla, takdim etmeye çalışacağız. Tıbb-ı Nebevî’nin temel kurallarından biri, yemeklerde ihtiyaç duyulan miktardan fazla yemeğe izin verilmemesi ve sindirimi güç yemeklerde dikkat edilmesi gerekli uyarılar “Âdemoğlu, tıka basa doldurduğu midesinden, daha kötü bir kap doldurmamıştır. Mutlaka doldurması gerekiyorsa, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, kalan üçte birini de kendisine ayırsın (boş bıraksın)” şeklinde özetlenmiştir. Önemli bir uygulama da, ateşli hastalıklarda vücudun soğuk su ile serinletilmesidir. Bugünkü uygulamalarda buna soğuk kompres veya prisnic denir. Önemli başka bir reçete de, “İki şifaya iyi sarılınız. Bunlar da BAL ve KUR’ÂN’dır” buyrulmuş, böylece beşerî tıpla İlâhî tıp, beden tedavisi ile ruh tedavisi, yerden elde edilen ilâçla, gökten gelen şifa birleşmiştir. Çok az uygulanan faydalı bir reçete de, kan aldırma (HACAMAT)’dır. 

“Mi’rac Gecesi meleklerden hangi topluluğa uğradıysam, ümmetine kan almayı emret, demişlerdi.” Ayrıca “Tedavi için başvurduğunuz çarelerin en iyisi, kan aldırmak ve yürümektir” diyerek, sağlıklı yaşamanın kaidelerine işaret edilmiştir.

Tıbb-ı Nebevî’nin en önemli koruyucu sağlık kuralı geniş çapta ve ölüm oranı yüksek bulaşıcı hastalıklarda uygulanan karantina tedbirleridir. “Bir yerde veba olduğunu işitirseniz, oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz bölgede bu hastalık vuku bulursa, hastalıktan kaçmak için, o bölgeden çıkmayınız” uygulaması, orijinal olup, patenti Tıbb-ı Nebevî’ye aittir. Bu prensip modern tıpta, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede ilk sırada yerini almaktadır. Ayrıca, insanların sıkıntı yaşadığı bir hal olan peklik (kabızlık- constipation) durumuna reçete olarak, sinâmeki ile yumuşatılabileceği ve “Sinâmeki ve kimyona devam ediniz, bu ikisinde sâm’dan (ölümden) başka her derde deva vardır” diye tavsiye buyurulmuştur. İnsanlar arasında yüksek oranda acı ve sıkıntılı haller yaşatan, baş ağrılarıdır. Bunun için “ Kına, Allah’ın (cc) izniyle baş ağrısına faydalıdır” buyurulmuştur. 

Uygulaması ise, kına sirke ile karıştırılır ve bu karışım, alna sarılırsa ağrıyı dindirir. Kınada sinir için kuvvetli bir uyum vardır. Kınadaki ağrı kesicilik özelliği, sadece baş ağrısına mahsus değildir, bilâkis bütün organlardaki ağrılar için de geçerlidir. “Her ne zaman Peygamber Efendimiz (asm) yaralanır veya vücuduna diken batarsa, yaranın üzerine veya dikenin battığı yere mutlaka kına koyardı.”

Tıbb-ı Nebevî dairesinde yapılan hasta bakımında, hikmetli uygulamalar mevcuttur. Meselâ “Hastalarınızı yemeleri ve içmeleri için zorlamayınız, zira Allah-u Teâlâ (cc) onlara yedirir ve içirir” kuralından anlaşılacağı gibi, hastaya zorla yedirmek, ona fayda yerine zarar verir. Çünkü, sindirim sistemi görevini gereği gibi, yerine getiremez. Bunun sonunda sindirim güçlüğü çeken hastanın durumu kötüleşir. Allah (cc) hastayı kendi yardımıyla besler. Bu yardım, hastanın Rabbi karşısındaki zayıflığı ve düşkünlüğü oranındadır.

Tıbb-ı Nebevî’nin, mahiyeti henüz tıp ilmince anlaşılıp, çözülemeyen bir gerçeği de “Birinizin yemek kabına sinek düşerse, onu kaba daldırınız. Zira kanatlarından birinde dert (zehir), diğerinde de derman (panzehir) vardır. Sinek önce zehiri kullanır, panzehiri erteler” Hadis-i şerifidir. Sineğin bir kanadında zehir, öbüründe antidotu olan panzehir bulunduğunu bildiren bir tıp bilgisidir ki, modern tıp araştırmaları, bu gerçeği bulabilmiş değildir. Çünkü, Tıbb-ı Nebevî, peygamberlik nurundan kaynaklanmaktadır. Tıbb-ı Nebevî’nin değerli bir prensibi de, hasta ziyaretidir. Bunun için “Hastanın yanına girdiğinizde, ecel konusunda moral veriniz. Bu tutumunuz hastanın gönlünü almaktan başka bir şeyi değiştirmez” buyurulmuştur. Güzel ve usûlüne uygun şekilde gerçekleştirilen bir hasta ziyareti (iyadet-ül mariz) ile hastanın gönlünü rahatlatmak, kalbini hoş tutmak ve hastalığı kolaylaştıracak şeyler anlatmak gibi, söz ve davranışların, hastalığın tedavisinde ve hafiflemesinde değerli destek etkisi sağlar. Böylece ruh ve beden güçleri ile savunma mekanizmaları desteklenerek, vücuda sıkıntı veren hallere karşı direnç kazanması sağlanmış ve en güzel bir ilâç yerine geçmiş olur.

Tıbb-ı Nebevî’nin temel prensiplerinden birisi de, perhiz (himye)dir. Vücuda alışık olduğu ilâç ve besinleri verip, alışık olmadıklarını vermemek esastır. Çünkü ilaç ve besinlerin uyumu, vücudun bunları almaya hazırlığı ve bunları kabul etmesi oranındadır. Araplar arasında Hipokrat seviyesinde bilinen, Peygamber Efendimizin (asm) kendisine değer verip, hasta muayene ve tedavisi yaptırdığı Hâris ibn-i Kelede “Perhiz tedavinin temelidir, MİDE İSE HASTALIĞIN YUVASIDIR. Her insana alışık olduğu şeyi veriniz” diyerek, “Her hastalığın temeli ÇOK YEMEK, her derdin çaresi AÇLIKTIR” nurlu bilgisini de ilmiyle şerh ederek, kalp ve bedenlerin şifa kaynağına işaret etmiştir.

Tıbb-ı Nebevî dairesinde sağlığı koruma, tedavi şekli ve uygulamalarında, başta gıda olmak üzere, haram kaynaklı maddelere yer yoktur. Bir kişi, Peygamber Efendimize (asm) “Ben şarabı ancak ilâç olarak yapıyorum, dedi. Buna karşılık “Şarap deva değildir, aksine DERTTİR” buyurdular. Başka bir yerde “Kim haramla tedavi olursa, Allah (cc) HARAMDA ŞİFA YARATMAZ” buyurarak, Tıbb-ı Nebevînin kesin kuralı olan “HARAMDA ŞİFA YOKTUR” ifadesini, tıp âlemine ilân etmişlerdir. Bu arada bazı insanların “Kalp damarlarını açmak için doktor, her gün bir bardak viski, kan yapıcı olarak, bir bardak kırmızı şarap ve idrar yollarındaki kumları temizlemek için, bira tavsiye ettiğini” söylemeleri, ne kadar yanlış olup, tedaviden uzaklaşarak, adım adım ALKOLİZMİN kucağına sürüklendiklerinin farkına varamadıkları acınacak bir durumdur, sebep olanların da sorumluluğunun büyüklüğü unutulmamalıdır.

SAĞLICAKLA KALIN.

Okunma Sayısı: 1535
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı