"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Arabalı vapurda akşam namazı

28 Kasım 2017, Salı
Balkan Notları...

“Kotor’dan Hırvatistan sınırına ulaşmak için arabalı vapura biniyorsunuz. Vapurda akşam namazını kılarken oradakilerin dikkatini çekiyoruz. Birileri namaz kılıyor diye sadece bakıyorlar, bir şey diyen yok ama kendi aralarında konuşmalarına şahit oluyorsunuz.”

DAJTİ EXPRESS’TE NUR KONUŞMALARI

Tiran’ın kuzeyinde seyreden dağların tam tepesine kadar uzanan bu teleferiğe mutlaka gitmelisiniz. Kişi başı altı euro. Tiran şehrinin hemen yanında bulunan dağa Dajti Express adlı teleferik ile çıkmak harika. Dağ çok yüksek olup teleferik ile seyahat 25 dakika sürüyor. Dağa çıktıktan sonra hem oranın hem de Tiran şehrinin manzarası inanılmaz. Burada bulunan otelin döner kafesine oturup kahve ile birlikte manzara keyfi yapmak sizin elinizde. Tiran’ı yaklaşık 1600 metre yükseklikten seyretmek...

Orada güzel vakit geçirebilirsiniz. Kısmet o ki, kendisi Alman eşi ise ABD’li olan bir çifte rast geldik. Merhaba ile başlayan sohbet uzadıkça uzadı. 1600 metre yükseklikte Tiran manzarası karşısında sohbet etmek herkese nasip olmaz. Onlara birer adet Risale-i Nur vermek nasip oldu. Nereden nereye. Dajti Express teleferica da Risale-i Nur konuşmak... Nasip böyle bir şey. Şehir turu sonrası Tiran’dan ayrılma vakti. İlk durağımız Arnavutluk’un güzel bir şehri olan İşkodra. Hava açık ama yer yer yağmur çiseliyor. Yemyeşil alanlardan geçiyoruz. Adriyatik’in kıyısında seyahat etmek ise ayrı bir güzel. Şehirler muhteşem. Bizim İzmir’in Özdere, Gümüldür ve Seferihisar’ını anımsatıyor. Girinti ve çıkıntılar denizle buluşunca ayrı bir güzellik katıyor. İşkodra’yı direkt geçiyoruz ve hedef Kotor. 

AVRUPANIN YAZLIĞI; KARADAĞ

Arnavutluk’tan sonra Karadağ gümrüğüne geldik ve Karadağ topraklarındayız. Tam bir efsane şehirlerin toplandığı yer. Bir ara yolumuzu şaşırdık ve polislere yakalandık. Bizden serbest geçiş ücreti istediler ama biz anlamadık. Sorry, sorry! diyerekten paçayı kurtardık.

Karadağ’ın tatil şehirleri, Budva, Bar gibi deniz kıyısı şehirlerinden geçerek gidiyoruz. Yeşille sarmaş dolaş olmuş yollar. Rabbim çok güzel yaratmış buraları. Harika yerler ama gelin görün ki bakım yeterli değil. Arnavutluk tarafı ise Karadağ’a göre biraz daha fakir. Hem yollardan hem de evlerin yapılarından anlayabiliyorsunuz. Avrupalılar daha çok yazlık için Karadağ’ı seçmiş durumda. Her yerde Avrupalı var, yaz tatili buralarda Avrupa’ya göre ucuz olduğu için her yer turist kaynıyor. Karadağ’a gümrükten geçişimiz çok kolay oldu. 15 euro giriş ücreti istediler hemen verdik. Kotor’a doğru yollandık. 

İŞTE O ADA

Karadağ’da ilerlerken sizi ilk olarak Karadağ’ın tüm tanıtım dergilerinde konu olmuş SVETİ STEFAN ADASI karşılıyor.

Karadağ’ın en ikonik görüntülerinden olan bu ada, sedir, çam ve zeytin ağaçlarının süslediği, 12.000 metrekare arazi üzerinde kurulu bir ada. İçerisinde 100 kadar ev, 3 kilisenin olduğu, dar bir yol ile kıyıya bağlı olan bu ada 19. yy’da 400 kadar kişinin yaşadığı bir yer olarak biliniyormuş. Etrafı surlarla çevrili ada, geçmişte Türklere ve korsanlara karşı savunma ve sığınma yeri olarak hizmet vermiş. 1960’lı yıllara kadar bir balıkçı köyü olarak gelmiş. Eski Yugoslavya lideri Tito rejimi tarafından, adadaki köylüler karaya taşınarak; köy dünyanın elitlerinin özel tatil yerlerinden biri haline getirilmiş. Bu adayı arkamıza alarak selfimizi çekip yola devam ediyoruz. 

KÜÇÜK VENEDİK!

Kotor çok güzel bir deniz şehri, aynı zamanda tarihi bir şehir.  Eski şehir olarak geçen old city, Venedik’in dar, kıvrımlı, her yerde kafe ve kiliselerin olduğu gibi kısa caddelerle dolu. Venedik’in yapısı ile birebir kopyalanmış tarzında bir yapısı var. Old city denilen turistik önemi olan kale içinde yerleşim alanı var, birçok turist tarafından burası geziliyor. Biz orada iken Japonlar büyük bir kafile olarak geldiler, inanılacak gibi değil. Tek ilgi çeken yeri burası orası olmasına rağmen çok iyi bir pazarlama tekniği ile etkilenmiş durumda. Tüm Kotor’u seyredebileceğiniz yükseklikte çok eski yıllara dayanan tarihi bir kilise mevcut. Turistler buraya yaya olarak tırmanarak büyük çaba sarf ediyorlar ve muhteşem manzarayla karşılaşıyorlar. Ayrıca şehir nüfus olarak kalabalık değil. Merkezde bulunan alışveriş merkezi akşam olunca kendi halkı tarafından dolduruluyor. Bizim gibi ev yemeği yapma kültürleri pek olmadığı için, çoluk çocuk oradalar. Bir yandan yemek yerken diğer yandan da akşam sohbetini yapıyorlar, çocukları ise oyundalar. Bu tespitimi akşam namazını kılmak için abdest alacak yer bulamayınca ilk yapmanız gereken alışveriş merkezine giderek oranın lavabolarını kullanmak olmalı, diye düşünerek, bu izlenimleri orada yaşayarak elde etmiş oldum.

KOTOR’UN HALİÇ’İ

KOTOR, Adriyatik kıyısının en güzel şehirlerinden birisi. Deniz masmavi ve çok temiz. Limanında ise Avrupa ve ABD bandıralı birçok özel yat var. Denizi berrak ve temiz, liman dahi berraktı, inanılmaz. Kıyı boyunca tek bir ev ya da restorana rastlamadık. Daima deniz kıyısında gidiyorsunuz. Evler ise kıyıdan belli bir mesafenin ardından başlıyor. Gelin görün ki bizim kıyıları gören var mı? Ya oteller ya da villalar parsellemişler. Kotor’da, nerede denize gireriz, diye düşünmüyorsunuz, arabanızı nerede isterseniz durdurun hemen deniz yanı başınızda. İster istemez ülkenizle kıyas ediyor ve üzülüyorsunuz.

Kotor, Haliç’in bittiği yerde oluşmuş altınboynuz tarzı bir şehir. Eski bir kilise ve onun etrafındaki kıvrımlı ve dar sokaklardan oluşan Kotor, bitiyor zaten. Adriyatik denizinin Kotor’a kadar uzanan Haliç’ini seyretmek muhteşem bir duygu, bunu yapmak sizin elinizde. Kotor’dan akşam namazı sonrası tam gün batımına yakın ayrılıyoruz. Hırvatistan’a doğru yola çıktık. Haliç’in bir kıyısından diğer kıyıya arabalı vapurlar var, onlara biniyorsunuz ve karşı Hırvat sınırına doğru yakın bir yerde karaya tekrar çıkarak sınıra ulaşıyorsunuz. Arabalı vapurda akşam namazını kılarken vapurdakilerin dikkatini çekiyoruz. Birileri namaz kılıyor diye sadece bakıyorlar, bir şey diyen yok ama kendi aralarında konuşmalarına şahit oluyorsunuz. 

GREEN KARTINIZ YOKSA...

Hırvat sınırına gece saat 00.30’da vardık. Pasaportlar tamam ama arabanın green kartını istediler elbette biz de yok. Yaşanacak şeyler yaşanmadan olmuyor, her şey de bir hayır var. Yola çıkarken arabamız için Green Kartlı Sigorta yaptırmak için çok düşündük. 50 euro idi. Yolda daha uygun yaptırabiliriz diye düşünce gelişince Bismillah deyip yola koyulmuştuk. Yolda yaptırırız dedik, arabanın sigortasını almadan yola koyulmuştuk. Tabi birazda macera olsun diye, fakat başımıza gelenle anladık ki Green sigorta olmadan olmuyormuş. Hırvat sınırında Green Kartı istediler. Bizde olmadığını söyleyince onsuz buradan geçiş yapmanız mümkün değil diyen polise ne yapmamız gerekiyor deyince 250 Euro istediler. Biz bu parayı veremeyiz, dedik. Ne söylediysek mümkün değil geçiş izni vermediler. Saat 01.30’a yaklaşıyordu. Gümrük kapısından geri dönmek zorunda kaldık. Gecenin bir yarısı  kapı kapı dedikleri gezme yerine gümrük gümrük geziyoruz, nerede? Balkanlar da.

GEZİ: Op. Dr. Aytekİn COŞKUN

 

Etiketler: gezi yazısı
Okunma Sayısı: 1305
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı