"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir tefekkür penceresi: Cenab-ı Hakkın şefkatinin sayısız tecellileri her yerde

14 Eylül 2015, Pazartesi 13:45
Rahman ve Rahim Cenab-ı Hakkın sonsuz merahmetinin sınırsız merhametinin güzide tecellilerinden birtanesi olarak; Aciz kimsesiz yavrulara bazen hayvanlar eliyle bazen de insanlar eliyle hizmet ettirilmesinin sayısız örneklerinden bir tanesi...

Henüz birkaç günlük yavru kedilere İlahi sanat, merhamet ve hikmetle vazifelendirilen şefkatli anne kedinin hizmet ettirilişinin merhametle tebessüm ettiren görüntüleri...

Hiç şüphesiz böylesine güzel bir fedakârlık ve şefkat duygusunu akılsız, şuursuz bir küçük şirin anne kedinin kalbine koyan, ve Bediüzzaman'ın veciz ifadeleriyle belirttiği bir hakikat olarak kedilerin hazin mır mırlarında saklanan 'Ya Rahim' esmasının sahibi Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Hakk'tır...

İşte Adana'da objektiflere takılan bir kare. Anne kedi, yeni dünyaya gönderilen 6 yavrusu ile bir evin balkon gölgesine... Yere uzanmış yan yana, üst üste kucak kucağa sıkışan yavrular annelerini emiyor.

Dakikalarca kimi annesinin sütünü emip karnını doyuruyor, kimi de şekerleme yapıyor. Anne kedi ise halinden çok memnun görünüyor.

Anne kedi Şefkat ve merhamet sahibi Cenab-ı Hakkın vazifendirmesinin verdiği sorumluluk bilinciyle adeta yerinden hiç kıpırdamıyor ana kucağı bozulmasın, karınlarını doyurduğu yavrularının keyfi kaçmasın diye.

Bir ara çevresindekileri fark eden anne kedi, ön ve arka ayaklarını yavrularının üzerine atıyor.

Bediüzzaman Said Nursi; Risale-i Nur'da böylesine güzel bir vazifelendirmeye dikkat çekerek;

''Hayvanî vâlideler yavrularını, küçük iken vazifeleri bulunduğundan lezzetle himayeye çalışır. Büyük olduktan sonra vazife kalkar, lezzet de gider. Bazan yavrusunu döver, elinden taneyi alır.'' (Risale-i Nur, Mesnevi-i Nuriye) ifadeleriyle çok önemli bir hakikati vurgulamaktadır.

Merhamet ve şefkatte gözleri nemlendiren böylesine güzel tebessüm vesilesi olan bu ve benzer görüntülerden düşünen insanlar için Cenab-ı Hakka götürecek nice tefekkür yolları bulunmaktadır.

Bu ve benzeri sayısız güzel tabloya şahit olan insana ve insanlığa, Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin öz ve özet olarak şu şekilde hitap etmektedir;

''...Ey insan! İnsan isen, şu güzel işlere, tabiatı, tesadüfü, abesiyeti, dalaleti karıştırma; çirkin etme, çirkin yapma, çirkin olma...''

(Risale-i Nur, Sözler - 357)

KEDİLER VE ''YA RAHİM'' NİDASI

Bediüzzaman Said Nursi kedilerle ilgili olarak oldukça önemli olan bir tefekkür yolculuğunu şu şekilde ifade etmektedir;

''...Sonra, deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. "Ne diyorsunuz?" de. Elbette "Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm" diyecekler. HAŞİYE-1

Haşiye-1

Hattâ birgün kedilere baktım. Yalnız yemeklerini yediler, oynadılar, yattılar.

Hatırıma geldi: "Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübarek denilir?" Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi, sarih bir surette "Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm" diyerek, güya hatırıma gelen itirazı ve tahkiri, taifesi namına reddedip yüzüme çarptı.

Aklıma geldi: "Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa taifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir muterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?" Sonra, sabahleyin başka kedileri dinledim. Çendan onun gibi sarih değil; fakat mütefavit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidâyette hırhırları arkasında "Yâ Rahîm" fark edilir. Git gide hırhırları, mırmırları aynı "Yâ Rahîm" olur; mahreçsiz, fasih bir zikr-i hazîn olur. Ağzını kapar, güzel "Yâ Rahîm" çeker.

Yanıma gelen ihvanlara hikâye ettim. Onlar dahi dikkat ettiler, "Bir derece işitiyoruz" dediler. Sonra kalbime geldi: "Acaba şu ismin vech-i tahsisi nedir? Ve niçin insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisanıyla etmiyorlar?"

Kalbime geldi: Şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nazik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar. Okşandığı vakit, hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilâfına olarak esbabı bırakıp, yalnız kendi Hâlık-ı Rahîminin rahmetini kendi âleminde ilân ile, nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve "Yâ Rahîm" nidâsıyla, kimden medet gelir ve kimden rahmet beklenir, esbap-perestlere ihtar ediyorlar.''

(Risale-i Nur, Sözler,24.Söz,Birinci Dal,syf.302)

KEDİLER VESİLESİYLE VERİLEN ANNE BABAYA HÜRMET DERSİ

Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi kediler vesilesiyle bütün insanlara 'Anne ve babadan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın “öf” bile deme'' ifadeleriyle başlayan ayet-i kerimesinin enfes bir tefsirinin yapıldığı 21. Mektup'ta (Risale-i Nur, Mektubat) anne ve babaya karşı olması gereken çok önemli bir hürmet, şefkat ve merhamet dersi veriyor

Risale-i Nur'daki ilgili bölümü istifadenize sunuyoruz;

''...Ey derd-i maişetle müptelâ olan insan! Bil ki, senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dâfiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır.

Sakın deme, "Maişetim dardır, idare edemiyorum." Çünkü onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dıyk-ı maişetin daha ziyade olacaktı. Bu hakikati benden inan. Bunun çok kat'î delillerini biliyorum; seni de inandırabilirim. Fakat uzun gitmemek için kısa kesiyorum; şu sözüme kanaat et. Kasem ederim, şu hakikat gayet kat'îdir. Hattâ nefis ve şeytanım dahi buna karşı teslim olmuşlar. Nefsimin inadını kıran ve şeytanımı susturan bir hakikat, sana kanaat vermeli.

Evet, kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahmân, Rahîm ve Lâtif ve Kerîm olan Hâlık-ı Zülcelâli ve'l-İkram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet lâtif bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi, çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. Onların iaşelerini, tamahkâr ve bahîl insanlara yükletmez.

Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah’tır. (Zariyat Suresi: 58.)

* Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. (Ankebut Suresi: 60.)

âyetlerinin ifade ettikleri hakikati, bütün zîhayatın envâ-ı mahlûkları lisan-ı hal ile bağırıp o hakikat-i kerîmâneyi söylüyorlar.

Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlûkların rızıkları dahi bereket suretinde geliyor. Bunu teyid eden ve kendim gördüğüm bir misal:

Benim yakın dostlarım bilirler ki, iki üç sene evvel hergün yarım ekmek-o köyün ekmeği küçüktü-muayyen bir tayınım vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayınım hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kere de fazla kalırdı.

İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat'î bir surette ilân ediyorum, onlar bana bâr değil. Hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.

Ey insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor. Öyleyse, mahlûkatın en mükerremi olan insan; ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman; ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyân aceze, alîl ihtiyareler; ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak bulunan akrabalar; ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sadık muhib olan peder ve valide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve sırrıyla-yani, "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üstünüze dökülecekti"-ne derece sebeb-i def-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.

İşte, ey insan, aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın. El-cezâü min cinsi'l-amel.(Her amel kendi cinsinden bir şeyle karşılık görür) sırrıyla, sen valideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seriütteessür kalblerini rencide etmekle, O, dünyada da, ahirette de ziyana uğramıştır. (Hac Suresi, 11.) sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahmân istersen, o Rahmân'ın vedîalarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.''

 

Haber Merkezi

Okunma Sayısı: 4629
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı