"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kardeşlik atmosferi

31 Mayıs 2017, Çarşamba
Avusturya notları - 2

“İlk kez biraraya gelmiş büyüklerin hiç yabancılık hissetmeden oluşturdukları sıcak kardeşlik atmoferi dikkate değer.”

Aklımız da çalıştı, bedenimiz de, kalbimiz de daha ne olsun

Bu programa renklilik katan unsurlar içerisinde eğitim faaliyeti yanında sosyal ve sportif faaliyetler de dikkat çekti.

Daha yakından tanışmaya ve görüşmeye, paylaşımlara vesile olan futbol ve kum voleybolu, bisiklet turları gibi sportif aktiviteler, tabiî özellikle de oldukça şenlikli ve dinamik geçen, ilâhilerle, türkülerle yetişkin erkeklerin katıldığı bir aktiviteye dönüşen sauna safası aynı zamanda programdaki maddî ve manevî etkileşime de ciddî katkı yapmış oldu. Çünkü insan takım arkadaşı olunca o faaliyetten sonra da meselâ dersleri beraber dinliyor, beraber anlamaya çalışıyor ve sonraki faaliyetlere de kapı aralıyor.

Programın bir özel tarafı da, ülke gündemindeki, Yeni Asya Cemaati gündemindeki zihinlerde gezen ve cevap bulamamış konular soru- cevaplar şeklinde gündeme alınıyor ve Risale-i Nur eserleri çerçevesinde sorulan sorulara cevaplar bulunmaya çalışılıyordu. Güzel olan şu idi ki, şeffaf bir yapılanma içerisinde olan bu insanların konuşamayacakları hiçbir konu yoktu. Onun için zaman zaman seviyeli tartışmaların yapılabildiği platformda pek çok soru işaretleri giderilmiş oldu.

ASIL SORU

Hatta zaman zaman gelişen inişli çıkışlı tartışma konuları da durağanlığı kırma ve daha etkin düşünme anlamında faydalı oldu. Meselâ 20. Lem’a Risalesi okunurken ‘Ehl-i imanın birbirleri ile aralarındaki ittihat nasıl temin edilecek?’ sorusunun cevabını arama esnasında, bir kardeşimiz, ‘Bizim sair ehl-i iman camialar ile bir problemimiz yok ki. Asıl problem kendi içimizde olup, ama bir türlü bizi, kurallarımızı, aldığımız kararları uygulamaya yardımcı olmayan kardeşlerimiz var, bunlara karşı tavır ve tutumumuz nasıl olacak?’ gibi tam da günceli ilgilendiren sorular soruldu ve cevaplar birlikte arandı.

Tabiî böyle oturumlarda ortaya çıkan şu oldu ki, konu ne olursa olsun bu cemaatin konuşamayacağı hiçbir gündem yok. Yeter ki konuşma hüsn-ü niyetlerle yapılabilsin, amaç hakikati bulma çabası olabilsin.

Tabiî bir de oturum sağlıklı yönetilebilsin. Referanslar Risale-i Nur’dan yapılabilsin. Zaten bu topluluğu da güçlü kılan bu özelliğidir.

Yapılan derslerde en fazla sarfedilen kelimelerden birisi, meşveret oldu. En küçük birimlerden en geniş dairedekine kadar bütün yerleşimlerde cemaatin seçtiği kişiler hizmette görev alıyorlar ve işler daha bir düzenli yürüyor. Burada anladık ki, cemaat kavramının, şahs-ı manevî kavramının, meşveret kararları kavramının örselenmemesi gerekiyor. Zaten genel anlamda iyice yıpratılan bu kavramları yeniden hayata döndürmek için bir çaba içinde olunması gerekiyor. Bir de evet okunan Risale-i Nur derslerini dinlemeye herkes gelebilir. İstifade edebilir.

Ama kimsenin gittiği yeri kendine göre dizayn etmeye kalkmaması gerektiği ifade edildi. Yani o mahalde bir karar alınmışsa, nezaket gereği herkese o karara uymak düşer dendi. Bu noktada da o mahallin sakinlerinin hak ve hukuklarına sahip çıkmaları, şahs-ı maneviye söz söyletmemeleri önem arz ettiği ifade edildi. Risale-i Nur dersleri dışında, cemaatle namazlar, megafonla içeride ezan okumalar, tesbihatlar, namaz dersleri, gün içindeki küçük çaplı gezi zamanlarındaki birlikte faaliyetler hepsi aslında düşünülmüş ve bir boşluğu doldurur nitelikte idi. Aynı düzenli işleyiş bayan programı ve genç kızlar programında da sürüyordu. Yemek saatlerinde her seferinde yeni masalarda oluşan küçük arkadaş topluluğu yeni yeni konuları konuşmaya, hatta derste olgunlaşmayan gündemlerin yeniden değerlendirilmesi gibi özel konuşmalar da hepsi birer ders niteliğinde idi.

Serbest saatlerde farklı tefekkürler yapıldı

Program içerisindeki serbest saatler farklı tefekkürlerin kapılarını araladı. Bisikletle bembeyaz örtüye bürünmüş tabiatı turlarken, bir taraftan da çiçek açmış ‘bizi de, bizi de tefekkür edin’ diye adeta çığlıklar atan ağaçların altında durup tefekkür etmeden, fotoğraflar çekmeden geçemeyenler vardı.

İlkbahar mevsiminde daha bir gün öncesine kadar yemyeşil olan tabiat manzarasına Rabbimiz, ‘Bu sayfalar benimdir, işte size programınıza bir tatlılık katsın diye ilkbaharda kış manzarası sunuyorum.’ dercesine bütün katılımcıların hayretlerde kaldığı muhteşem kış görüntüleri ve Rabbimizin varlığına ve birliğine deliller sunan, biz de sizin gibi O’nun mahlûkuyuz diyen nebatat ve eşcar ve kocaman muti birer kul gibi dağlar tam bir tefekkür sunumları yaptılar. Tabiat lisan-ı haliyle konuştu ve bu konuşmayı çocuklar da, gençler de ihtiyarlar da, kadınlar da aynı manaları, aynı şekilde terennüm ettiler.

‘Özür dilerim’, öldü

Yapılan Nur dersleri içerisinde pek çok derin tesbitler de yapıldı. Bunlar içerisinde dikkat çeken birisi de, Nurlar’dan dersler alan insanların özür dileyememesindeki garabetti. Oysa Nurlar insanı çok yönlü tamir ediyor, Nurlar aklı takviye, kalbi tasfiye, nefsi de terbiye ediyordu. Özür dileyememek bir tamir olmamışlık, bir nefsi terbiye edememişlik göstergesiydi. Bu duruma önde gidenlerin öncülük etmesi gerekir dendi. Ama geçmiş yakın zamana bakıldığında da sanki hiç kimse hiçbir hata yapmamış gibi herkes kendini, nefsini avukat gibi savunuyor, adeta kusursuzluk yansıtıyorlardı. Keşke bir iki ağabey bir iki konuda ortaya çıkan bir takım hatalardan dolayı özür dileyebilselerdi de bu ‘özür dileyebilme’ geleneği gelişseydi, öldü denmeseydi.

Neden Âyetin devamı olan ‘Siz de onların aralarını düzelten’e yoğunlaşılmıyor?

‘Mü’minler ancak kardeştirler’ âyeti kadar dikkat çekici olan âyetin devamı, ‘Siz de onların arasını düzeltin’dir.

Uhuvvet Risalesi’ndeki, Kur’ân’dan üç âyetle kardeşliğe dikkatlerin çekilmesi ve buradaki âyetlerin sıralamasında bile bir eğitim formülü olduğu ifade edildi. Yani, ‘Mü’minler, ancak kardeştirler’ denirken, hemen âyetin devamında, ‘Siz de onların arasını düzeltin’ emri çoğu kez göz ardı ediliyordu. Yani demek ki, insan olmanın gereği, hatalar olacak, araların bozulması olacak, ama diğer kardeşlerin de bu duruma seyirci kalmamaları gerekecektir. Onun için düzeltilmeyen araların ortaya çıkardığı yıkımlardan bu meseleyi bilenlerin de vebalde oldukları ifade edilebilir miydi?

Bugünün dünyasında bir konuyu bilmeyenlerin imtihanı kadar belki daha da dehşetlisi o konuyu bilenlerin imtihanıdır. Bir sonraki adım da bildiği halde yaşamayanların imtihanı, bildiği ve yaşadığı halde, ama samimî olmamaktan dolayı kaybedenlerin imtihanlarıdır. Her bir aşama ayrı düşünülmesi gereken incelikte. İlim, amel, ihlâs elekleri her bir anımızı ilmek ilmek adeta dokuyor. Ve insanı Cennete lâyık hale getiriyor.

Aile programımızdaki bütün katılımcılar yapılan Nur derslerini, geniş oturum ortamında olduğu gibi, çay molalarında, dinlenme saatlerinde ayrıca mütalâa ediyorlar ve konunun değişik boyutlarına dikkatleri çekiyorlardı. Başı sonu beş günlük bir programdı, ama aslında o beş gün yoğunlaştırılmış pek çok zaman dilimlerini kapsıyordu. Tabiî ‘marziyat-ı İlâhî yolunda az çoktur, bir bindir, hatta bazen layemuttur’ işin başka bir veçhesi.

Pekişen dostluklar, temeli atılan arkadaşlıklar  

Program kısa gözüküyor, bir iki amaç ön plana çıkıyor; ama aslında genel olarak bakıldığında ilk defa karşılaşan çocukların yıllardır arkadaşlarmış gibi samimî oyunlarında, ilk kez bir araya gelmiş büyüklerin hiçbir yabancılık hissetmeden oluşturdukları sıcak kardeşlik atmosferinde, yeniden görüşmek, yeni programlarda buluşmak adına birbirlerinden alınan telefon numaraları gibi daha pek çok adım bu işin kısa vadeli ve bir iki meyveli değil, çok yönlü, uzun ömürlü ve ebedî cihetleri bulunan ve hatta tertip heyetlerini de aşan bir inayet tablosu ihtiva ediyordu.

Programımızda iktiranı hissettik

Nitekim tertip heyetindeki Avusturya’dan organizatör kardeşimizin ilettiği mesajda dikkat çekici not bu durumu ifade ediyordu: “Öncelikle bu programın gerçekleşmesinde bütün unsurların bir araya toplanmasıyla muhabbeti, uhuvveti ve tesanütü güçlendiren bu güzellikler iktiran ile oluşmuş olduğu malûmunuzdur. Haseneler müşterek, eksiklikler ve kusurlar organize ekibimize ait olmakla daha kemaline uygun programlar beraberce yapabilme duâsıyla…’ dileği şahs-ı manevî adına tam bir olgunluk ifadesiydi.

Yine program sonrası mesajlar bölümünde, Almanya-Düseldorf’tan gelen kardeşimiz Celal Nurlan’dan idi: “Öncelikle bu kampa katılımlarımıza vesile olan ve katılan ve Türkiye’den bizim için gelen ağabeyimizden Allah razı olsun. Ben çok şevk aldım. Çok güzel manevî bir atmosfer vardı Elhamdülillah. Güzel bir sinerji oldu aramızda. Rabbim muhabbetimizi, uhuvvetimizi arttırsın inşallah. Bu tür faaliyetlere ne kadar çok ihtiyacımızın olduğunu zannedersem katılan herkes hakkalyakin hissetti. Birbirimize çok duâ edelim inşallah.’

Aile programına Almanya’dan katılan Süleyman Yaprak kardeşimiz de, programla ilgili kanaatlerini şöyle paylaştı: ‘Öncelikle çok istifadeliydi. Dolu dolu geçti. Allah razı olsun. Hakikatleri ifade ederken üslûbun ne kadar ehemmiyetli olduğunu bir kez daha yakinen müşahede etmiş olduk. Uhuvvet ve muhabbetin kuvvetleşmesinin irtibatla doğru orantılı olduğunu gördük. Böylesi programları daha da kapsamlı hale getirmek için lâzım olan kuvve-i maneviyeyi depolamış olduk.’

Her seferinde gençleşen bir aile programı

Evet, her seferinde gençleşen, yenilenen, olgunlaşan ve etkisi dalga dalga ülkeler ötesine, kıt’alar ötesine yani kâinatın her mekânına ulaşan bir Nur hareketinin faaliyeti olarak öncelikle katılan aileler açısından yılın belki de en etkili bir programını ifa etmiş olmaktadırlar.

Bu ortamda gayr-i memnun yok. Herkes halinden memnun. Programdan memnun. Katılamayanlar pişmanlık içinde. Hatta her bir kardeşimiz bizi programla irtibatlandırın, misafirlerimize akşam yemeğini biz ikram edelim, biz kahvaltıya götürelim, havalimanından biz alalım gibi teklifler iletilmiş, görevler verilmiş ve herkes sonuçta istifade etmiş. Programa rahatsızlığı dolayısıyla katılamayan Mikail Yaprak Ağabeyimiz de, ‘Neden acaba benim katılamadığım programlar daha güzel geçiyor?’ diye tebessümlü mesaj paylaşırken, aynı mesaja mesajla cevap veren Münih’ten Fatih kardeşimiz, ‘Sen manen yanımızdaydın. Program her geçen yıl daha da güzelleştiği için bu yıl daha güzel oldu. Bu mantığa göre sen katılsaydın daha da güzel olacaktı.’ şeklinde nazikane bir cevap veriyordu.

Augsburg neredeyse tam kadro katılmıştı. Urfalı Ömer Ağabey her zaman olduğu gibi yine baklavalarıyla iştirak edip, ortamı tatlılaştırdı.

Burada, ‘abi’ her şeyden önce ‘tabii’dir

Gecenin ileri saatlerinde gezi yazısını tamamlamaya çalışırken baktım telefona bir mesaj daha geldi o da Avusturya’dan Mikail Ağabey idi. Mesajı biraz yazıyı uzatacak, ama bu uzatma tam da hakikat anlamında yeni goller atma anlamı taşıdığı için paylaşmadan geçemeyeceğim: “İçinde bulunduğumuz bu kritik ve kaotik dönemde, husûmete vakti olmayan muhabbet  fedailerinin her vesileyle bir araya gelerek haklı ve istikametli fikirlerini pekiştirmeye, teselli verip müteselli olmaya, hakikat derslerinin hep beraber talimine olan ihtiyacın had safhada olduğu aşikârdır. Bu meyanda siz de dâvetimize icabet edip aramızda bulundunuz, hayırlara ve güzelliklere vesile oldunuz. Akademisyen ve aynı zamanda bir Yeni Asya yazarı olarak; fikir ve pozitif bakış objektifinizle Avrupa Yeni Asya Ekolü Nur Cemaati’nin bir fotoğrafını da böylece çekmiş oldunuz.

Ve gördünüz ki; bu kardeşlerimiz, ‘Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âli makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâsta terakki etmek’ istidadındadırlar, elhamdülillah.

Ve yine; ‘…Belki, surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul edenler’den olmadıklarını gördünüz.

Ve Avrupa’nın farklı hizmet bölgelerinden, bu programa katılma şevkiyle ve meşveret saikiyle oraya sevk olunanların; her meselelerini de her zaman meşveretle yürütme istidadında olduklarını, bu vesileyle burada bir defa daha ifade etmiş olalım.

İçtimaî mevkii, mesleği, yaşı, işi ve hizmetteki kıdemi ne olursa olsun bu hizmet kervanına katılan her şahıs değerlidir. Bu keşmekeş hadisat içindeki karmakarışık gidişat ve hal-i âlemdir ki, onları değerli kılıyor ve Cenâb-ı Hakk’ın hususî iltifatına mazhar kullardan sayıyor. Bu hizmette şahıslarla yol alınır, ama şahs-ı manevî esas alınır. Meşverete tabi olunur. Burada ‘abi’ bilinen herkes aynı zamanda ve her şeyden önce ‘tabi’dir. Vesselâm.”

Görüyorsunuz, her bir cümle tam da Risale-i Nurlar’ın ruhunu taşıyor. ‘Ben’ değil ‘biz’ ruhu kendini gösteriyor. Zaten ‘biz’ olamayanlar, henüz cemaat olmuş değillerdir. Mikail Ağabeyin cümleleri bizim yazdıklarımızı özetlemiş oluyor. İşte bu da aslında bizim demek istediğimiz oluyor, çünkü kardeşlik birbirini tamamlamayı gerektiriyor.

Diyeceğim o ki, böyle Nurlu ve Nur Talebelerinin katıldığı programlar nerede yapılırsa yapılsın, kimler katılırsa katılsın hepsi güzel oluyor ve katılanlar açısından çok çok istifadeli oluyor.

Güney Avrupa Nur Cemaati’nin bir organizesi olan bu aile okuma ve eğitim programına emeği geçen bütün kardeşlerimize, yüzlerce kilometreden çıkıp gelerek iştirak eden kardeşlerimize, ablalarımıza, gençlerimize, çocuklarımıza hakikaten yürekten tebrikler sunuyorum.

Çünkü iştirak eden sayısı arttıkça, duâ eden, zikir çeken dillerin, O’na açılan ellerin, yönelen kalplerin, düşünen akılların sayısı artıyor ve kabule karin masum diller, duâların kabulüne vesile oluyorlar.

Allah cümlenizden razı olsun, güzel insanlar topluluğu…

GEZİ: SEBAHATTİN YAŞAR

***

Okumak için tıklayınız:

Dindar İsevîlerden beklediğimiz

Etiketler: avusturya
Okunma Sayısı: 2252
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hayrettin HUYUT

    16.6.2017 09:35:07

    Muhterem Sebahattin YAŞAR kardeşim. Güney Avrupa aile okuma programını özetleyen yazınızın tamamını büyük bir zevkle, hazla neşeyle okudum. Görünüşte uzun bir yazı ancak okumaya başlayınca bir çırpıda bitiverdi sanki. Yazdıklarınızla o programı bize de manen yaşattınız. Güzel diyarlarda gezdirdiniz, yaşananları hissettirdiniz. Ne kadar sevindim anlatamam. Başta sizi, tertipleyenleri ve emeği geçen herkesi canü gönülden tebrik ediyorum. Ah keşke bende o programda olsaydım diye hayıflandım. Allah yar ve yardımcınız olsun. Kucak dolusu selamlar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı