"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tarih iyi korunmuş

05 Mayıs 2018, Cumartesi
GÜNEY ALMANYA NOTLARI - 2

Salzburg’da Birçok tarihî meydan var ve gerçekten eski yapıları çok iyi korumuşlar. şehir merkezindeki hemen hemen her bina tarihî yapı özelliğinde. HâLâ ayakta olan Şehir kalesini de ziyaret etmek mümkün.

Namazımızı eda ettikten sonra, Münih’in yakınında yer alan ‘Tegern Gölü’ne gitmek üzere aracımıza geçiyoruz. Tegern Gölü, Münih’in güneyinde kalıyor ve araçla 45 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Bizim, Sapanca Gölü’ne benzer etrafı karlı dağlarla çevrili, görenleri kendine hayran bırakan seyirlik bir manzaraya sahip. Biz de göl kıyısında durup, etrafı yürüyerek turluyoruz. Göl ve çevresi son derece temiz. Gölün üzerinde hiç çöpe rastlamadık. Göl etrafında, bizdeki Üsküdar-Beşiktaş motorlarının biraz daha ufak olanıyla tur yapabiliyorsunuz, biz de gölün bir kısmını bu şekilde tekne turuyla geziyoruz. Gölün etrafı, dağlarla çevrili ve dağların tepeleri karla kaplı. Tekne turundan sonra, gölün kıyısında yürüyüşe devam ediyoruz. Göldeki, kuğu ve ördekleri yanımızdaki çubuk krakerle besliyoruz. Buna pek alışkın olmayan, Alman ailelerin ilgisini çekiyor ve birkaç çocuklu aile de bize eşlik ediyor. Elimizdeki çubuk krakerleri bitirince, kuğu ve ördeklere Allahaısmarladık diyoruz ve eşimle birlikte, bu nimetlerden bu hayvancıkların da nasibi varmış diyoruz. Vakit akşam üstünü gösterince, ikindi namazını eda etmek için uygun bir yer bakıyoruz. Yeşilliklerin arasında, bir ağacın altında namazımızı eda ediyoruz. Yaratılan bu güzelliklere mümkün mertebe tefekkür etmeye çalışıyoruz. Civardaki uygun bir restorantta akşam yemeğimizi yiyip, Tegern Gölü’nden ayrılıyoruz. 1 saatlik yolculuktan sonra otelimize ulaşıyoruz. Ömrümüzden, bir günü daha bitirdik, artık dinlenme vakti…

Pazar günü sabahtan, Münih’e 2 saat mesafede, Avusturya’nın Salzburg şehrine gitmek için yola çıkıyoruz. Yol boyunca, güzel manzarayı seyretmeye devam ediyoruz. Almanya’nın bu kesiminde güney kesimi hep dağlık ve yeşillik. Hiç çorak bir arazi görmedik ve birçok göl bulunuyor, yol üzerinde epeyce büyük Chimsee Gölü’nü görüyoruz. Avusturya’ya girmeden önce bir benzin istasyonunda durup, mola veriyoruz. Araca benzin koymak istediğimde, bunun için istasyonda görevli bulunmadığını görüyorum. İçeriye gidip, “Yardımcı olabilir misiniz?” diye sorduğumda, bayan görevli “Warum?” (Neden) diye soruyor. “Benzin kapağını açıp dolduracaksınız, sonra da burada ödeme yapacaksınız” diyor. Bu kadar basit bir şey için neden yardım istiyorsunuz diyor adeta. Alışkın olmadığımız için, kısa bir tereddütten sonra, benzin işimizi kendimiz hallediyoruz, evet gerçekten de pek bir zorluğu yokmuş. Ayrıca, bayan görevli Avusturya’ya girmeden önce aracımıza pul takmamız konusunda bizi uyarıyor. Pulumuzu da aracımıza takıp yolumuza devam ediyoruz. 2 saat gibi bir sürede Salzburg’a ulaşıyoruz. 

Pazar günü olması sebebiyle, yollar epey tenha. Uygun bir yere aracımızı park edip, şehir merkezine doğru yürüyoruz. Birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi, Salzburg’un da ortasından nehir akıyor. (Münih’te de aynı şekilde.) Salzburg, nispeten daha ufak bir şehir, fakat oldukça turistik bir şehir. Nehir üzerindeki köprüde, birçok turist görüyoruz, özellikle Çin, Japonya ve uzak doğu tarafından… Nehrin üzerinden geçip, çarşısından ilerleyip, kaleye doğru yaklaşıyoruz. Birçok tarihî meydan var ve gerçekten eski yapıları çok iyi korumuşlar, şehir merkezindeki hemen hemen her bina tarihî. Salzburg kalesinden, şehri kuş bakışı izlemek ve bolca fotoğraf çekmek mümkün. Kaleye isterseniz tramvayla, isterseniz yayan olarak çıkabiliyorsunuz. Biz yayan çıkmayı tercih ediyoruz, ama şimdiden söyliyeyim bu seçenek biraz yorucu. 12 € verip, tramvayla kaleye çıkabilirsiniz. 600 metre kadar yokuş çıkmanız gerekiyor. Şehrin kuşbakışı manzarasına bakıp, tekrar şehir merkezine iniyoruz. Şehir turistik olmasına rağmen, Pazar günü olması dolayısıyla, mağazaların çoğu kapalı, cafe ve restaurantlar açık ve sadece birkaç hediyelik dükkânı açık. Nehir üzerinden tekrar geçip, Mirabell bahçelerine gidiyoruz. Burası, şehrin merkezinde, bizdeki Göztepe parkı gibi, lâleler, çiçekler bezenmiş, ortasında bir havuzu olan güzel bir bahçe. Parkta biraz dinleniyoruz ve etrafı seyrediyoruz, aileler için çok güzel bir mekân. Bu bahçenin hemen yanında da, çocuk parkı bulunuyor. Biz de çocuk parkına geçiyoruz. Çocuk parkındaki kaydırak, çocukların tırmanarak ulaşabilecekleri şekilde tasarlanmış. Sanırım, çocuklardaki kas gelişimini ve becerilerini geliştirmek için bu şekilde yeni parklarda hep tırmanmaya yönelik parkurlar görüyorum. Buradaki kaydırağa da oğluma biraz destek olarak, baba – oğul tepesine kadar ulaşıyoruz ve ilk denemeyi ben yapıyorum. Bizim parklara göre, biraz daha yüksek ve hızlı inilen bir kaydırak, kısa bir heyecandan sonra ilk denememi başarıyla atlatıyorum, sıra oğlumda benim peşimden o da geliyor ve benden fazla keyif aldığı kesin. Bir müddet daha parkta diğer oyuncaklarla vakit geçirip, artık yavaş yavaş geri dönme vaktimizin geldiğini fark ediyoruz. Gün batımının muhteşem kızıllığıyla birlikte 2 saat kadar, gün batımı istikametinde yol alıyoruz.

Nihayet otelimize günün yorgunluğuyla varıyoruz. Evet, yarın memleketimize dönüş vakti. Çabucak geçen bu iki buçuk günün ardından, Güney Almanya seyahatimizi burada noktalıyoruz.

***

Yeşilliklerle dolu bir ülke...

GÜNEY ALMANYA NOTLARI - 1

Bizi etkileyen ilk şey, yeşilin ve çevrenin bozulmamış ve korunmuş olmasıydı. Bu güzel görüntü, sizi ister istemez etkisi altına alıyor ve “Neden bizim yaşadığımız yerler de bu şekilde değil” diye düşündürüyor.

20 Nisan [2018] Cuma günü ile 23 Nisan Pazartesi günleri arasında, uzun zamandır gitmeyi arzu ettiğim, güney Almanya Münih ve civarını görmek nasip oldu. Bu seyahatimizi eşim, ben ve büyük oğlumla birlikte gittik. Küçük oğlum için bu seyahatin yorucu olabileceği düşüncesiyle onu anneannesiyle bıraktık.

Cuma akşam üstü THY’nin tarifeli uçağı ile akşam üzeri Münih uluslar arası havalimanına indik. Pasaport ve vize kontrolünden sonra havaalanına yakın mesafede bulunan pansiyon tarzındaki otelimize geçtik. Bizi etkileyen ilk şey, daha uçak camından bakarken, yeşilin ve çevrenin bozulmamış ve korunmuş olmasıydı. Bu güzel görüntü, sizi ister istemez etkisi altında bırakıyor ve bizler gibi İstanbul’da ya da büyük şehirde yaşayanlarda “Neden bizim yaşadığımız yerlerde bu şekilde yeşili koruyamadık?” duygusunu, hüznünü yaşatıyor.

Otele yerleştikten sonra şehir merkezine inip, akşam yemeğini yemek için uygun bir yer aradık. Türkiye’den gitmeden önce, şehirdeki Türk restorantlarını araştırıp ve Türkiye’den gidenlerin işlettiği lokantaları bulabiliriz diye, ‘Sultanahmet Köftecisi’ne gitmiştik. Bu şekilde davranmamız isabetli oldu. Tek mesele, diğer alış verişlerde de karşılaştığımız maalesef ki Türk lirasının Euro karşısında gitgide değer kaybetmesi. Almanya için uygun fiyatlı olan bir şey bile TL’ye çevirdiğinizde 5 katı fiyat olduğu için bu alıştığınız fiyatlara göre gayet pahalı olabiliyor. Bir şişe su 1,50 € civarında, TL’ye çevirdiğinizde 7,50 TL ediyor, 3 kişilik yemek, açıkçası biz 20 €’nun altına indiremedik, ki bu da 100 TL yapıyor. Türkiye’de ise, yaklaşık yarı yarıya daha uygun bu fiyatlara karnınızı doyurmanız mümkün. 

Akşam yemeğini takiben, kısa bir şehir turundan sonra, yeni güne erken başlamak için otelimize geçtik.

Ertesi sabah güne, Münih’te merkezi bulunan, dünya otomotiv endüstrisinin önde gelen markalarından BMW’nin (Bayerische Motoren Werke) müzesini gezerek başladık. BMW müzesi ve BMW Welt isimli karşılıklı 2 bina bulunuyor. BMW Welt’in girişinin ücretsiz olması sebebiyle öncelikle burayı gezmeyi tercih ettik. Sabah saatleri olmasına rağmen içerisi epey hareketliydi; farklı ülkelerden birçok turist bulunuyordu ve Alman gençlerinin buraya ilgisi bir hayli fazla idi. Ayrıca, aracımızı park etmek için otoparka girdiğimizde, ilk gördüğüm, elektrikli araçlar için özel park yerlerinin ayrılması ve burada, cep telefonunu şarj eder gibi, prize takılı araçların bulunması idi. Gün geçtikçe ülkemizde de bu alandaki araçlara ilginin artacağını tahmin ediyorum. BMW Welt binası mimarî açıdan da son derece modern tasarlanmış bir bina, dışarıdan da ilgi çeken bir yapıya sahip. Birkaç saatimizi burada geçirdikten sonra müze kısmına girmeden gündüz gözüyle şehir merkezine inmek istiyoruz. “Altstadt” denilen eski şehir merkezine iniyoruz. Altstad’ın girişi oldukça hareketli. Bizdeki İstiklâl Caddesi’ne benzer, tahminimce biraz daha genişi, sağlı sollu mağazaların sıralandığı, trafiğe kapalı bir cadde. Bu caddede, tarihî binaların, mağaza ve kafelerin haricinde çeşitli seyyar satıcılar, müzisyenler ve açık hava göstericileri de bulunuyor. Havanın da güzel olmasıyla, son derece hareketli. Caddenin sonunda, ihtişamlı kilisesinin de yer aldığı Marien Platz, Marien meydanı yer alıyor.

Meydanda kısa bir kahve molasını takiben, öğle namazını eda etmek için, DTİM Münih Merkez Camisine doğru yol alıyoruz. Yaklaşık 7-8 dakika içerisinde Münih Merkez Camisine ulaşıyoruz. Girişinde kitap evi, arka tarafında lavabo ve abdesthanenin yer aldığı, üst katında da namaz kılma alanının yer aldığı Münih Merkez Camii. Münih’te internetten bakınca, 5-6 cami gözüküyor, bunlar içerisinde sadece bir tanesini ziyaret etme imkânımız oldu. Türkler ve Müslümanlar için, yabancı bir memlekette bu imkânların olması çok güzel.

GEZİ: YUNUS NADİ LİM

DEVAMI YARIN

 

Etiketler: almanya, gezi
Okunma Sayısı: 2769
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı