22 Mayıs 2013, Çarşamba
Geçtiğimiz haftalarda Nevşehir Temsilciliği, gazetemiz yazarlarından ve aynı zamanda hukukçu akademisyen olan Prof. Dr. Ahmet Battal’ın katılımıyla gerçekleşen bir konferans düzenlemişti. Biz de Kayseri Yeni Asya okuyucuları olarak yoğun bir taleple katılma imkânı bulduk. Kur’ân tilâvetiyle başlayan programda açış konuşması ve Risale-i Nur Enstitüsü’nün hazırlamış olduğu slayt gösterisinden sonra, konferans başladı. Buraya kadar olan detayları ilgili haberde gazetemizden okumuşsunuzdur. Biz bu yazıda konferansta öne çıkan ve dikkatimizi çeken bazı dipnotları paylaşmak istiyoruz.
Şöyle ki:
Öncelikle mekândan başlarsak; program için seçilen il kültür merkezi oldukça şirin bir yerdi. Çok iyi seçilmiş bir mekândı. Tarihî bir görünüme sahip olan mekânın yerleşkesi çok güzeldi. Salonun duvarları Yeni Asya ve diğer müessese ve yayınlarımızın flamaları ile süslenmişti. Üstadın resmi ise sahnedeki muhteşem duruşuyla ve mesajıyla harika bir hava oluşturmuştu. Zevki bozacak, ruha zarar olacak tek (!) bir resim bile yoktu.
Misafirler gelmeye başladığı andan itibaren her yer kaynaşma ve kucaklaşmaya sahne oluyordu. Çevre illerden gelen kardeşlerin uhuvvet ve muhabbeti görülmeye değerdi; her faaliyette olduğu gibi... Ve Nur Talebelerinin asayişi muhafaza ve müsbet hareketi böyle muhabbet ve uhuvveti netice veriyordu işte. Kırşehir, Niğde, Yozgat, Kayseri, Ankara gibi komşu illerden katılım vardı. Düzenlenen kermesle de birbirine ikram ve ziyafet yine görülmeye değer bir başka ayrıntı idi. Ve tabiî Yeni Asya Neşriyat standı salon girişindeki yerini almış ve kitap severleri cezbetmişti.
Bundan sonra ise konferanstan bazı notlar paylaşmak istiyorum ki asıl gayem bu idi. Gerçekten çok istifadeli olmuş ve önemli bir mesele masaya yatırılmıştı: “Bediüzzaman’ın anlayışına göre milliyetçilik”.
Yazarımız, kürsüye çıktığında ilk söylediği şey; “Bir hukuk profesörü olarak değil, bir Nur Talebesi olarak anılmayı tercih ederim” olmuştu. Konusuna hâkim olarak çok başarılı bir sunum yaptı. 2 saatlik programın ilk yarısında konusunu sundu, ikinci yarıda soru-cevap tarzında devam edildi. Sorular hayli fazlaydı ki, tahmin edilen süreyi biraz aştı. Ama geç vakitlere kadar dinleyenler bıkmadan, usanmadan dinlemeye devam ettiler.
Programın tamamını burada aktarmak mümkün olmamakla birlikte bazı soruları paylaşmak istiyorum. Konuşmasına “Onu (Bediüzzaman’ı) dinlemeyenler yüzünden bu haldeyiz ve yine onu dinleyenler yüzünden daha kötü değiliz” diyerek başlayan Battal, şunu sordu: “Milliyetimiz nedir?” Ve “Cevabı herkes içinden kendine versin, ben devam edeyim” dedi. “Hani küçükken bize ezberlettikleri bir şey vardı. Rabbim Allah, kitabım Kur’ân, dinim İslâm, Muhammed (asm) ümmetindenim, Halil İbrahim milletindenim (!) diye devam eden. İlk mektebimizde bize bunu öğrettiler. Benim ilk mektebim Kur’ân kursu idi. Fakat bir süre sonra millî eğitim tornasından geçen herkesin kafası karışıyor. Bu sefer ‘Türküm, doğruyum’ diye devam eden ve ‘Ne mutlu Türküm’ diyene ile biten andı ezberlettiler. Devletin dayatması olan milliyetçiliği millet hiç kabul etmedi” dedi ve uzun uzun izah etti.
“Milliyetçilik ilk defa Avrupa’dan çıktı. Avrupa bu illetin belâsını anladı ve uzaklaştı. Avrupa’nın vahye dayanan kısmının (hakikî İsevîler) milliyetçilikten uzaklaşmasıyla AB projesi ortaya çıktı ve Avrupa ilerledi. AB ülkeleri arasında tel örgüler yok, sınır kapısı yok, pasaport yok. İşte ittihad! Biz AB’ye niye giremiyoruz? Çünkü biz hâlâ demokrasimizi düzeltemedik, ıslâh edemedik. Hâlâ 1982’den kalma ideolojik anayasa ile idare edilen bir ülkeyiz. Birileri bizi kandırıyor, demokrasiyi getirdik diye. Hikâye... Evet bir iyileşme var, şüphesiz kabul edelim. Ama bundan ibaret değil, Avrupa Birliği bizi almıyor. Çünkü; ilerlemek için gerekeni yapmadık. Mesele kokoreç falan değil. Mesele haç-hilâl de değil. Avrupa Birliği’nin bize ihtiyacı var.
“‘Hz. İsa (as) Mehdi’ye namazda tabi olacak.’ Hadis mi bu? Evet hadis. ‘Hz. İsa (as) gökten inecek, Hz. Mehdi’ye tabi olacak.’ Nedir bu? Hıristiyanlık, İslâm’a tâbi olacak. Bugün Avrupa’nın tâbi olacak bir imama ihtiyacı var. Ama imam bir türlü eline o kitabı alamadı! Problemimiz bu. Biz Avrupa Birliği’ne niye girmeye çalışıyoruz, biliyor musunuz? Avrupa Birliği’ne ekonomik sebepler ile girdiğimizi zannediyorlar! Hayır. Biz Avrupa Birliği’ne ekonomik menfaat elde etmek için giriyorsak yanlış yapıyoruz. Avrupa Birliği’ne uyum sağladık diye giriyorsak, yanlış yapıyoruz. Teknoloji alanında giriyorsak, ürün satalım diye giriyorsak yanlış yapıyoruz. Çünkü bizim elimizde Avrupa Birliği’nin elinde olmayan bir hakikat var: Kur’ân! Biz onu vermek için gidiyoruz. Hangimiz inkâr edebilir, Avrupa şehrinde camiden ezan duyduğumuzda duygulandığımızı? Nedir bu duygu? Serbest dolaşım değil midir? Nedir bu duygu? Hıristiyan kulübüne mi giriyoruz? Hayır. Sonra Avrupa Birliğine girmemiz, Türk birliğine girmemize ya da İslâm birliğine girmemize engel mi? Hayır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, her birinin kendilerine göre başka birliklere üyelikleri var. Bunlar mani değil... Meselemiz şu: Dünyanın Kur’ân’ a ihtiyacı var ve basamak Avrupa Birliği’dir, çünkü orada bir proje var” dedi.
Konu bu minvalden devam edip sıra sorulara geldiğinde bazı dikkatimizi çekenler vardı.
Gelen bir soru bilmana şöyle idi: “Demokrasiyi savunuyorsunuz anladığım kadarıyla. Ancak demokrasi dine aykırı bir rejim değil mi?”
Cevap: “Demokrasi noktasındaki asıl sıkıntı, İslâm’la demokrasi arasındaki bağı kuramamaktır. Siyasal İslâmcılar tepeden inme bir anlayışla devleti ele geçirip milleti Müslümanlaştırmak istiyor; bu yanlıştır” dedi ve demokrasinin dine uygun olduğu ve siyasal İslâm anlayışının verdiği zararı anlattı.
Üstadın mezar yerinin nerede olduğu ile ilgili bir soruya gelen cevapsa oldukça manidardı: “Üstadın mezar yerini arayanlar Üstadı öldü sanıyorlar. Üstad ölmedi; o yaşıyor!” Bu cevap ayakta alkışlandı.
Son olaraksa “İttihad-ı İslâm ne zaman gerçekleşecek?” sorusuna cevap: “O kitapları (Risale-i Nur) tam olarak okuduğunuz zaman” oldu.
Battal’ın verdiği bir diğer mesaj da, akil adamlar üzerinden idi. Salona hitap ederek “Siz siyasetçi değilsiniz, siyaset yapamazsınız. Siz Nurcusunuz. Fakat siyasetçilere öncülük edersiniz, etmelisiniz. İşte müsbet hareket! Akil adam kim diye sorsanız, ben akil adam değilim, ama siz akil adamsınız derim” dedi.
Sonuç olarak; çok güzel ve bir o kadar da verimli bir program geçti. Tabi burada hepsini aktarmamız mümkün değil. Ancak bu kadarı mümkün olabildi. Bu programa vesile olan Nevşehir Yeni Asya Temsilciliği başta olmak üzere, Kayseri Yeni Asya temsilciliği ve okuyucularını, hassaten bizimle bu programda engin bilgilerini paylaşan gazetemiz yazarı sayın Ahmet Battal’ı tebrik eder, sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Allah hepsinden razı olsun.
Burada yazdıklarım aldığım notlardan derlenmiştir. Aynı ifadeleri verememiş olabilirim. Acizane anladığımız ve yakalayabildiğimiz kadarıyla nakletmeye çalıştık. Kusurlar şahsıma, güzellikler ise başta Risale-i Nur’a ve ondan dersini alan yazarımıza aittir. Okuyucularımızdan müsamaha ile bakmalarını rica ederiz vesselâm…
Okunma Sayısı: 804
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.