"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Er geç hukuk ve adalet kazanacak

12 Nisan 2018, Perşembe 02:28
Güleçyüz KRT’de konuştu: “Hiçbir zaman hukuk ve adaletten umudumuzu kesmedik ve kesemeyiz. Türkiye er veya geç hukuka dönecek.”

Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz KRT Televizyonu’nda Çağlar Cilara’nın hazırlayıp sunduğu ‘Haber Merkezi’ programına konuk oldu. Son dönemlerde yaşanan gelişmelere ve gündeme dair konuların konuşulduğu programda Güleçyüz, hükümete uyarıda bulunarak, “Yarın dengeler değişirse, bugün bu cemaatin masum tabanına göz yumduğunuz haksızlıkların yarın size dönmeyeceğinin garantisi yok. Çünkü hukuku bir sefer tatil ederseniz, askıya alırsanız onun nereye varacağı belli olmaz” diye konuştu.

Cilara: Eskişehir’deki olay sizce OHAL sürecinin geldiği noktayı gösteriyor mu?

Güleçyüz: Gösteriyor tabiî ki. İhbar, hafiyelik sisteminin tamamen çöktüğünü gösteriyor. İhbarlar üzerine kurulan adlî süreç bu olayla birlikte şaibeli hale gelmiştir. Dehşet verici bir olay. Bunu hiçbir şekilde örtemezsiniz. Kripto ‘FETÖ’cü’ şeklinde yorumlar yapılıyor. Hatta haberlerde ilk olarak hakkında ‘FETÖ’cü’ iddiası olan kişinin cinayetleri olarak ifade edilmişti. Olayın altını kazıdıkça dehşet verici detaylar ortaya çıktı. 

Hafiyelik üzerine kurulan bir sistem asla adil olmaz

Bu ihbarlar nasıl teşvik edildi, bunları da hatırlamak lâzım. Devletin en tepesinden mahallenizdeki, sokağınızda kim varsa ihbar edin çağrıları yapıldı. Acaba bu çağrıları yaparken işin buralara geleceğini akıllarından geçirmişler miydi? Hafiyelik üzerine kurulan bir sistem asla âdil olamaz. Said Nursî bunu Abdülhamid döneminde yüz küsur sene önce söylemiş; ‘Hafiyelerin sözleri üzerine adalet bina edilemez.’ Maalesef şu andaki bütün yargı süreçleri, ihraçlar, OHAL uygulamalarının büyük ekseriyeti ihbar üzerinden yürüyor. İhbarların ne kadar çürük, ne kadar esassız ve ne kadar delilsiz olduğunu başına gelen herkes biliyor. Bu olay da sarsıcı bir şekilde gösterdi.

Cilara: Bu grubun içinde kirli işler yapanlar, aralarına masumlar katılarak gizleniyor. Bu mücadeleye gölge düşürmüyor mu?

Güleçyüz: İddia edildiği gibi bir  örgüt varsa sağlam delillerle ortaya koyun. Kimse mes’ulleri tesbit edin ve hukuk içinde bunların üzerine gidin. Ama ilgisi olmayan gazeteciler, ev hanımları, yeni doğum yapmış anneler, hastalar, yaşlılar... Siz bunları da şimdi zindanlarda süründürüyorsunuz. Cumhurbaşkanının bugün bir sözü vardı Milliyet gazetesinde, diyor ki; “Hainleri bırakıp bu masumların üzerine gidildiğini duyarsak, görürsek, tesbit edersek bunu yapanların yakasına yapışırız.” Ayyuka çıkan şeyler var, biz bunları yazdık diye ‘FETÖ’cü’ ilân edildik. Mağduriyetler var, bunları kimse inkâr edemiyor. İktidar mensupları dahil herkes bunu yakinen biliyor. Fakat, OHAL ortamında estirilen korku atmosferinde, kimse bunları seslendirme cesareti gösteremiyor. Demokrasi olsa, açık rejim olsa, hukuk hakkıyla işlese, evrensel hukuk kurallarına uygun şekilde ilerlense, OHAL hukukuna uyulsa… Bunun altını çiziyorum. Siz 15 Temmuz’dan 5 gün sonra OHAL ilân ettiniz. Ama OHAL’in de bir hukuku var. Ve OHAL’de çıkarılan KHK’lar OHAL’in ilân ediliş gerekçeleri ile sınırlı olmalıdır. Dolayısıyla hukuk tamamen sıfırlandı bir anlamda. Böyle bir tablo ile karşı karşıya kaldık.

Cilara: Nasıl ortaya çıktı bu yapı?

Güleçyüz: Fethullah Gülen 1974 yılına kadar bizim gazetemizde ara ara yazıları çıkan bir insandı. Sonradan yolunu ayırdı. Nur camiasına bağlı değişik gruplar var. Biz hariç bu grupların tamamı onlarla beraberdi. Siz neden mesafeli duruyorsunuz diye bizi eleştiriyorlardı. Ama sonra zaman içinde öyle bir noktaya geldik ki, bize ‘FETÖ’cü’ diyorlar. Oysa değişen birşey yok bizde, onlarda 180 derecelik bir değişim var. 

Cilara: Fethullah Gülen Nurcu mu?

Güleçyüz: Kendisinin ifadesi var; ‘ben Nurcu değilim, ‘cı, cu’ eklerinden hoşlanmam’ diyor.

Cilara: Neden Nurcu diye biliniyor?

Güleçyüz: Diğer gruplarımızın, yakın zamana kadar (iktidar partisi ile arası bozulana kadar), onlarla beraber görülmüş olmalarının bir sonucu olsa gerek. Bizim ayrıldığımız noktadan itibaren eleştirdiğimiz durumlar oldu. Bir cemaat özelinde devlette kadrolaşmak gibi birşey olmamalı, olamaz. Devlette görev yapmanın tek bir ölçüsü vardır; ehliyet, liyakat. İşini düzgün yapıyorsa, ideolojisini yaptığı göreve yansıtmıyorsa, orada başka şey aranmamalıdır. Liyakat esas olmalı. Bunun yanında darbelerle ilgili 12 Eylül’den itibaren Fethullah Gülen’in yaklaşımları biliniyor. Darbelere maalesef destek verdi. Biz buna mukabil 12 Mart’a da karşı çıktık, 12 Eylül’e de karşı çıktık, 28 Şubat’a da karşı çıktık, bedeller ödedik. Kapatıldık uzun süre. Mehmet Kutlular içeride yattı. Bunlar önemli farklılıklarımızdan.

Biz her zaman demokrasiyi savunduk

Bunun yanında çok önemli bir prensip var Said Nursî’nin hayatında esas aldığı, din hizmeti karşılığında birşey beklememek, buna istiğna deniyor. Ama onlarda himmet adı altında insanlardan ciddî miktarda para alınarak hizmet yapılıyordu. Said Nursî’nin prensibine uymayan bir durum. Vefat ettiğinde üzerine kayıtlı hiçbir şey yoktu. Ama muazzam bir hizmet ortaya koydu. Bunun yanında Gülen’in ‘milliyetçilik, devletçilik, Turancılık’ gibi yaklaşımları bizim hep eleştirdiğimiz şeylerdi. Biz başından beri demokrasiyi savunduk, hukuk devletini savunduk ve istiğna prensibini savunduk, onun için bizim hiç geniş imkânlarımız olmadı. Kimseye minnetimiz de olmadı. Belki üzerimize gelinemeyişinin en önemli sebeplerinden biri de budur.

Cilara: Siz haberlerinizde FETÖ kelimesini neden kullanmıyorsunuz?

Güleçyüz: Bundan evvel uzun yıllar Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) diye bir şey gündemdeydi. Bir süre denildi, sonra mahkeme kararı ile yasak getirildi. “Böyle bir örgütün varlığı yargı kararıyla belirlenmiş değil” gerekçesiyle. ‘FETÖ’ meselesinde de kesinlik kazanmış bir içtihat olduğunu söyleyemeyiz. Neden ‘ETÖ’ denilmediyse, burada da böyle bir durum söz konusu. Öte yandan terörist diye içeri tıktığınız insanlar içinde hayatında eline hiç silâh almamış ev hanımları, genç kızlar var. Bizim arkadaşımız Nur Ener Kılınç 357 gün içeride kaldı, bir gazeteci. Buna benzer birçok insan var. Terörist yaftası yapıştırmak bu dönemde öyle kolay oldu ki. Diyorlar ki; ‘İlla silâh alması gerekmez fikriyle destek vermiş olabilir.’ Peki terörü desteklediğine deliliniz ne?

15 Temmuz hâlâ aydınlanmadı

15 Temmuz’un arka planı hâlâ aydınlatılmış değil. Güya Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu, ama esas konuşması gerekenler konuşmuş değil. Genelkurmay Başkanı meselâ birebir komisyon üyelerinin sorularına cevap verme noktasına gelemedi. MİT Müsteşarı aynı şekilde. Yazılı bir şeyler gönderdiler, ama zaten yazdıklarını herkes biliyor. Esas oralarda olmayan ve zihinlerde olan soruların cevaplandırılması gerekiyor.

Ayrıca, bu tutuklanan, yargılanan insanlara baktığımız zaman masumiyet karinesi diye bir şey var. Nedir; ‘Kişi hükmen suçu mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar masumdur.’ Bu tamamen çiğneniyor. Siz peşinen suçlu ilân ediyorsunuz ve masumiyetini ispatlamaya zorluyorsunuz. Böyle birşey olabilir mi? Evrensel hukuk kriterlerini  esas alarak meseleye bakan hiçbir hukukçunun bunu diyebileceğini zannetmiyorum.

Cilara: Korkmuyor musunuz? Bu süreçte sizin gibi konuşanların hepsi şu an içeride. 

Güleçyüz: Hakkı savunmanın bir bedeli olacaksa bu bedel ödenir. Biz bu bedelleri ödeyerek geldik. Ama ‘Haksızlığa itiraz hiçbir hükümette suç olamaz.’ Said Nursî’nin sözü. Ve evrensel bir prensip. Türkiye’de hukukun işlediğini söylüyorlar, ama görüyoruz ki hiçbir şekilde işlemiyor. Buna rağmen hukuku savunan insanların olması lâzım. Neden korkacağız ki; bu hayat  eğer hak uğruna, adalet uğruna ve bu değerler uğruna bir mücadele verilmeyecekse yaşamaya değer mi? Vicdan, hak, hukuk, adalet; bunlar insanı insan yapan değerlerdir. Biz gelmişiz belli bir yaşa; ecelimiz varsa takdiri Allah’ın elinde. Hukuk, adalet demek suç sayılıyorsa; ‘En rahat yer hapishanedir’ diyor Said Nursî. 

Cilara: Cumhurbaşkanı diyor ki OHAL sürecinde bir kişi bile mağdur olmadı.

Güleçyüz: Milliyet’teki sözünü tekrar hatırlatıyorum. Bu konuda çelişkili ifadeler var. Bir ara ‘At izi it izine karıştı, yaftalamak yanlış’ demişti. Sonra ‘mağdur yok’ dedi, sonra başka bir şey dedi. Şimdi diyor ki, eğer garibanların üzerine gidiliyorsa bunu görürsek, duyarsak, tesbit edersek hesabını sorarız. Bunu söyleme ihtiyacı duyduğuna göre demek ki kulağına gelen bir şeyler var. Bir de, ihraç ettikleri insanlara ‘Biz sizin suçlu olduğunuza inanmıyoruz, ama size olan güvenimizi kaybettik’ diyorlar. Ama hiçbir darbe döneminde bile görülmemiş bir şekilde bütün haklarını elinden alarak, sivil ölüm denilen şekilde mağdur etmek… Sonra biri çıkıp diyor ki ‘ağaç kökü yesinler’. Bu 28 Şubat döneminde bile olmadı. Ve 70 bin öğrenci var içerde, bu çocukların okulda olması gerekmiyor mu?

Cilara: Türkiye neden 50 tane yeni cezaevi yapma ihtiyacı duyuyor?

Güleçyüz: OHAL sürecinin başından beri bir çok cezaevinin tıkış tıkış olduğunu duyuyoruz. Normal düzene geçildiğinde bunların hesabı sorulacaktır. Er ya da geç Türkiye hukuka dönecektir. Biz hiçbir şekilde hukuk ve adaletten umudumuzu kesemeyiz. Hukuk ve adalet mutlaka kazanacak. Bir taraftan hukuksuz uygulamaları sürdürenler varken, buna karşı ibrenin hukuk ve adalete dönmesi için ciddî gayret gösterenler de var. Biz yayınlarımızla onlara yardımcı oluyoruz. OHAL’i devam ettirme noktasında da bir irade ortaya koyabilmiş değil hükümet. Aslında sıkışmış durumdalar. İçerde bir rahatsızlık var, kendi kitlelerinde de. Dışarının bu noktadaki tazyiki de artıyor.  

Cilara: Bu yapıyı zamanında AKP desteklemedi mi?

Güleçyüz: Zaten kendi ifadesi, unutulmaz bir ifadesi; ‘Ne istediler de vermedik.’ Bank Asya’nın kurdelesini kesen kimdi? Yurtdışı okullarına övgüler yağdıranlar kimdi? Yarın dengeler değişirse, bugün bu cemaatin masum tabanına göz yumduğunuz haksızlıkların yarın size dönmeyeceğinin garantisi yok. Çünkü hukuku bir sefer tatil ederseniz, askıya alırsanız onun nereye varacağı belli olmaz. İşte  Eskişehir olayı.

Cilara: Türkiye’deki farklı cemaatlerin devlet kadrolarına bu süreçte yerleştirildiği iddiaları var. Gözlemlediniz mi?

Güleçyüz: Duyuyoruz. Hedefe konulan cemaatin güçlü olduğu dönemlerde diğer cemaatlere tepeden bakan bir tutumu vardı. Bunu kendileri de itiraf ediyorlar. Onlardan kaynaklanan birtakım hisler var. ‘Yaptınız buldunuz’ gibisinden. Ama bu hakşinas bir davranış değil. Âyet var; ‘Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.’ Düşman olabilirsiniz, ama âdil olmak zorundasınız.

Cilara: Neden bu yapı ile devletin arası açıldı?

Güleçyüz: Kadrolaşma süreçlerinde kritik yerlerde sanırım ciddî anlamda art niyetli sızmalar oldu.  Yapının içine maksatlı birtakım insanlar sızdı, sızdırıldı. Uyuyan ajanlar konumunda kendilerini gizlediler. Sonra işler değişince saf değiştirdiler ve tamamen farklı bir kimlikle, daha önce içinde yer aldıkları yapıyı hedef alarak onu çökertmeye yönelik operasyonun vurucu timi haline geldiler.

Olayın bir de cemaat boyutu var, maalesef en büyük mağduriyet orada yaşanıyor. Perişan ve darmadağın olan, Meriç’te, Ege’de boğulan aileler var. 

Cilara: İmam Hatip’liler deizme kayıyor diye bir yaklaşım var. Sizce de dindar kesim deizme kayıyor mu?

Güleçyüz: İmam Hatip’lerle ilgili problem genel problemin parçasıdır. Genel olarak eğitimde sürekli gerileme söz konusu. Ahlâkî değerleri verme konusunda da başarılı değilsiniz. İnanç değerlerini verme konusunda da başarılı değilsiniz. Maalesef, bu eğitim çarkı çocuklarımıza iyi şeyler vermiyor. İmam hatipler bir ihtiyaçtan kaynaklanan ve idealist düşüncelerle kurulan okullardı. Buradan çok değerli insanlar yetişti. Hatta rahmetli Demirel, İHL’lerde sadece din adamları yetişmesin, dinini bilen doktorlar, mühendisler, hâkimler yetişsin demişti. İHL’lerin bu hale gelmesinin iyi sorgulanması lâzım. Siyasetle bağlantısının sorgulanması lâzım. Adalet Kurultayında militan yetiştirilir kıvama geldiğini ifade ettik, oradan üzerimize geldiler. Ama bu bir genelleme değildi. Böyleleri de var dedik. Düzeltilmesinin çaresini aramak lâzım.

Cilara: Said Nursî’ye ve Nurculara yıllarca zulmeden CHP’nin etkinliğine niye katıldınız?

Güleçyüz: Said Nursî 1946’da dönemin CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a yazdığı mektupta “Milletle barışmak için dinle barışmanız lâzım” demiş ve kendisine yapılan zulümlerin sorumluluğunu yüzde 5’e verip yüzde 95’in masum olduğunu söylemişti. CHP’den gelen dâvetle oraya gittik. Gayet medenî bir ortamda fikirlerimizi ifade ettik. Bizim herkese söyleyecek sözümüz var. Dünya görüşlerimiz farklı olabilir, ama aynı dünyada yaşıyoruz. Konuşabilirsek birçok ortak noktamız olduğunu göreceğiz.

Haber: Nurdan Toprak

Etiketler: kazım güleçyüz
Okunma Sayısı: 7237
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı