"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Güce değil adalete dayanın

04 Mart 2017, Cumartesi
KHK ile görevinden ihraç edilen Prof. Dr. Cihangir İslam yaşanan zulümlerin herkes tarafından haykırılmasını vurgulayarak, adalete dönme çağrısı yaptı. İslam, “Hz. Muhammed gücün sembolü değil, adaletin sembolü halindedir” dedi.

Son KHK ile 330’un üzerinde akademisyenin işine son verildi. Bunlardan biri de, muhafazakâr camiada yakından tanınan Prof. Dr. Cihangir İslam’dı. İslam, “Ben niyetleri okuyucu bir adam değilim. İnsanları ancak amellerine, fiillerine, edimlerine göre değerlendirebilirim. Temel sapma hak mücadelesi veren veya en azında vermesi gereken insanların güce tapınır hale gelmesiyle gerçekleşti. Bu, parasal güçtür, siyasal güçtür, bu koltuk gücüdür, iktidar gücüdür. Güce adeta tapınır hale gelmesidir. Bu tamamen bir yolu şaşırma, ya da yoldan çıkma hadisesidir. Çünkü isterseniz batı literatürüne bakın, ben İslamî literatür içinden konuşacağım gücün sembolü bu literatürde Firavun’dur, Nemrut’tur. Ne Hz. İbrahim, ne Hz. Musa, ne Hz. İsa, ne Hz. Muhammed gücün sembolü değil, adaletin sembolü halindedir.

‘Güç elinizdeyse şeytanlar da etrafınızdadır’

Şimdi hem haklı hem güçlü olmak en güzel noktadır diyen İslam, “Güçlüyken adaleti koruyorsanız, bu çok iyi bir noktadır. Ama şöyle de bir şey vardır, güç elinizdeyse şeytanlar da etrafınızdadır ve ayartılmaya çok yatkın hale gelirsiniz. Kuracağımız dünya kimlikler üzerinden değil, prensipler yani ilkeler üzerinden olmalıdır. Yani adalet, eşitlik, özgürlük bu tip prensipler üzerinden olmalı ki bunu savunurken de güçlü olmalısınız. Ama bu prensipleri ortadan kaldırdığınız zaman işin içine bir keyfilik ya da çıkar girer ve gücünüzü onun doğrultusunda kullanırsınız. Bugünkü iktidarın düştüğü durum da özetle budur. İnsanlar, bilgi ya da erdem ticareti yapmıyorum da erdemliliklerine göre değil de maddi durumlarına ve koltuklarına göre itibar görür hale geldi. Bu inandığını iddia eden bir toplum için felaket, bir helak habercisidir. Bu ölçünün ve kriterlerin yok edildiği bir durumdur; o zaman medeniyet olarak da sizin bir iddianız kalmıyor” şeklinde konuştu.

Dine ve dindarlara karşı öfke birikti

Dindarlığımızı efede etmekte zorlanılan bir dönemden geçildiğini belirten İslam, “Çünkü iktidarın bu topluma yaşattıkları üzerinden, adeta dine ve dindarlara bir öfke birikmiş durumda. AK Parti’nin her icraatı Müslümanlara hatta İslam’a fatura edilmektedir ve AK Parti açısından bunun sorumluluğu büyüktür. Bunun ciddi şekilde muhakeme edilmesi lazım. Bakın şimdi ben de İslam içinden konuşuyorum ve benim gibi binlerce, on binlerce, yüz binlerce insan var. Ayrık otu gibi tarlaya başkaldırırcasına bir yerlerde duruyorlar, bu filizleri biliyorum. Evet ölçü nedir? Ölçü benim için şudur, miras bırakmadan bu dünyayı terk eden bir peygamberin takipçileri sarayda mı yaşamalıydı? Müslümanların gönül verdiği peygamber, kendi emeğiyle kazandıklarını da paylaşmış bir insandı. Ve bu dünyayı terk ederken geriye herhangi bir miras da bırakmamıştır. Peki bu bize neyi işaret ediyor? Bu bize emek ve mülkiyet ilişkisinde bir noktayı işaret etmiyor mu? Dünyevi olmak lafını biraz dikkatli kullanacağım, çünkü bu dünya beni sonuna kadar ilgilendiriyor. Ama bütün söylediğim hikaye bu dünyadan ibaret değil, onu da hesaba katıyorum” ifadelerini kullandı. 

Neyin bedelini ödeyeceğimiz hala açıklanmadı

KHK ihraçlarını değerlendiren İslam, “Bazı yanlışlıklar yapıldıysa, önceki KHK’larda da bazı yanlışlıklar yapılmadığının garantisi nedir? Bunu hangi mantıkla izah edebilirsiniz? Burada söz konusu olan darbecilerin cezalandırılması ise “darbeye karışan istisnasız herkesin cezalandırılması” başka bir konudur. Ama avuçla alıp, bir avuç pirincin içindeki birkaç ya da daha çok taş için bütün pirinçleri heder etmek gibi bir şeydir bu. Bakınız şu cümleler en üst makamlardan geldi: “yanlışlıklar oluyordur, olmuştur.” Sanki kamyonla karpuz taşıyorsunuz, bir küfe yumurta taşıyorsunuz da biraz çatlak-patlak olabilir. Bir iktidarın insana bakışı böyle mi olmalı? Bir diğer cümle de şudur: “Akademisyenler de bedel ödeyecek.” Sorun bedel ödemekte değil neyin bedelini ödediğimiz hâlâ açıklanmadı” dedi.

Hak ile batıl ayrımını hiçe sayan bir yöntem

İslam şöyle devam etti; “Bunun dışında sadece bu ‘Yeni Türkiye’nin postmodern toplama kampı’na alınanları cezalandırmıyorsunuz; onların ailelerini, küçük çocuklarını, onlara bağımlı olarak yaşayan kişileri de cezalandırıyorsunuz. Bu tip uygulamalar nebilerin sünneti değildir, firavunların geleneğidir. Yani size muhalif olan bir toplumun kökünü kazımak, suçlu suçsuz ayrımı yapmadan kendine muhalif olanların hepsini, bırakın susturmayı, bunları adeta ‘yok’ haline getirmek tümüyle firavunların tarzıdır. ‘Bunların öğretmenleri nebiler değil firavunlardır’ diyorum. Bu uygulamalar Furkan’ı hiçe sayan uygulamalardır. Hak ile batıl ayrımını; doğru ile yanlış farkını hiçe sayan yöntemlerdir.”

‘Yeni Türkiye’nin postmodern toplama kampı’

Bu saatten sonra akademisyenlerin, eğer bu toplumun akademisyenleri ise yollarını bu toplumdan ayırma hakları yoktur diyen İslam, “Burada yani mağdur edilen yüz bini aşkın insanı ilgilendiren bu sorunda haklı haksız ayrımı sonuca ulaşana kadar akademisyenler, buradaki masumlarla, bu ‘Yeni Türkiye’nin postmodern toplama kampı’ndaki masumlarla kader birlikteliği yapmak dışında bir yolları yoktur. Bunun için yapılacak tek şey askıya alınan hukukun işlerliğe geçmesi, insanların töhmet altında iftira altında kalmadan, onurlu bir şekilde yaşamalarının imkanının yolunun açılmasıdır” diye konuştu.

‘Bu apaçık bir zulümdür’

1402’likler atıldığı zaman ben öğrenciydim diyen İslam Gazete Duvar’da yer alan röportajda, “Gerçekten o da büyük bir dramdır. Ama insanların pasaportlarını alıyorsunuz, çalışmalarını engelliyorsunuz, bir yerde çalışsalar o işyerine baskı yapıp bu kişilerin çalışmalarını engelliyorsunuz. Bunun ucunu görebiliyor musunuz? Bunun nerelere varacağını kestirebiliyor musunuz? Bu apaçık bir zulümdür. Bu zulmün haykırılması lazım. 1402’likler ve daha sonra yargılanan akademisyenler, 1960 darbesini yaşayanlar da büyük zulüm yaşadı. İstanbul Üniversitesi’nde bilim tarihi ve felsefesinin en önemli isimlerinden biri olan Fuad Sezgin Hoca 60 darbesi sonrasında zorunlu olarak Almanya’ya gitmiştir. Ama orada adına kürsüler açılan bir insan haline gelmiştir. Fakat bugün akademisyenlere bu yolları da kapattılar. Yani yurtdışına gidip çalışalım deseler pasaportları yok. Ben bunu kendim için söylemiyorum. Ben burada kalacağım ve buradaki masum insanlarla kader birliği yapacağım. Haklarımız için, ifade özgürlüğü için sonuna kadar mücadele edeceğim. Akademisyenlere de çağrım budur. Bizlerin bu yerlere gelmemizde katkısı olan, içinde birer üyesi olarak yaşadığımız bu topluma olan borcumuzu ödemeliyiz. Hukuki bir zemine oturuncaya kadar bizim buradaki masum insanlarla beraber davranmamızın gerekli olduğuna inanıyorum” açıklamalarında bulundu. 

Etiketler: cihangir islam
Okunma Sayısı: 6511
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı