Abonelik
E-gazete
  1 Ağustos 2014 Cuma
Ana Sayfa Güncel Yurt Haber Yazarlar Dünya Ekonomi Kültür Sanat Spor Medya-Politik Eğitim Otomobil Bilim ve Teknik Lahika Görüş
 

12 14 16 18

AHİRETE İMANIN FERT VE TOPLUM HAYATINDAKİ ÖNEMİ 04.11.2011
Allah’a ve meleklere imanın mü’minin dünya hayatına pek çok faydaları olduğu gibi, âhirete imanın da hem insanın şahsî hayatına, hem de toplum hayatına pek çok faydaları vardır.
 
Her şeyden önce, âhirete inanan bir insan ölüm gibi pek çoklarını korkutan bir gerçekten korkmaz. Çünkü onun nazarında ölüm bir yok olmak değil, bir yer değişikliğidir. Vazifenin bitimi, ücret alma vaktinin başlangıcıdır. Başta Sevgili Peygamberimiz (asm) olmak üzere pek çok ahbabına kavuşmaktır. Hepsinden daha güzeli Rabbini görebilmek için geçmesi gereken bir yoldur.
Aynı şeyleri kendi ölümü için düşündüğü gibi, çok sevdiği yakınlarının, meselâ annesinin, babasının, çocuklarının, hanımının ölümü için de düşünür. Yok olmayacaklarını, ebedî olarak ayrılmadıklarını, kendisinin de onların gittiği yere gideceğini bildiğinden, yakınlarının vefatından âhirete inanmayan kimseler gibi etkilenmez.
Âhirete inanmayan bir insan ise, ölümü yok olmak şeklinde gördüğünden hem kendi ölümünü düşünmekten, hem de yakınlarının vefat etmesinden dehşete kapılır, dünyada iken bir nevî cehennem hayatı yaşar.
Âhirete imanın bir diğer faydasını aile hayatında görürüz. Meselâ âhirete inanan bir insan annesine, babasına ciddî olarak hürmet eder, onların haklarına dikkat eder. Çünkü Allah’ın rızasının onların rızasını kazanmaktan geçtiğini, onlara yapılacak hürmetsizliğin Allah ve Resulüne yapılmış olacağını ve âhirette kesinlikle cezasız bırakılmayacağını bilir.
Diğer taraftan, hanımının da hakkına, hukukuna dikkat eder, onu Allah’ın bir emaneti olarak görür, ona olan sevgisini kısacık dünya hayatına ve çabuk değişen geçici güzelliğine bina etmez. Ebedî hayatta, Cennete lâyık bir güzellikle ebedî beraberliğini düşünür, hatalarını, kusurlarını affeder. Yapılan haksızlığın âhirette cezalandırılacağını bilir, ona göre muamele eder. Böylece aile hayatı adeta Cennetten bir köşe hüviyetine bürünür.
Âhirete imanın bir faydasını da, insanlığın dörtte birini teşkil eden çocuklarda görürüz. Ölüm, çocukların ruhlarında, duygularında çok büyük yaralar açar. Âhirete iman olmasa, çok sevdiği, birlikte oynadığı arkadaşının ölümü çocuğu çok sarsar. Sevdiği arkadaşını toprağın altında böceklerin yediğini, bir daha onu hiç görmeyeceğini düşünür, dehşete kapılır. Annesinin, babasının veya kardeşinin ölümüyle çok daha fazla sarsılır.
Fakat âhirete iman imdada yetişse, kendisine verilen telkinlerle üzüntü yerine sevinç hisseder. Âhirete iman sayesinde kendisine söylenilen sözlerin tesiriyle şöyle der: “Kardeşim veya arkadaşım öldü. Cennetin bir kuşu oldu. Bizden daha iyi yaşar. Orada istediği her yeri uçarak dolaşır, istediği her şeyi yer, içer. Annem öldü, fakat Allah’ın rahmetine gitti. Beni Cennette yine kucağına alıp sevecek. Ben de orada o sevgili anneciğimi göreceğim.”
Âhirete imanın tesellisi insanlığın dörtte birini teşkil eden ihtiyarların da imdadına yetişir. İnsan gençken ölümün genç ihtiyar ayırt etmediğini fazla düşünemeyebilir, kendinden uzak görebilir. Fakat ihtiyarladıkça ölümün habercisi olan beyaz kıllar ve hastalıklar ona her an ölümü hatırlatır. Eğer âhirete iman olmasa, yaşlı birinin durumu, idamlık bir mahkûma benzer. Cellâdın “Haydi gel idam edileceksin” emrini beklercesine titrer. Bu ise onun hayatını acılaştırır, zindana çevirir.
Fakat âhirete iman imdada yetişse, o idam mahkûmlarını andıran ihtiyarların hayatları şu müjde ile birden değişiverir: “Merak etmeyiniz, sizin ebedî bir gençliğiniz var. Parlak ve ebedî bir hayat sizi bekliyor. Kaybettiğiniz çocuklarınızla, akrabalarınızla sevinç ve saadetler içerisinde görüşeceksiniz. Yaptığınız bütün iyilikler muhafaza edildiğinden, onların mükâfatını göreceksiniz.” Bu onlar için öyle bir müjdedir ki, başlarına yüz ihtiyarlık dahi gelse, onları üzüntüye düşürmez.
Âhirete imanın bir diğer faydasına da, gözü görmeyen, ayağı, kolu sakat olan, kulağı duymayan, konuşamayan sakat insanlarda rastlarız. Âhirete iman olmasa, meselâ kör biri bütün güzellikleri görememenin; sağır güzel sesleri duyamamanın; dilsiz, sevdikleri ile konuşamamanın ıztırabını duyar. Fakat âhirete iman imdada yetişse, sakat olanlar, Allah’ın kendilerini o azalarla işlenilen günahlardan koruduğunu düşünür, verilmeyen bir nimetten dolayı yakınmayı bir tarafa bırakır, verdiği sayısız nimetlere şükretmek gerektiğini anlarlar. Âhirette, Cennet nimetlerinden dünyada iken sağlam olanlardan daha fazla istifade edeceklerini düşünürler, teselli bulurlar.
Âhirete imanın mühim bir faydasını da insanlığın yaklaşık üçte birini meydana getiren gençlerde görürüz. Hevesleri taşkın, cüretkâr, çoğu zaman akıllarını başlarına alamayan, akıldan çok hissiyatla hareket eden delikanlılar, âhirete inanmaz, Cehennem azabını hatırlamazlarsa, zayıfların malı, namusu, ihtiyarların rahatı ve haysiyeti çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalır. Pek çok misalini gördüğümüz gibi, Allah’a ve âhirete inanmayan gençlerin pek çoğu canavar kesilmekte, bir anlık zevk ve keyif için mutlu bir ailenin saadetini mahvetmekte, neticesinde ise 3–5 veya 10–15 sene cezaevi azabı çekmektedir.
Fakat âhirete iman kalplerine girse, o gençlerin akılları çabuk başlarına gelir. Yapmak istediği haksızlıktan vazgeçer. Çünkü âhirete iman olduğunda şöyle düşünecektir: “Şu anda beni polis, hattâ hiç kimse görmeyebilir. Ben onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan celâl sahibi bir Padişahın melekleri beni görüyorlar ve yaptıklarımı yazıp kaydediyorlar. Ben başıboş değilim. Pek büyük vazifesi olan bir yolcuyum. Bunlar ihtiyar ve güçsüz kimseler. Şimdi onlara gücüm yeter, fakat bir gün gelecek ben de onlar gibi zayıf ve ihtiyar olacağım.”
Böylece, gençlerde zulmetmek ve hakkını çiğnemek istediği kimselere karşı bir şefkat, bir hürmet hissi uyanır. Hem onlar gençlerin zulmünden kurtulur, hem de o gençler birkaç dakika lezzet için yıllarca cezaevinde yatmaktan ve âhirette de Cehennem azabı çekmekten kurtulurlar.
Âhirete imanın bir diğer faydası da, insanlığın pek mühim bir kısmını teşkil eden hastalarda, zulme uğrayanlarda, musîbete maruz kalanlarda, fakirlerde, ağır ceza alan mahkûmlarda kendisini gösterir. Eğer âhirete imanı olmasa, hastalığa yakalanan biri, her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölümle hayatı zindan olur. Zulme uğrayan biri, zalimden intikamını alamadığı ve namusunu mağrur zalimin elinden kurtaramadığı için huzursuz olur, dünyası bir nevi zindana dönüşür. Büyük bir musîbete uğrayan kimse, kendisine göre boşu boşuna malını ve sevdiklerini kaybetmiş olmaktan gelen sıkıntının altından kalkamaz. Zulmen veya bir iki saat nefsine mağlûp olduğu için beş on sene hapis azabını çekmeye mahkûm edilenler, hiçbir teselli bulamazlar.
Fakat âhirete iman olsa bütün bu sayılanlar geniş bir nefes alırlar. Sıkıntıları, intikam hiddetleri imanlarının kuvvetine göre kısmen, hatta bazen tamamen kaybolur. Yerini huzur ve neşeye terk eder. Meselâ hasta biri ölümden korkmadığı, ölümü ebedî bir hayatın başlangıcı olarak gördüğü için güven duyar. Hastalık acısının günahları affettireceğini düşünmesi de sıkıntılarını hafifletir. Zulme uğrayan kimse, intikamını almaya gücünün yetmediği zalimi âhirete, Allah’ın adaletine havale eder, rahatlar. Musîbete uğrayan, musîbetin Allah’tan geldiğini bildiğinden kaderine rıza gösterir, bu musibet sebebiyle âhirette verilecek nimetleri düşünerek huzur bulur. Mahpus, işlediği günaha tevbe istiğfar ederek ve sabır göstererek cezaevini bir nevi okul olarak görür. Haksız olarak mahkûm edildiyse, âhirette Allah’ın kendisine vereceği mükâfatı düşünerek sabreder.
Âhirete imanın faydaları saymakla bitmez, üzerinde düşünüldüğünde daha burada sayamadığımız pek çok faydaları olduğu görülür.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
14286 Kere Okundu
 
       Yorumlar  

  mjkjış 04.01.2014
çok yardımcı oldu Teşşekkürler :D

 

Arama
İle Göre Bak