Şubat ayında Barış Engin aradı ve 6 Mayıs Gençlik Şöleni’nde Ankara olarak bir tiyatro sahneleyeceklerini söyledi. Kendilerine tevdî edilen tiyatronun yönetmenliğini hemen bize tevdi ediverdi. Uzun zamandır bu tarz bir faaliyette bulunmamıştım. Metni okudum, sahnelenebilirliği vardı.
İlk gün pırıl pırıl gençlerle tanıştım. Hevesli; fakat daha önce tiyatro yapmamış gençler. Hepsi hemen rollerini istiyorlardı. Elinizde bir oyun metni varsa ve sahnede ne yapabileceğini bildiğiniz oyuncular varsa rol dağıtmak kolaydır. Biz belki bir ay prova yaptık; fakat roller netleşmedi… Her rol için oyuncular deniyorduk. Sonunda roller oturdu… Bu sırada metin de şekillenmeye başlamıştı.
Amatör tiyatronun en büyük zorluğu kadronun bir araya her provada gelememesidir. Gençlerin imtihanları oluyor, ailevî problemleri oluyor ve biz tam kadro her zaman çalışamıyorduk… Oyun metni ilk geldiğinde kendime bir rol beğenmiştim. Bir çocuk elinde gazete ile koşuşturarak: “Yazıyor, yazıyor, Şark ulemasından Molla Said İstanbul’a vasıl olmuş…” diyerek sahneye çıkacak, bir adam gazeteci çocuktan gazete alacaktı. Gazeteyi alan adamı oynamak istiyordum. Fakat sadece o sahne ile kalmadı. Komitenin başkanını oynayan Rüstem, iki hafta üst üste gelemedi. Genellikle kim yoksa onun yerine provalarda ben oynuyordum. Bunun sebebi diğer oyuncu arkadaşların konsantresinin kaybolmamasıydı. Oynayacakları role yoğunlaşmalarıydı.
Oyundan önceki son provada bize her konuda yardımcı olan Osman Abi’nin tiyatro dehası, sahneyi çok hoş bir hale getirdi. Komite lideri komite elemanlarına tek tek, inançlar, gençler ve kadınlar üzerine oyunlar oynama talimatları veriyor. Üstad, “Yaz kardeşim…“ diyerek Haşir Risâlesi, Gençlik Rehberi ve Hanımlar Rehberi’ni yazdırıyordu… Sahne çok hoş olmuştu. Işık yanıyor, komite görünüyor; ışık yanıyor diğer tarafta Üstad ve talebesi görünüyordu... Komite lideri çeşitli denemelerden sonra Yahudi ağzıyla konuşunca sahne daha hoş oldu. Ve bu rol bana kaldı.
6 Mayıs günü saat 10.00’da salonda idim. Gençler heyecanlıydı. Koro, ışık ve ses ile tam olarak hiçbir provayı yapamamıştık. Sahne sahne çok iyi çalışmış; fakat baştan sona oyunu gerçek bir sahnede hiç oynayamamıştık. Yarım yamalak koro, ışık ve ses ile son provalarımızı da yaptık.
Salon hınca hınç dolmuştu. Bir ara gençleri kuliste topladım ve son öğütleri verdim. Tiyatro sahnesinde birbirlerine yardımcı olmaları gerektiğini anlattım… Ve kendi kostümümü giyerek beklemeye başladım… Sahne gerisinde dolaşıyordum, beni görerek oyunu düşünmelerini istiyordum… Bir ara salondan çıkanlar oldu. Gençler üzüldüler.. Cengiz’in sesini duydum: ”Salonda bir kişide kalsa çıkar oynarım. Kaç aydır biz buna hazırlanıyoruz…” Bu oyunun iyi olacağının işaretiydi ve ben artık daha rahattım…
Biz anons edildik…
Birinci sahne komitenin Müslümanlar üzerine oynanan oyunların sahnesiydi. İkinci sahne Üstadın ”Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” dediği sahneydi. Sonra gazeteci çocuk ve gazete alan adamın sahnesi. Hemen arkasından Şekerci Han’a gittik ve “Her suâle cevap verilir; fakat bir sual sorulmazı” canlandırdık. Bir başka sahnede Hurşit Paşa’nın karşısında cesurca duran Bediüzzaman vardı. Beraat edince “Zalimler için yaşasın Cehennem” derken koronun eşlik etmesi duygu yüklü bir andı. Bir başka sahne Şam Emevi Camii… Cemaate hitap eden ve koronun ayağa kalkarak: “Evet ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada, İslâm’ın sadası olacaktır” demesi gözpınarlarını doldurdu… Oyunun sonlarında Hafız Ali Abi’nin vefat sahnesi mükemmeldi.
Programın yoğunluğu dolayısıyla tiyatroyu kısa bir süre ile sınırlamıştık. Keşke böyle bir sınırlama olmasaydı. “Paşa, Paşa! İslâmiyet’te, îmandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur” sahnelenebilseydi… Birkaç gence ”Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” dedirttirebilseydik… İnşaallah bunların da sahneleneceği oyunumuz da olacak.
Gençlerin hepsi mükemmel oynadılar. Üstadı zehirleyen doktor, Hafız Ali Abi yere düşünce hapisteki Nur Talebeleri, komite, gardiyan….
Celil, Cengiz, Ersen, Murat, Mehmet, Mücahit, Muhammet, Yasinler, Rüstem… Ayrıca Ahmet, Orhan ve Barış… (İsmini unuttuğum varsa kusura bakmasın) Sahnede görülmeyen; fakat sahne âmirliği yapan görev adamı Ömer… Korodaki ufaklıklar… Hepsini alınlarından öpüyorum.
Ali beykoz
[email protected]