"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gazze Kampı; açıkhava cezaevi gibi

11 Aralık 2012, Salı
FİLİSTİNLİLERİN KALDIĞI GAZZE KAMPI, ADETA AÇIK HAVA CEZAEVİ GİBİ... BURADA KALAN MÜLTECİLERE, ÜRDÜN VATANDAŞLIĞI VERİLMEZKEN, KAMP DIŞINA ÇIKIŞLARINA DA İZİN YOK. KANALİZASYON GİDERLERİ İSE AÇIKTAN AKIYOR.

Hicrî ay takviminde hilâlin gözlem yöntemindeki farklılıklardan dolayı İslâm dünyası, bu yıl Kurban Bayramına 3 ayrı günde başladı. Türkiye, Makedonya ve Arnavutluk 25 Ekim Perşembe, Suudi Arabistan başta olmak üzere İslâm ülkelerinin geneli ise 26 Ekim Cuma günü bayrama başladı. Pakistan, Hindistan, Bangladeş de 27 Ekim Cumartesi günü Bayramın ilk günü kutladı. Biz de bu farklı uygulamadan ötürü iki kez bayramın birinci gününü yaşadık. Türkiye’de bayramın birinci gününü idrak ettikten sonra THY ile 3 kişilik ekibimizle birlikte Başşehir Amman’a uçtuk. Bizi programımız boyunca yalnız bırakmayacak olan Ürdün Üniversitesi öğrencisi Ensar Fırat ile Sadakataşı’nın ortak kuruluşu İslâmî Hayr Cemiyeti’nden Yusuf Bey karşıladı. Otelimize yerleştikten sonra ertesi sabah buluşmak üzere sözleştik.
Bayram sabahı otelimizden bizi alan İslâmî Hayr Cemiyeti ekibi ile Tayyibe bölgesinde kurban kesimine eşlik ettik. Hayırseverlerin 50 hisse emanetinin kesimi yapılırken, vekâleti alan arkadaşlar kurban sahiplerinin tek tek isimlerini okuyarak hayır duâlarla yâd ettiler. Burada kurbanlar ağırlıklı olarak, küçükbaş. Ülkede Brezilya, Avustralya, Romanya, Sudan, Ürdün gibi çeşitli ülkelerden gelen koyun cinsleri var. Tanesi 600 dolar olan Ürdün koyunları ise en pahalı olanı.

SURİYELİLERİN KALDIĞI KAMPLARDA ET DAĞITIMINA İZİN YOK
Ürdün genelinde toplam 13 kamp var. Bu kamplarda 500 bin Filistinli kalıyor. Suriye’deki karışıklıkların ardında bu ülkeden gelen kayıtlı mülteci sayısı ise 250 bine ulaştı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin istatistiklerine göre, Suriyeliler, farklı şehir ve mülteci kamplarında yaşıyor. Kayıt altına alınamayan diğer Suriyelilerle bu sayısının çok daha yukarılarda olduğu belirtiliyor.
Suriyelilerin ağırlıklı olduğu Ez-Zaterî Mülteci Kampı’na izinsiz girilemiyor. Kampta hayatın Türkiye’deki Suriyelilerin kaldığı kamplarda kıyaslanamayacak kadar kötü olduğu bize anlatılıyor. Ez-Zaterî Mülteci Kampı’nda çeşitli hastalıkların, hayatı tehdit ettiği; gıda, sağlık, elektrik ve su konusunda sıkıntılar yaşandığı ifade ediliyor. Elektrik ve buzdolabı olmadığından dolayı etler korunamayacağı için burada et dağıtımı yapılmasına izin verilmiyor. Kamplar dışında ev kiralayan ya da akrabalarının yanında kalan Suriyeliler de var. Sadakataşı’nın ortak kuruluşu olan İslâmî Hayr Cemiyeti, bu şekilde ikamet eden 20 bin Suriyeli aileye bakıyor. Biz de Sweileh semtindeki yetimhanede kalan Suriyeli bu ailelere dağıtım yaptık.

OKULLAR YETERSİZ, İŞSİZLİK ORANI YÜKSEK
Sweileh semtindeki Suriyeli ailelere yaptığımız dağıtımın ardından bir sonraki durağımız olan Filistinli mültecilerin kaldığı Souf Kampı’na hareket ediyoruz.
Yolumuz üzerindeki Baka Kampı’nın yanından geçiyoruz. Baka, Ürdün’ün en eski ve Ortadoğu’nun en büyük kampı, yaklaşık 150 bin Filistinli yaşıyor. Kamp, Filistin direnişinde önemli bir yere sahip, bir dönem Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri Yaser Arafat da kullanmış.
Amman’dan yaklaşık 1 saatlik yolculuğun ardından Jerash bölgesindeki Souf Kampı’na ulaşıyoruz, 1.5 km karelik alanda kurulu Souf Kampı’nda yaklaşık 14 bin kişi kalıyor. 1968’den bu yana mültecilerin gelmeye devam ettiği Souf’ta çalışan Birleşmiş Milletler haricinde kamptaki tek sivil toplum kuruluşu İslâmî Hayr Cemiyeti. Derneğin Souf Kampı sorumlusu Waleed Sayed Ahmed, yaptıkları yardımları ve sıkıntılarını anlatırken, en büyük dertlerinin işsizlik olduğunu söylüyor. Souf sakinlerinin vatandaşlık hakları var, mülk de edinebiliyorlar. Ancak devlet dairelerinde çalışmalarına izin verilmiyor.  Bölge sanayi yerleşimlerine uzak olduğu için de işsizlik en büyük sıkıntıları olarak ortaya çıkıyor.
Kampta, sabahçı ve öğlenci olmak üzere ikili eğitim veren bir tane BM okulu, 2 tane de hükümete ait lise var. Kamp çok kalabalık olduğu için bu okullar yetersiz kalıyor.
Yakında İslâmî Hayr Cemiyeti, kampta yeni bir okul açmayı planlıyor. Dört bin Filistinliye nakdî ve aynî yardım yapan, 200 yetim çocuğa bakan, 70 üniversite öğrencisine yardımda bulunan Derneğin Souf Şubesi, çocukların eğitimi ile çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.

YİNE DE ŞÜKRÜ DİLLERİNDEN DÜŞÜRMÜYORLAR
Bölgede nüfus sirkülasyonu sürekli değişiyor. Hâlen Filistin’de yaşayan ve savaş mağduru olanlar çareyi Souf Kampı’na kaçmakta buluyor. 1968’den bu yana mültecilerin gelmeye devam ettiği Souf’ta dernek yetkilileri ile kısa bir tur yapıyoruz. Derneğin yardımda bulunduğu bir aileyi ziyaret ediyoruz. Filistin’den, 1967’de Batı Şeria’dan gelmişler. Küçücük evlerinde 19 kişi kalıyorlar. Başlarını sokacak bir evleri var, ama hayatın nimetlerinden asgarî derecede faydalanıyorlar. İki odalı evlerindeki oturmak için birkaç parça minder, perde ve ayakta durmak için son gücüyle direnen vitrinden başka bir şeyleri yok. 
Isınma sorunları olduğunu anlatıyorlar. Yine de şükrü dillerinden düşürmüyorlar.

KANALİZASYON GİDERLERİ AÇIKTAN AKIYOR
Souf Kampı’ndan sonra Gazze kampını ziyaret etmek istiyoruz. Güvenlik endişesi yüzünden mihmandarımız, kampı gezdirme konusunda tereddüt ediyor. Israrcı olunca, arabayla gezmeye karar veriyoruz. Kampın içlerine doğru ilerleyince Souf Kampı’ndakilerin hâllerine şükretmelerinde ne kadar haklı olduklarını düşünüyoruz. Yoksulluğun soğuk yüzü, hemen hissediliyor. Sokaklar bakımsız ve kirli, kötü koku insanı rahatsız edecek derecede. Sokak aralarında kanalizasyon giderleri açıktan akıyor.
Kamp adeta açık hava cezaevi gibi. Burada kalan Filistinli mültecilere, Ürdün vatandaşlığı verilmiyor. Hayat şartları burada daha ağır. Kamp dışına çıkışlarına izin verilmeyen mülteciler, devlet dairelerinde de işe alınmıyor. Özel sektörde ise istihbaratın onayıyla ancak çalışabilen bu insanlar arasında suç oranı yüksek.

1 KİLOMETREKAREDE KIRK BİN KİŞİ YAŞIYOR
Sınırların onları hırçınlaştırdığına değinen, kendisi de bir mülteci olan kampın sorumlusu şu bilgileri veriyor: “Burada 1 kilometrekarede kırk bin kişi yaşıyor. Vatandaşlıkları olmadığı için iş bulup bu kamplardan kurtulamıyorlar. Uyuşturucu gençler arasında yaygınlaşmaya başladı. Artık çadır yok, herkes bir evde oturuyor, ama şartlar kötü. Kanalizasyonlar açıktan akıyor. Sokaklar güvenli değil.”

ÜNİVERSİTEYİ BİTİRİP ÇÖPÇÜLÜK YAPIYORLAR
Ülkenin önemli âlimleri ve en başarılı öğrencileri bu kamplardan çıkmış. Gençler arasında vatandaşlığı olmadığı için lisans diploması olduğu hâlde sadece çöpçülük yapmak zorunda kalanlar var.
Şu anda Gazze Kampı’nda en büyük sıkıntı eğitim ve sağlık alanında. Kamp sorumlusu “Biz burada zor durumdayız ve Türkiye’de bizi anlayan kardeşlerimize çağrıda bulunuyoruz. Bizi yalnız bırakmayın!” diyerek Türk halkına yardım çağrısında bulunuyor.

ROMA’NIN EN ÖNEMLİ ŞEHİRLERİNDEN JERASH
Dağıtımları yaptıktan sonra antik Jerash şehrini gezme fırsatı bulduk. Antik ismi “Gerasa” olan şehir, dünyadaki en iyi korunmuş Roma şehirlerinden biri. Bu şehir, Şam ve Amman’la birlikte, Greko-Romen dönemde muhtelif ticarî ve siyasî işbirliği yapmış olan “Decapolis” (on şehir) şehirleri arasında yer alıyor. Etkileyici bir görünümü olan Hadrian kemerinden geçilerek girilen Jerash, günümüzdeki görüntüsünü Roma döneminden almış. Türünün tek örneği olan oval sütunlu meydanı ve iki yanı portiklerle süslü olan ana caddesi “Cardo Maximus” görülmeye değer. Şehir adına her sene Temmuz ayında festival düzenlenirken, turistler için arenada gösteriler yapılıyor. Ancak bayram olduğu için gösterileri izleme imkanımız olmadı.

Burada görüşme fırsatı bulduğumuz ülkelerindeki savaştan kaçarak Ürdün’e sığınan Suriyeli mültecilerin buruk bayramlarına şahit oluyoruz.
En büyüğü 12, en küçüğü 1,5 yaşında 5 çocuk annesi Şiraz ile kardeşinin hanımı bir çocuk annesi Aida hanımlar, Ürdün’e yasal yollardan geldiklerini anlatıyorlar. Her ikisi de Babü’l-Amr’dan yaklaşık bir yıl önce gelmişler.
Eşinin tutuklanma ihtimali olduğu için buraya geldiklerini söyleyen Şiraz, tanıdıkların yanında bir süre kaldıktan sonra ev kiraladıklarını anlatıyor. Şiraz, eşinin mesleğinin marangoz olduğunu, ancak Ürdün’de günlük işlerde çalıştığını dile getiriyor. Eşinin rahatsız olduğunu, ağır işlerde çalışmaması gerektiğini, ama iş buldukça çalışmak zorunda kaldığını da ekliyor.
Orada geçirdikleri bayramı hatırlamak bile istemeyen genç kadın, Ürdün’e geldiklerinde değişen bir şey olmadığını, sıkıntılarının devam ettiğini belirtiyor.
Ürdün’de canlarının emniyette olmasının sevindirici olduğunu anlatan Şiraz, “Bayramı topraklarımızdan uzakta geçirdiğimiz için buruğuz. Akrabalarımız orada ölürken bizim mutlu olmamız mümkün değil.” diyor.
Babasının akrabalarından 29 kişinin olaylarda öldüğünü anlatan Şiraz, tek amcasının şehit olduğu haberini yeni aldığını söyledi. Şiraz, “Bayramımız bu işte!.. Suriye’de akrabalarımız ölürken bizim bayramda mutlu olmamız zor.” diye tekrarlıyor.
Bir an önce ülkelerindeki olayların sona ermesini temenni eden Şiraz ve Aida, ülkelerine dönmeyi ise bir an akıllarından çıkarmıyorlar: “Güvende olacağımızı anladığımız anda döneceğiz.”
 
DEVAM EDECEK
 
AHMET TURAN SÖYLER
[email protected]
Okunma Sayısı: 1251
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı