Programımızın 3. gününe İslâmî Hayr Cemiyeti’nin merkezini ziyaretle başladık.
Ürdün’de kaldığımız sürece Türkiye’den geldiğimizi öğrendiklerinde hep daha sıcak bir alâkayla karşılaştık. Osmanlının hatırı hâlâ burada âlî. Derneğin Sosyal Şubeler Bölümü Başkanı Muhammed Arrbeihat Bey de bizi aynı sıcaklıkla karşıladı. “İkinci memleketinize hoş geldiniz. Burası sizin memleketiniz. Burası Türkleri çok seviyor. Biz Türkleri Osmanlı diye seviyoruz. O Osmanlı’dan barışçıl düzeni yeniden buraya kurmalarını bekliyoruz” demesi bizi duygulandırıyor.
Muhammed Bey’in verdiği bilgilere göre, İslâmî Hayr Cemiyeti. 1963 yılında kurulmuş ve Ürdün’ün eski derneklerinden biri. Ürdün dışında çalışmalarına hükümet izin vermiyor. İslâmî Kardeşlere bağlı olan İslâmî Hayr Cemiyeti’nin ülkenin her tarafında çalışmaları ve şubeleri var.
Dernek 8 ana daireden oluşuyor. En önemli 3 dairesi: Sosyal Yardımlar, Sağlık, Eğitim ve Kültür Dairesi.
Eğitim ve Kültür Dairesi bünyesindeki 30 okulda yaklaşık 15 bin öğrenci okuyor.
Sağlık Dairesine bağlı 21 tıp merkezi ile Amman ve Akabe şehirlerindeki 2 hastane ile ihtiyaç sahiplerinin sağlık ihtiyaçları karşılanmaya çalışılıyor.
Derneğin en önemli hizmetlerini yürüten Sosyal Yardımlar Dairesi bünyesine ise 56 tane yetim merkezi bağlı. Ülkenin her tarafına yayılan bu merkezlerde 27 bin yetim çocuk barınıyor. 7 bin aileye kefalette bulunan, bin 600 öğrenciyi okutan ve 8 bin öğrenciye burs veren Sosyal Yardımlar Dairesi, sürekli olmayan yardımlarla her yıl 70 bin aileye yardımda bulunuyor.
Sosyal Yardımlar Dairesi ayrıca, acil durum yardımları, eğitim ve geliştirme kursları, yetimler için eğitim programları, rehabilitasyon çalışması, okuma yazma kursları, Ramazan ayı ve Kurban Bayramında ve okul açılışlarında (kırtasiye) yardımlarında da bulunuyor.
Yıllık yaklaşık 90 milyon dolarlık bütçesi olan dernek, sosyal yardımlar için 35 milyon dolar (yaklaşık 25 milyon dinar) ayırıyor.
Yardımların büyük kısmını kendi imkânları ile karşılamaya çalıştıklarını yurt dışındaki partner kuruluşlardan da destek aldıklarını anlatan Muhammed Bey, bu ağır sorumluluğu sürdürebilmek için Türkiye’deki yardım kuruluşları ile daha sıkı bağlar kurmak istediklerini anlatıyor.
ONLAR, YILLARDIR BİZİ BEKLEDİ, BİZ NEYİ BEKLEDİK?
Cemiyetin merkezinden ayrıldıktan sonra daha önceden davetli olduğumuz İhvan-ı Müslimin’in (Müslüman Kardeşler) bayramlaşmasına katılıyoruz. Yaklaşık 100 kişinin bulunduğu bir salona Muhammed Bey mihmandarlığında, meraklı bakışlar arasında giriş yapıyoruz. Açılış konuşmasını yapan İhvan Ürdün sorumlusu vekili konuşmasına “Türkiye’den gelen misafirlerimize Hoş geldiniz diyorum” diyerek başladı. İlahiler okunup, konuşmalar bittikten sonra az önce meraklı bakışlarla kim olduğumuzu anlamaya çalışan insanlar sevgi ve muhabbet ile bizimle teker teker bayramlaştılar. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi sarıldılar ve halimizi hatırımızı sordular. İşte o an kendimize şu soruyu sormaktan alamadık; Bu insanlar yıllardır bizi bekledi peki biz neyi bekledik?
SU İHTİYACINI TÜRK ŞİRKETİ ÇÖZECEK
Ürdün su sıkıntısı yaşayan bir ülke. Su fakirliğinde dünyada 4. ülke olduğu belirtilen Ürdün’de sık sık su kesintileri yaşanıyor. Amman’da haftanın belirli günlerinde su veriliyor. Evlerin üzerindeki su depoları dolduruluyor, su gelene kadar kullanılıyor.
Ürdün’deki su sıkıntısını çözecek en büyük proje bir Türk firmasınca yürütülüyor. Ekim 2007’de Türk GAMA firması Disi Mudawarra Amman İçme Suyu Temini Projesi’ni 25 yıllık bir yap-işlet-devret sözleşmesi ile üstlenmiş. Gelecek yıl tamamlanacağı belirtilen projeyle başşehir Amman’a 50 yıl süresince yıllık 100 milyon m3 su sağlanması planlanıyor.
Japonların yaptığı bir araştırmanın, ülkenin su denizinin üzerinde olduğunu ortaya koyduğunu, ancak yer altı suyunu çekmek için kuyu açılmasının yasak olduğu bize anlatıldı.
DÜNYANIN EN ALÇAK NOKTASI
Ürdün’ün önemli turizm merkezlerinde biri olan Lut Gölü ya da Ölü Deniz yeryüzünün en alçak ve üçüncü en tuzlu gölü. İşgal altındaki Filistin ile Ürdün sınırındaki derin bir vadide bulunuyor ve hiçbir açık denizle bağlantısı yok.
Uzunluğu yaklaşık 80 km, en geniş yeri 18 km olan gölün tabanı, su derinliği çok fazla olmasa da (yaklaşık 376 metre) ve göl seviyesi deniz seviyesinden 422 metre aşağıda.
Şeria Irmağı’nın aktığı Lut Gölünde kış ve bahar aylarında biraz yükselen su düzeyi, yaz aylarında yağışların az ve buharlaşmanın çok fazla olması sebebiyle tekrar düşüş gösteriyor. Kurak yaz aylarında her gün yaklaşık 2 cm yüksekliğinde bir su katmanı buharlaşarak yok olduğu belirtiliyor. Ölü Deniz’in suyunun gittikçe azalması sebebiyle Kızıldeniz’den yılda 1 milyar metreküp deniz suyunun, 200 km boyunca inşa edilecek kanallar ve pompa istasyonları ile Ölü Deniz’e taşınması ve içme suyuna dönüştürülmesi çalışmaları yapılıyor. Bir Türk firmasının yüklendiği projeyle Ölü Deniz’in kurumaktan kurtarılması planlanıyor.
Ayrıca, kanalın döneceği güzergâhın Ölü Deniz’e varmadan büyük rakım farkına ulaşacağı göz önüne alınarak suyun aşağı doğru akmasının oluşturacağı enerjinin, kurulacak hidroelektrik santrali vasıtasıyla elektriğe dönüştürülmesi de planlanmakta.
ÖLÜ DENİZDEKİ TEK CANLIYIZ
Böyle özel bir yerde bulunmak, Ölü Deniz’e girmek heyecan verici. Ancak, buranın Lut Kavminin helâk edildiği yer olduğunu düşünmek de bir o kadar tedirgin edici.
Lut Gölü, deniz suyundan altı kat daha tuzlu. Denizdeki tuz oranı yüzde 33 ve bu yüzden denize bırakıldığında kolayca batan herhangi bir nesnenin burada batması âdeta imkânsız.
Göle giren bir insan çabalasa bile suyun altında kalamayacağı için boğulma tehlikesi de yok.
Adına yakışır şekilde Ölü Deniz üzerinde hiç dalga, canlı yok, yosun bile yok. Ölü Deniz’e sudaki tek canlının bizler olduğunu aklımızdan geçirerek giriyoruz.
1997 yılında gölün dibinde yapılan araştırmalarda dünyanın en eski İncil ve en eski Tevrat yazıtları çıkartılmış. Göl kenarında oteller var ve hepsi 5 yıldızlı. Burası aynı zamanda Dünya Su Formu’nun da merkezi.
DENİZ ÖLÜ, AMA ETRAFI BEREKETLİ
Deniz ölü, ama yakınında çiftçilik yapılan Gor bölgesi bir o kadar canlı, bereketli. Buralar çok verimli topraklar. Hava sıcaklığı yılın her ayı aynı seviyelerde seyrettiği için yılda 2 ya da 3 defa hasat yapılıyor. Bölgeyi bilen arkadaşlar “Bir damla suyla, tabiri caizse, insanı eksen insan bile biter.” yorumunu yapıyorlar.
***
Bayramlaşma ve çeşitli ziyaretlerle geçen Amman’daki son günümüzü geride bırakarak önce otelimize oradan da havaalanına hareket ettik. Uçağımız rotasını İstanbul’a çevirip havalandığında heybemizde burada yaşayan güzel insanların muhabbet ve selamı içimizde ise bu insanları geride bırakmanın hüznü vardı.
ENDÜLÜS’ÜN YASINI TUTUYORLAR
Araplar, “agal” denilen beyaz poşunun üstündeki takılan siyah halkayı, yas simgesi olarak takıyor. Endülüs Emevî Devletinin düşmesinden sonra üzüntüleri göstermek için takılmaya başlanmış.
BASIN KRAL’IN KONTROLÜNDE
Ürdün’de güçlü bir basın yok. Muhalif basının etkisi de yok denecek kadar az. Müslüman Kardeşler’e ait Sebil gazetesi ile liberallere ait Al Ghat gazetesi var. Diğer bütün gazetelerin büyük hissesi Kral’a ait. Al Rai adlı resmî gazete ise ülkenin en çok satan gazetesi. Radyo ve televizyonların da durumu pek farklı değil.
TAKSİCİLERE “YEM” OLMADIK!
Ürdün’de kaldığımız süre boyunca sık sık taksiye binmek zorunda kaldık. Bazı taksicilerin yabancı olduğumuzu anladıkları anda yolu uzatmak için “çaba gösterdiklerini” üzülerek gördük. Ancak telefonlarımızdaki GPS sayesinde buna pek izin vermedik. Fazla para alabilmek için fırsat kollayan taksicilerin polisten de bir o kadar çekindiğine şahit olduk.
ARAPLARIN ‘FAST FOOD’U: FALAFEL
Araplarda zengin bir yemek kültürü var. Damak tatları bize çok da yabancı değil. Etli, özellikle kebap türü yemekleri seviyorlar. Et yemekleri genelde koyun ya da tavuktan yapılıyor. Pilav ve lavaş ekmeği her yemekle birlikte sofrada kendine yer bulabiliyor. En çok ilgi gören yemeklerden biri olan mensaf ise koyun eti ve pilavla birlik sunulup elle yenilen bir yemek. Ortadoğu’nun vazgeçilmez lezzetlerinden falafel de özellikle Arap ülkelerinde “fast food” yemeği olarak büyük ilgi görüyor. Falafel; baklanın, çeşitli ot ve baharatlarla birlikte ezilmesinin ardından farklı şekillerde, köfte boyutlarında yağda kızartılmasıyla hazırlanıyor.
İSTEYENE ÇATAL, KAŞIK
Gittiğimiz lokantalarda, hâlâ elle yemek yenildiğine şahit olduk. Çatal, kaşığı isteyene getiriyorlar. Hijyen konusunda ise, dikkat etmeleri gerektiğini düşünüyoruz.
ÖPME DOSTLUĞUN İFADESİ
Arap kültüründe selâmlaşma ve öpüşme, bizdeki gibi samimiyet, dostluk, saygı, sevgi ve hürmetin ifadesi. Bizde genellikle selâmlaşmada iki yanaktan öpülürken Arap ülkelerinde insanlar birbirlerini üç defa yanaklarından öpüyor. Önce sağ yanak, ardından sol yanak öpüldükten sonra size verdikleri önem ölçüsünde sağ yanakları uzun süre tutuyorlar.
SAKALIN ŞEKLİNİN ÖNEMİ YOK
Arap kültüründe sakal bırakmanın önemli bir yeri var. Sakalı erkekliğin alâmeti olarak gören Araplar, bu yüzden sakalın şekline pek dikkat etmiyor. Ürdün’de resmî görevliler hariç “sinek kaydı” tıraş olan insana nadiren rastlanırken, “top sakal”ın algısı da bizim kültürümüzdeki gibi değil.
Hasta, öldükten sonra yardım kararı çıkıyor
Gazze kampının girişindeki evinde ziyaret ettiğimiz Şehid Şeyh Ahmet Yasin’in gençlik arkadaşı Şeyh Salah 1948 yılındaki işgalde ailesiyle birlikte Gazze’ye 1967’de de Ürdün’e göçmek zorunda kaldığını anlattı. 76 yaşındaki Şeyh Salah hükümetin kendilerine çalışma izni vermediğini, ancak istihbaratın onayından sonra özel şirketlerde çalışma hakkı kazanabildiklerini belirtirken diğer sıkıntılarını şöyle sıraladı:
“Hükümet ancak bir dönüm arazi almamıza izin veriyor. Örneğin istihbarat benim bu evin arazisini kendi üzerime almama dahi izin vermedi. En büyük sıkıntımız işsizlik. Devletin ilâç ve sağlık hizmetlerinden yararlanamıyoruz. Birleşmiş Milletler 150 dinara kadar olan (215 TL) sağlık giderlerini karşılıyor. Sıradan hastalıklar için yeterli olsa da önemli hastalıklar için ilaç bulamıyoruz. Kalp, kanser, böbrek hastalıkları gibi büyük hastalıklarda Kralın Divanı kurumuna başvuruyoruz. Bazen yardım ediyorlar, bazen etmiyorlar. Bazen yardım kararı hasta öldükten sonra çıkıyor.
BM’ye ait okul temel eğitimi bedava veriyor. Lise kısmı hükümet tarafından veriliyor. Ama üniversite kısmında çocuklarımız Ürdün vatandaşı öğrenci gibi muamele görmüyorlar. Her yıl yalnızca Filistinli otuz öğrenci hükümet kontenjanından daha az harç ödeme hakkı kazanabiliyor. Bunun dışında kalan öğrenciler çok yüksek harç ücretleri ödemek zorunda kalıyorlar. Öğrencilerin ailelerinin bu harçları karşılaması çok zor. Üniversite mezunları ise iş bulamadıkları için bulabilirlerse inşaat, çöpçülük, işportacılık ve benzeri işler yapıyorlar. Sürücü ehliyeti dahi alamıyorlar.”
SON