TÜRKMENİSTAN İÇİN ‘AT’ MİLLî BİR SERVET. ZATEN DÜNYADA “AT BAKANLIĞI” OLAN TEK ÜLKE BURASI. HER YIL, NİSAN AYININ SON GÜNLERİ “AT BAYRAMI” OLARAK KUTLANIYOR. BİZ DE ‘BAYRAM’A DAVETLİYDİK...
Işık, yeşil ve at AŞKABAT
TÜRKMENİSTAN’I TANIYALIM
Türkmenistan, resmî adıyla Türkmenistan Cumhuriyeti, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk Cumhuriyeti. Resmî para birimi Manat’tır. Yönetim şekli cumhuriyet. Türkmenistan, BM, İKÖ, BDT, IMF gibi uluslar arası kuruluşlara üye. Devlet televizyon kuruluşu vardır, ama özel televizyon yayını bulunmamakta.
Orta Asya ülkelerinden olan Türkmenistan güneyden İran, batıdan Hazar denizi, kuzeyden Kazakistan, kuzeydoğudan Özbekistan, güneydoğudan Afganistan’la çevrilidir. Amu Derya ırmağının çok az bir kısmı Türkmenistan sınırları içinde yer alıyor. Bunun dışında önemli bir akarsuyu yok. Ancak su ihtiyacının karşılanması için 900 km uzunluğundaki Karakum kanalı yapılmış. Topraklarının beşte dördünü Karakum çölü kaplıyor. Topraklarının yüzde 3.5’i tarım alanı, yüzde 17’si otlak, kalanı ya kısmen otlak olarak kullanılabilen çöl veya tamamen çöldür. Türkmenistan’a kurak ve sıcak bir iklim hâkimdir. Yaz aylarında sıcaklık bazen 50 dereceye kadar çıkar. Kış aylarında ise bazen -25 dereceye kadar düştüğü olur.
Türkmenistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından 27 Ekim 1991’de yapılan ilk devlet başkanlığı seçimleri sonucunda Saparmurat Türkmenbaşı devlet başkanlığına seçildi ve ölümüne (21 Aralık 2006) kadar bu görevini sürdürdü. Türkmenistan’ın ikinci ve halen görevde olan cumhurbaşkanı ise Gurbanguli Berdimuhammedov’dur.
“AT BAYRAMI”NA DÂVET VAKİ OLDU
Dâvet olunan yere gitmek, yani dâvete icabet etmek güzel adetlerden biridir. Türkmenistan’da yapılacak “At Bayramı ve Fuarı” için dâvet vaki olunca Yeni Asya’yı temsilen icabet etmeye karar verdik. Daha önce bazı Orta Asya devletlerine gittiğimiz halde Türkmenistan’a gitmemiştik. Kısa sürede hazırlığımızı tamamladık ve dâvete aracılık yapan organizasyon şirketine pasaportumuzu gönderip neticeyi bekledik.
Bu arada, daha önce Türkmenistan’a giden bir ağabeyimiz de dâvete icabet edip, Türkmenistan’daki değişimi görmek arzu etti. Ancak ilerleyen günlerde oradaki sıkıntılara katlanamayacağını beyan ederek bu kararından vazgeçti. Biz ise, Aşkabat’a ilk defa gidecek olmamız sebebiyle muhtemel sıkıntılara katlanmayı da göze alarak kararımızda sebat ettik. Aradan günler geçti ve belirtilen gün ve saatte Yeşilköy Havalimanı’nda ekiple buluşmak üzere 24 Nisan 2013 akşamı ‘buluşma noktası’na hareket ettik.
İLK PANİK HAVALİMANINDA
Yeşilköy Havalimanına gittiğimizde Aşkabat’a gidecek ekipte bir telâş ve heyecan gördük. Bazı yolcuların vizesi alınmamıştı. Böyle olunca daha ilk adımda sıkıntılarla karşılaşılmış oldu. Vizeleri alınanlar işlemlerini tamamladı, bize ise beklememiz söylendi. “Ya Sabır” diyerek beklemeye başladık. Neyse, ilerleyen saatlerde elçilikten bir görevli geldi ve ‘dâvetli listesi’nde isimleri olanların (vizeleri olmadığı halde) işlemleri yapıldı, biniş kartlarımızı alabildik. Listede ismi olmayan bazı dâvetliler ise havaalanından geri dönmek durumunda kaldı. Bazı gazeteci arkadaşlar “Biz de dönelim mi?” dediyse de sonradan dönmekten vazgeçtiler ve neticede Türkmenistan Havayollarına ait uçağa binip Aşkabat’a hareket ettik.
“TÜRKMENİSTANLI MISINIZ?”
Uçaktaki yerimize oturduğumuzda ilk dikkatimizi çeken şey, uçağın en ön koltuğunun önündeki ‘duvar’da Türkmenistan Devlet Başkanının fotoğrafının asılı olması oldu. Uçak havalanınca yanımda oturan ‘koltuk arkadaşım’ “Türkmenistanlı mısınız?” diye sordu. “Benziyor muyum?” dedim. “Ne bileyim, konuşmayınca anlayamadım. Şimdi anlaşıldı” diye cevap verdi. Ben de yarı şaka yarı ciddî, “Biraz ısınınca konuşurum ve o zaman da ‘çok konuştun’ demezsin inşallah” diye lâtife yaptım. Dâvet edilen ekipte yer alan ‘koltuk arkadaşım’la daha sonra yolculuk boyunca ve Aşkabat’ta uzun süre sohbet ettik.
IŞIK DERYASI ŞEHİR
Dört saate yakın süren yolculuk sonrasında adeta ışık deryasına dönmüş Aşkabat’a ulaştık. Uçaktan bakınca Aşkabat’ta ışıktan başka bir şey görmek mümkün değildi. O kadar ki bir ‘dağ yolu’nun da ışıklandırıldığı, yüksek binalar, ışıl ışıl caddeler dikkat çekiyordu.
Havaalanına indik ve beklediğimizden daha soğuk ve yağmurlu bir hava ile karşılaştık. Neyse, “At Bakanlığı” ve “Ticaret Odası” diyebileceğimiz bir devlet kurumunun dâvetlisi olduğumuz için CİP salonuna alındık. Kısa sürede pasaport kontrollerinin tamamlanıp otelimize gideceğimizi düşünüyorduk ki, tahminlerimizde yanıldık. Bazı arkadaşlar haklı olarak “Bu kadar da bekletilmez ki!” dese de başka çaremiz yoktu. Bu arada CİP salonunda sabah namazımızı da eda etme imkânı bulduk. İstanbul’da pasaportlarımıza vize vurulmadığı için bu işlemler Aşkabat Havaalanında yapılmak durumunda kaldı. Hatta bu sebeple Dışışleri Bakanlığından bir görevli geldi. Havaalanında çalışan sayısı da yeterli olmayınca pasaport kontolünün yapılması ve havaalanından dışarı çıkışımız 4 saate yaklaştı. Bazı arkadaşlar, hemen dönüş gününü beklemeye başladı.
SİGARA AÇIK MEKÂNDA YASAK
Aşkabat Havaalanının dışına çıkınca bazı arkadaşlar sigara yakmak istedi. Görevli polisler, bunun yasak olduğunu söyledi. Tabiî Türkiye’de de sigaraya yasak var, ama kapalı mekânlarda... Aşkabat’da ise açık havada da sigara içmek yasak. Sadece, belli yerlerde (meselâ, otel önlerinde) ‘kül tablası’ olan yerlerde sigara içmek serbest. Kanunen böyle, ama maalesef ziyaret ettiğimiz bazı yerlerde (hipodrom gibi) tuvaletlere sigara dumanı dolayısıyla girmek bile zordu...
PREZİDENT MİSAFİRHANESİ
Bizim için “çok uzun” olan süre, “Beyik Saparmurat Türkmenbaşı Adındaki Aeroport” görevlileri için normal karşılanıyordu. Nihayet bizi karşılayan servis araçlarına bindik ve misafir edileceğimiz otele, daha doğrusu “Prizident Mıhmanhanası”na vardık ve “kabulhane”de, resepsiyonda kayıtlarımızı yaptırıp odamıza çıktık.
Otel, bir misafirhane olmakla beraber 5 yıldızlı seviyesindeydi. Otele gidene kadar gördüğümüz tablo, Aşkabat’ın yeni binalarla süslendiğini gösteriyordu. Farklı binalar, çok sayıda kule ve ağaçlandırmaya yapılan yatırım dikkat çekiciydi.
HER YERDE TÜRKMEN ‘BEDEV’İ
Otelde öğle saatlerine kadar dinlendikten sonra ilk iş olarak “Halkara Atçılık Sport Toplumı/ Uluslar Arası Spor Kompleksi”ndeki “Atlı Spor Oyunları Binası”nda düzenlenen “Engelli Koşu”ları izlemeye gittik. Türkmenler için at millî bir servet olarak görülüyor. Dolayısıyla şehrin pek çok yerinde at heykelleri var. Aynı şekilde hipodromlar da yapılmış. Zaten “At Bakanlığı” olan tek ülkenin Türkmenistan olması bunu gösteriyor. “At”a “at” demekle birlikte daha çok “Bedev” demeyi tercih ediyorlar. “Bedev” bizdeki “Küheylan” gibi bir tabir. Atı daha fazla öne çıkaran, önemseyen ve edebiyatta da kullanılan bir kelimeymiş. Dolayısıyla Türkmenistan ziyaretimiz esnasında en çok duyduğumuz cümlelerden biri “Türkmen ‘bedev’i” şeklinde olanıydı. Türkmen atıyla ilgili şiirler, menkıbeler, marşlar ve hatta masallar bile var.
ŞEHİR TURU, KULE TURU
“Halkara Atçılık Sport Toplumı”ndaki gösterileri izledikten sonra yeniden otele döndük ve kısa bir istirahatten sonra şehir turuna çıktık. “Yeni Aşkabat” olarak isimlendirebileceğimiz mahalleler hakikaten yeni... Baştan sona mermerlerle kaplanmış beyaz binalar... Oteller ve devlete ait kuruluşların binaları devasa... Ortalama 13 ve 15 kat yükseklikten oluşan binalar, kat yükseklikleri 4 metreye yaklaştığı için daha fazla katlı intibaı veriyor. Yeni Aşkabat’ta çok sayıda da ‘anıt/kule’ var. Bizdeki örnekleriyle ifade etmek gerekirse, şehir temaşa kulesi, nikâh sarayı, adalet kulesi, Türmenbaşı kulesi ve benzeri şekilde belki de 20 ya da 30 ‘kule/anıt’ var. Hakikaten bunlar için büyük para harcanmış. En yüksek kule, en yüksek bayrak, en büyük halı, en büyük cami, en büyük dönerdolap vesair, her şey “en büyük...”
Mihmandarlarımıza, “Aşkabat’ın ‘eski hali, eski binaları yok mu?’” diye soruyoruz. Onlar da ekseriyetle, “Aşkabat bu işte, gördüğünüz binalar... Eski binalar yıkılıp bunlar yapıldı” diyorlar. Bu beyan bir yönüyle doğru, ama bir yönüyle de eksik. Elbette her şehirde olduğu gibi Aşkabat’ta da bir “eski Aşkabat” var. Aslında “eski Aşkabat” da güzel, sakin ve yemyeşil bir şehir. Ama mihmandarlarımız bizi ekseriyetle “yeni Aşkabat”ta gezdirmeyi tercih ediyorlar.
KAPALI DEVRE TOPLANTI
Programın ikinci günü (25 Nisan 2013 Cuma) sabah 06.30’da kaldığımız otelden hareketle “At Bayramı” programının açılış toplantısının yapılacağı “Oğuzhan Otel”ine gittik. Ancak kameramanlar hariç basın mensupları toplantının yapılacağı salona alınmadılar. Sadece kameramanların salona girişine izin verildi ve onlar da Cumhurbaşkanı konuşmaya başlayınca kısa bir görüntü aldıktan sonra salondan çıkarıldılar. Basın mensupları otelin salonunda yapılan konuşmaları, yine otelin “basın odası”ndan canlı olarak izledik. Ancak smültane tercüme olmadığı için sağlıklı bilgi almak mümkün olmadı.
Bu arada “basın odası”ndaki imkânlardan istifade ederek yazılarımızı yazma imkânı bulduk ve elektronik postalarımızı okuyabildik. Oğuzhan Otel’deki toplantı bitince, “Sergi Koşgi/Sergi Sarayı”ndaki fuara geçtik. Fuar binasının önünde millî kıyafetleriyle gösteri yapanları izledik ve fuarın açılmasını bekledik. Nihayetinde fuar, Devlet Başkanı adına bir görevli tarafından açıldı. Kurdeleyi kesenler arasında “Ak Sakallılar Meclisi”nin de temsilcisi vardı. Ancak o esnada bir mütercim bulamadığımız için özel görüşme yapmamız mümkün olmadı.
Türkmenistan’ın yönetim şekli: Türkmenistan 18 Mayıs 1992’te yürürlüğe konan anayasayla yönetilmektedir. Ülkede çok partili sisteme geçilmiş olmasına rağmen tek parti yönetiminden yeterince çıkılamadı. Birçok alanda devlet tekeli sürmektedir.
Nüfusun yüzde 94,7’sini Türkmenler, yüzde 2’sini Özbekler, yüzde 1.8’ini Ruslar, yüzde 1.5’ini de diğer azınlıklar oluşturur. Beş ana Türkmen boyundan oluşan Türkmenistan’da idari yapı da bu beş boya göre şekillenmiş ve 5 vilayet (il) kurulmuştur.
Başşehir: Aşkabat
Resmî dil(ler): Türkmence
Yönetim biçimi: Cumhuriyet (Tek parti)
Devlet Başkanı: Gurbanguli Berdimuhammedov
Yüzölçümü: 491.210 km2
Nüfus: 2010 tahmini: 5,450,000
Kişi başına millî gelir: $ 5,979
Para birimi: Türkmenistan manatı (TMT)
FARUK ÇAKIR