21 Mayıs 2013, Salı
Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ile gerçekleştirdiği görüşmeden çıkan en önemli sonuç Ankara’nın Suriye politikasının Washington’da yeni bir ayara uğraması oldu.
Daha önce Türk-İsrail uzlaşması için devreye giren ve şu anda Ankara ile Bağdat’ın arasını bulmaya çalışan ABD’nin belli ki Ortadoğu’da kendi politikaları ile uyumlu bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Öyle anlaşılıyor ki, Suriye için tekrar canlandırılmaya çalışılan siyasi-diplomatik çabalara dâhil olmak isteyen Ankara’ya da çok fazla seçenek de kalmadı.
Oysa Erdoğan Washington’a, Suriye’de muhalefetin silahlandırılması, sivillerin korunması için bir uçuşa yasak bölgenin ilan edilmesi ve mülteciler için Suriye tarafında güvenli bölgelerin kurulması gibi beklentiler ile gitmişti. Fakat Erdoğan’ın Obama’yı bu konularda ikna etmesi yerine tersi olduğu görülüyor.
Obama Erdoğan’ı, Washington ile Moskova’nın Suriye konusunda başını çektikleri ve önümüzdeki haftalarda Cenevre’de Suriye’deki muhalefet ile rejimi biraraya getirmeyi öngören sürece destek vermesi konusunda ikna etti. Oysa “Esad ile hiçbir şekilde olmaz” diye ısrar eden Erdoğan, BM gözetiminde Temmuz 2012’de yapılan birinci Cenevre zirvesinin devamı olarak tasarlanan bu sürece aslında soğuk bakıyor bu çabaları “ipe un sermek” diye niteliyordu.
Ancak, Erdoğan’ın “Esad ile olmaz” yaklaşımıyla kamuoyu nezdinde kendisini ne denli bağladığını bilen Obama bu açıdan “oyunbozanlık” yapmadı ve Beyaz Saray’daki basın toplantısında “İkimiz de Esad’ın gitmesi gerektiği konusunda mutabıkız” diye konuştu. Bu sözler Erdoğan’ı da bir ölçüde rahatlattı zira hükümet yanlısı medyamız meseleyi “Obama’dan Esad’ın gönderilmesine tam destek” edasıyla yansıttı.
Ancak şeytan her zamanki gibi ayrıntıda, zira iki taraf da “Esad gitmeli” diye bugünlere gelmiş olmalarına karşın aralarında “nasıl gitmeli” konusunda fark vardı.
Bu açıdan bakıldığında Obama’nın Esad’ı göndermeyi uzun zamandır istediklerini ancak bunun için ellerinde sihirli değnek olamadığına dair sözleri dikkat çekti.
Asıl dikkat çeken ise “Önümüzdeki haftalarda rejim ile muhalefeti biraraya getirdiğimizde Türkiye önemli bir rol oynayacaktır” şeklindeki sözleri oldu.
Erdoğan’ın Obama ile basın toplantısında “BM Güvenlik Konseyi ve Cenevre süreci önemlidir”diye konuşması ve Rusya ile Çin’in bu sürece dâhil olmalarının “çok önemli olduğunu” vurgulaması ise Türkiye’nin Suriye politikasına yapılan ayarı ayrıca teyit etmiş oldu. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Rusya ve Çin’in Esad rejimini destekleme politikalarında bugüne kadar herhangi bir değişikliğin olmadığını da burada hatırlatmakta yarar var.
Bu durumda Ankara, Esad’ın, doğrudan müzakere masasında olmasa bile, bu müzakereler üzerindeki etkisini hissettireceğini kabul etmiş oluyor. Şayet masaya, söylendiği gibi, rejimin temsilcileri oturacaksa başka türlü zaten olamaz. Washington Ankara’dan şimdi, Suriye muhalefetinin önümüzdeki günlerde İstanbul’da yapacağı toplantıda Cenevre’ye gönderilecek temsilcilerini seçmesi konusunda yardımcı olmasını bekliyor.
Washington’da Ankara’nın Suriye politikasına yapılan ayar başka açılardan da kendisini belli etti. Obama’nın Türkiye ile bir bütün olan ve tüm etnik ve dinî grupları içeren, ayrıca “aşırılık” değil “istikrar kaynağı” olan bir Suriye için çalışacaklarını belirtmesi ve bu sonuçtan en çok kazanacak ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini vurgulaması bu ayarın bir diğer göstergeydi.
(...)
Obama, Türkiye’nin böyle bir Suriye’den en çok kazanan ülke olacağına dair sözleriyle sanki Reyhanlı katliamı sonrasında “aşırı güçleri desteklersen bunun yaratacağı istikrarsızlıktan sen zarar görürsün” der gibiydi. Ankara’nın bu gruplara dönük desteğinde de bu nedenle önümüzdeki dönemde değişiklik beklenebilir.
Semih İdiz, Taraf, 20.5.2013
Okunma Sayısı: 528
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.