22 Mayıs 2013, Çarşamba
Suriye’deki içsavaştan, içsavaşın bölgesel ve küresel etkilerinden kimse azade değil. Ön cephede veya daha beride olsun aktörlerin hepsi temkinli ve son tahlilde kendi çıkarlarını kollamanın peşinde. Türkiye hariç!
Hükümetin verdiği görüntü şu: Suriye Sünnîlerinin muhalefetine koşulsuz destek, hatta bu muhalefet içinde başta ABD olmak üzere hatırı sayılır ülkelerce “terör örgütü” sayılan El-Nusra’nın hâmisi konumu...
Başbakan’ın tıpkı zamanında İsrail Başbakanı Olmert’e duyduğu öfke benzeri kişisel bir Esad husumeti...
Basın üzerinden uluorta verilen dış politika beyanları...
Mülteci politikasıyla askerî desteği birbirine karıştırarak katmerlenen tarafgirlik...
Ve bütün bu etkenler sonucunda artan güvenlik riskleri.
Buna mukabil diğer aktörler, ya ABD gibi çok yakın zamanda sütten ağızları yandığından ya da kiminle teşrik-i mesaide bulunduklarının bilincinde olduklarından Suriye’de çok daha incelikli ve temkinli politikalar izlemekteler. Bu kadar bağırıp çağırmasına rağmen pek bir sonuç elde edemeyen Türkiye’nin hâli ortada.
ABD artık bir Müslüman ülkeye müdahale etmeme konusunda son derece kararlı; silâhlı muhalefetin kimliği ve işlemeye başladığı savaş suçları Suriye’ye olan mesafesini iyice açıyor.
Muhalefeti silâhlandırma ve İran’ı izole etme konularında heveskâr olsalar da Britanya ve Fransa uzaktan müdahiller.
İsrail Esad’ın tanıdık bir düşman olduğundan hareketle sürekli alttan almaya çalışıyor.
Rusya bölgedeki varlığının son kalesi için bütün diplomatik, askerî, iktisadî teçhizatını seferber etse de opsiyonları açık tutuyor.
Şam rejimi zayıfladıkça etkisi artan İran dahi muhaliflerle “görüşmem” demiyor.
Sünnî muhalifler arasında hem nalına hem mıhına oynayan Katar’ın ne de Suudların Suriye’ye sınırı var.
Bizim hükümette ise bitmez bir hiddet ve tek başına etrafa ayar verme hevesi hâkim. Oysa bütün Türkiye gibi hükümet mensupları da Suriye’yi ve genelinde Ortadoğu’yu yeniden keşfediyor. Bu memleketin hariciyesinde Arap memleketleriyle ilgili yeterli kurumsal hafıza, akademisinde de bilgi birikimi yoktur. Herkes Kemalist tornadan geçmiştir. 1934’e kadar Arapça ve Farsça yasaktır, Arap alfabesinin kaldırılmasıyla o coğrafyalarla ortak tarihimizi okumak bile mümkün değildir. Yeni keşfedilen din kardeşleri anca bize benzeyen Sünnîlerden ibaret kalmıştır. Bu da Suriye politikasını objektif olmaktan çok uzak kılmıştır.
(...)
Obama ile görüşmesi sonrasında Erdoğan’ın Cenevre sürecine gösterdiği katı muhalefet bitti. Uçuşa yasak bölge ise Güvenlik Konseyi’ne havale edildi. Umalım ki bunlar hükümetin meseleye daha mâkul, mesafeli ve temkinli yaklaşmasının emareleri olsun. Bu yeni akıl Sünnîlere verilen desteğin bütün mazlumlara verilecek insanî ve siyasî desteğe dönüşmesine önayak olsun.
Cengiz Aktar
Taraf, 21.5.2013
Okunma Sayısı: 538
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.