Abonelik
E-gazete
  22 Eylül 2014 Pazartesi
Ana Sayfa Güncel Yurt Haber Yazarlar Dünya Ekonomi Kültür Sanat Spor Medya-Politik Eğitim Otomobil Bilim ve Teknik Lahika Görüş
 

12 14 16 18

SÜRECİN MAĞDURLARI HÂLÂ ACI ÇEKİYOR 28.02.2011
O dönemin mağdurlarının acıları ise hâlâ taze. Başörtüsü sebebiyle okulunu terk etmek zorunda kalan yazar Cemile Bayraktar "Bu güne geldiğimizde, ben içimdeki acıdan yana zerre değişiklik yaşamadım. Hâlâ aynı üzüntüleri, aynı canlılığıyla hissediyorum. Birçok arkadaşım var aynı kaderi paylaştığım. Hepimizin anılarına sinmiş kirli gerçekler var. Biz 28 Şubat’ı unutamıyoruz" dedi.
 
28 ŞUBAT’IN ACISI HÂL İÇİMİZDE
 
TAKDİM
Darbe. Bu ülkede adına sık rastladığımız bir “darp” durumu. Halkı; fikir ve inanç hürriyetini, demokrasiyi, insan haklarını, insanca yaşama halini bir anda ortadan kaldırıveren menhus bir fiil.
Bunlardan biri de yakın geçmişte yaşadığımız “28 Şubat 1997 postmodern darbesi”.
Şimdi 20’li yaşlarda olanlar o günlerde ilköğretim ve lise sıralarındaydı. Bu sebeple yaşananlardan az çok haberdarız. Bu ülkenin yaşadığı her darbede olduğu gibi, 28 Şubat süreci de, acısı bitmeyen yaralar, sızısı geçmeyen izler ve derinlerde bir yerde dinmek bilmeyen bir öfke bıraktı…
“Kendi Ülkesini İşgal Eden Ordu” isimli elektronik kitabın yazarı, Araştırmacı-Yazar Cemile Bayraktar ile 28 Şubat sürecini konuştuk…
Kitaba ulaşmak için, www.derindusunce.org adresini ziyaret edebilirsiniz. 

28 Şubat’ın 14. yıldönümünü kutlayacağız(!) bu ay. Sahi ne durumda, ergenlik dönemine girdiğini filan söyleyebilir miyiz?
Aslında darbelerin etkisi yaşandığı dönemden çok sonrasında kendini gösterir. 28 Şubat’ta da öyle oldu.
Meselâ halk 1960 darbesi sonrasının tepkisini verdi ve Adalet Partisini iktidara getirdi. Gerçi darbecilerin 28 Şubat’tan beklentisi dindar muhafazakâr kesimi tümüyle ortadan kaldırmaktı, ama beklemedikleri bir sonuç ortaya çıktı.
28 Şubat ruhunu ayakta tutmaya çalışanların etkisinin tümüyle kırıldığını söyleyemesek de, bir nebze güç kaybettiklerini düşünüyorum, zira artık kimse onlara inanmıyor.
Hesaplandığı gibi 1000 yıl sürer mi?
Hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmez. Bu minvalde 28 Şubat elbet 1000 yıl sürmeyecektir, ama 1000 yıl süresi bir anlamda sonsuzluğu ifade eder. Meselâ ben 28 Şubat’ta üniversite eğitimimi bıraktım ve bir daha okula dönemedim. Bu anlamda benim ve o dönem eğitim ve çalışma hayatını bırakmak zorunda kalan birçok kadın için 28 Şubat 1000 yıl, yani sonsuza kadar sürecek gibi…
28 Şubat ruhunu ayakta tutmaya çalışanları unutmamak gerek. 28 Şubat 1997’den sonraki yıllarda da darbe eylem planları içeriğinde o ruhu görüyoruz. Meselâ Hizbullah başlığı altındaki eylemler, bir nev'î o ruhu canlı tutmanın çabasıdır.
Hiç geçmeyecek izler bıraktı mı bize? Bugün hâlâ 12 Eylül’den, etkilerinden bahsediyorsak, bir 30-40 yıl sonra 28 Şubat’tan da bahsediyor olur muyuz?
Elbette bıraktı. Af Yasası çıktığı için ve bazı üniversitelerde başörtüsü yasağı son bulduğu için eğitime devam edip, etmeyeceğimi soruyorlar. Devam etmeyeceğim, bu gün, yani 14 yıl sonra doktorasını bitirmiş, üniversiteye hoca olarak gidecekken, bunca zaman sonra öğrenci olarak gitmeyi ve giderken İHL mezunu olmam dolayısıyla puanımın kırılmasını hazmedemiyorum meselâ.
Unutamadıklarım var, bazen hani eski kitapları karıştırır, o tarihlerde yazılmış notları buluruz ya, işte o notlara bile tahammülsüz kalabiliyorsunuz. İnsan 18 yaşına ait güzel anıları olsun ister, benim yok; o notlara bakınca olmadığını hatırlıyorum.
Bu ülkedeki darbelerin faili hiç de meçhul değil, adımız gibi biliyoruz da, meselâ bir 28 Şubat’ın müsebbibi kim/ler acaba? O günleri yâd edelim(!) mi biraz…
Yad edelim elbet. 28 Şubat’ın müsebbibi ordudur. Bu ülkedeki tüm darbelerin müsebbibi ordudur. Sadece ordu değil tabi; resmî ideolojinin neferleri Kemalist, Ulusalcı kadrolar. Ama şimdi yeni yeni itiraflarla ortaya çıkan TÜSİAD üyesi iş adamlarının da parmağı olduğunu görüyoruz. Gümrük Birliği Yasasının kendini bitireceğine inanan iş adamları darbe lehine etken olabiliyor. Sonrası malûm; bazı özel bankaların başına emekli askerler geçiyor ve sonra bankalar hortumlanıyor.
Buraya eklemekte fayda görüyorum, dönemin Refah Partili isimleri, ne söylediğini bilmeyen şımarık açıklamalarıyla darbecilerin elini güçlendirmişlerdir.
Sizin 28 Şubat’ınız nasıldı? Üniversite önlerinde kadın-erkek polisler tarafından şiddetle ağızları kapatılan, yaka paça sürüklenen, hatta dövülen, etkisiz hâle getirilmeye çalışılan, başörtüsü zorla asılıp çıkartılan ve türlü türlü psikolojik işkencelere maruz bırakılan başörtülü kızlar topluluğunun neresindeydiniz?
O dönem hayatımın en flu dönemi, insan hatırlamak istemeyince, hafıza silmeye çalışıyor sanırım.
En samimî arkadaşım eğitim fakültesinde, ben kampüsteydim. Sık sık haberleşiyorduk, ikimiz de o günlerde peşimizden koşan görevlilerden kaçıyorduk.
Çok acı şeyler var, meselâ okula gidip içeri alınmıyorsunuz. Bununla bitmiyor, meselâ benim okuduğum 19 Mayıs Üniversitesinde, Tıp Fakültesinden sonra halk otobüsleri durakta durduruluyordu ve başörtülü öğrencilerin başı, o kadar insan içinde zorla açtırılıyordu. Bununla bitmiyordu, akşam eve gelip haberlere baktığımızda, yerlerde sürüklenen başörtülü arkadaşlarımızı televizyonlardan görüyorduk. Bununla da bitmiyordu, o gazete kupürü, o fotoğraf hiç çıkmaz aklımdan; iki kadın polisin arasında kalmış başörtülünün, başı yırtılarak açılmış ve başörtüsü polisin elinde kalmış… İşte bu fotoğraf karesini unutamıyorum.
Dahası bunları izleyip susanları da unutamıyorum ve affetmiyorum. Daha acısı da var; babalar. Benim babam tercihime saygı duydu ve beni destekledi, ama ben bir baba biliyorum ki; kızını başını açmadığı için okul önünde döven, zorla başını açan bir baba…
      
Bugün ne hissediyorsunuz? Ve ne hissediyor olabilirler ‘anarşist’ muamelesi gören genç kızlar, başörtülü anneler, eşler?
Bu güne geldiğimizde, ben içimdeki acıdan yana zerre değişiklik yaşamadım. Hâlâ aynı üzüntüleri, aynı canlılığıyla hissediyorum içimde. Birçok arkadaşım var aynı kaderi paylaştığım. Hepimizin anılarına sinmiş kirli gerçekler var. Biz unutamıyoruz.
Başörtülüler, çok kırgın. Hadi açık açık konuşayım, çekineceğim bir şey yok…
Bizi yasaklayan zümreye elbet öfkeliyiz, tüm bunun üstüne hâlen “endişeli modernlerin” endişeleri üzerinden yapılan siyaseti ikiyüzlülük ve şımarıklık olarak nitelendiriyoruz. Ama bundan fazlası var; muhafazakâr dindar kesim…
Başörtüsü yasağı boyunca asla direnmeyen kitleler, ki bunlar dindar ve muhafazakârdır. İş yerlerinde imaj endişesi nedeniyle başörtülülere iş vermeyen muhafazakâr dindarlar. Evlenmek için başörtülü kadınları seçmeyen erkekler. Düne kadar ne söylüyorlardı, şimdi ne yapıyorlar?
Bu bahsi geçenlerin yaşadığı acınası dönüşüme bakmak dahi istemiyorum, bence 28 Şubat’ın kaybedenleri bu tarif ettiğim, örneklediğim kitleler.
Darbeler yapılmaya az kala şiddetli öğrenci olayları yaşanmış hep, sağcı solcu çatışmaları, ayaklanan öğrenciler. Şu son yaşadığımız yumurtalı eylemlere ne diyorsunuz? Ufaktan bir darbe hazırlığı olabilir miydi?
Bu ülkede kötü şeyler olduğu kadar iyi şeyler de oluyor.
Bu ülkede ne zaman öğrenciler eyleme başlamışsa, peşinden gelip asker koltuğa oturmuştur. Uzun zamandır ortam gerilmediği için ve gerginlikten nemalananlar için öğrenci eylemleri elbet iş görür olabilir. Ben o öğrencilerin bilinçli eylemciler olduğunu düşünüyorum, ama bir daha darbe olmayacağını, olamayacağını bu rüyaları görenlerin sanırım anlaması gerekiyor.
Buraya önemli bir not eklemeliyim; öğrenci olaylarındaki polis şiddetini, orantısız güç kullanımını kınıyorum. Bu şekilde eyleme cevap veren polis görmek istemiyorum. AKP polis şiddetine zemin olacak bir ortamın önünü kesmeliydi, bu planlı ge-
lişmelerin ekmeğine yağ sürmemeliydi.
Peki ya Ergenekon süreci? 1960 darbesini yapan adamlar(!) olmadık iddialarla, iftiralarla, yalan dolan ve hakaretle bir güzel (!) yaptılar işlerini ve milletin seçtiği yüzlerce masuma zulmettiler ve bu ülkenin belki de en kıymetli üç devlet adamını idam ettiler. Peki şimdi? Şimdi ortaya çıkan silâhlar, belgeler, ıslak imzalar, irtica planları, ses kayıtları yani gerçek deliller varken, neler oluyor? Neler olacak?
Umutla bakmak istiyorum. Bir daha kimsenin darbeye cesaret edebileceğini düşünmüyorum. Ancak darbe eylem planlarının belgeleri gün gibi ortadayken, inkâr ve geçiştirme durumları beni endişelendiriyor.
Ancak malûm yargının iş görmezliği bariz bir biçimde ortaya çıktı. Yargı 10 yılda terör kapsamında bir dâvâyı sonuçlandıramamış. Ancak yargının bu kusuru hükümete mal ediliyor. Bu doğru değil, bu yargının tıkanıklığıdır. Öncelikle bunu bilmemiz gerekiyor.
Vakit ayırdığınız için teşekkürler. Son olarak, Cemile Bayraktar kimdir?
En korktuğum soru. Zordur insana kendini anlatması…Samsun’da ailemle birlikte yaşıyorum. Gönüllü olarak STK faaliyetleri yürütüyorum.
Kendimi bildim bileli, okuyup, ifade etme istemimle baş etmeye çalışıyorum. Sistemin hedefi olduğumu çocuk yaşta öğrenmek zorunda kaldım. Sanırım itirazlarımla ilk çıkışlarım ortaöğretim yıllarıma dayanıyor; Menemen Olayının bir düzmece olduğunu anlatmak, İskilipli Atıf Hoca’nın hesabını sistemin İnkılâp Tarihi hocasına sormak için babamın kitaplığından aşırdığım, boyumdan büyük, “Yakın Tarih Ansiklopedileri”yle okula gittiğimde 14 yaşımdaydım. Bütün sınavlardan en iyi puanı alıp, karne notumun orta gelmesiyle anladım bunu.
Sonrası 28 Şubat, zaten anlattım. Düzenli olarak Derin Düşünce, Demokrat Haber ve Sivil Düşünce sitelerinde yazıyorum. Ondan öncesi de var, ama son 3 yıldır yazıyorum diyebiliyorum. Yazılarımın yorumdan ziyade bilgi içermesi benim için önemli, bu nedenle araştırma yazıları ekliyorum bu çabamın içine. Ve yeni yeni öykü macerasına başladım. İtiraf edeyim, edebiyat zorlu bir süreç ve bu süreçte sevgili Cihan Aktaş ışık tutuyor bana, sağ olsun.
(Genç Yaklaşım Dergisi Şubat 2011 sayısından alınmıştır.)
 
(Tuba Nur Telci)
 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
5410 Kere Okundu
 
       Yorumlar  
Henüz Yorum Eklenmemiş.
İlk Yorumu Siz Ekleyiniz.

 

Arama
İle Göre Bak