"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adâlet mülkün temelidir

Halil ELİTOK
18 Haziran 2017, Pazar
Adâlet ve âdil olmak birbirini tamamlayan iki kelimedir.

Adâlet önce âdil olmayı gerektirir. Yani bir başka ifade ile âdil olmayandan adâlet beklenemez. Burada, “kime karşı âdil olunması gerekir” sorusu akla gelebilir. İnsanın önce kendisine, aile efradına ve içinde yaşadığı veya yönettiği insanlara karşı, hatta düşmanlarına karşı bile âdil olmak mecburiyeti vardır.   

Adâletin bir emanet olduğu gerçeğini Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifade eder: “Şüphesiz Allah size emaneti ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve görendir.”1

İnsanlar arasında adâletle muamele etmenin sadâka olduğu gerçeği  unutulmamalıdır.

“Her insanın bedenindeki ekleminin faydalarına karşı (şükretmesi) kendi üzerine bir sadâkadır. Güneşin doğmakta olduğu her gün insanlar arasında adâlet yapması büyük bir sadâkadır.”

Kıyamet günü Allah’a insanların en sevimlisi ve en yakınının, âdil devlet başkanı olması hadis-i şerifte şöyle ifade edilir:

“İnsanların, kıyamet gününde Allah’a en sevimli olan ve konum bakımından onların O’na (Allah’a) en yakın olanı âdil devlet başkanıdır. İnsanların, kıyamet gününde Allah’a en sevimsizi ve konum bakımından en uzağı (rahmetten en mahrum olanı) zâlim devlet başkanıdır.

Düşmanlara bile adâletle muamele edilmesi emredilmiş ve adâlet takvadan sayılmıştır.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutanlar, adâletle şahitlik eden kimseler olun! Bir topluluğa olan kininiz sizi adâletsizliğe sürüklemesin. Âdil olun! Çünkü o (adâlet) takvaya daha yakın olandır. Allah’tan korkun! Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”2

Toplumumuzda yaygın bir söz vardır. Her yerde “Adalet mülkün temeli”dir denir. Bu söz gerçekte İslâm tarihinde adaletiyle ün salmış ikinci Halife Hz. Ömer’e aittir. Aslı “El-adlü esasü’l mülk”dür.

Bu vesileyle bu sözün söylenmesindeki tarihî gerçek şöyledir: “637 yılında Hz. Ömer’in, İran hükümdarı Yezdicerd’in üzerine gönderdiği Sad b. Ebi Vakkas komutasındaki kuvvetler Medayin’e, sonra da Nehrevan’a girmişler, Sasanilerin paha biçilmez hazinelerini ganimet olarak Hz. Ömer’e göndermişlerdi. “Kisra’nın baharı” denilen muhteşem bir halı, mücevherli kılıçlar, kemerler, süslü elbiseler üst üste yığılmıştı. Bir de Kisra’nın altın bilezikleri vardı.

Halife Ömer, Süraka b. Malik’in kollarına taktırdı bilezikleri. Kisra’nın elbiselerini giydirdi. Sonra “çıkart” dedi ona. Sonra şöyle dedi: “Allah’ım, benden daha fazla sevdiğin Resulüne ve Ebu Bekir’e vermediğin süslü eşyaları bana verdin. Bunları vermenden Sana sığınırım.” Sonra şöyle dediği duyuldu:

“Şüphesiz Kisra kendisine verilen dünyalıkla ahiretinden oldu. Dünya ile meşgul oldu. Kendisi veya damadı için mal topladı, ama şahsı için ahirette yararlı olacak bir şey yapmadı.”

İşte “Adalet mülkün temelidir” sözünü bu bağlamda söylemiştir.

Dipnotlar:

1- Nisa Sûresi, 58. 2- Maide Sûresi, 8.

 

Okunma Sayısı: 1494
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı