"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adavete adavet etmek

Halil ELİTOK
24 Kasım 2016, Perşembe
Toplum hayatını kamplaştıran hastalıklardan birisi de adâvete gelişi güzel ve haksız yere adâvet etmek yerine adâvete adâvet edebilmektir.

Bu konuda Bediüzzaman Mektubat adlı eserinde mü’minlere adâvet etmenin hayat-ı şahsiye nazarında zulüm olduğunu belirten dördüncü vecihin üçüncü düsturunda şöyle ifade eder: “Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslâhına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.”1 

İnsanın, fıtratına konulmuş bir takım duygular vardır. Bu duyguları kökünden söküp atması imkânsızdır. Bu sebeple duyguları kökünden söküp atmak yerine, yönünü çevirmek esas olmalıdır. Meselâ düşmanlık hissi insanın fıtrî bir duygusudur; bu hissin fıtrattan sökülüp atılması kabil değildir. Öyle ise bu duygunun yönünü ve yüzünü, mü’min kardeşlerimize değil, başka taraflara çevirmek gerekir. Onun için her duyguya değil, ancak adâveti adâvete çevirmek en uygun olanıdır.

İnsanlara sevgide ve düşmanlıkta ölçüyü kaçırmamak gerekir. Mü’minlerin aralarındaki olumsuzlukları varsa onu tahrik etme yerine aralarının bulunması cihetine gidilmesi gerektiğini Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur: “Mü’minler, muhakkak ki, kardeşlerdir. Artık kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz ve Allah’tan korkunuz, tâ ki siz rahmete nâil olasınız.” 2 

Adavet konusunda bir başka ölçümüz, Hz. Peygamberin (asm) şu hadis-i şerifi prensibimiz olmalıdır:

Hz. Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: Resulullahın (asm) şöyle söylediğini işittim:

“Dostunu severken ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir.“ 3 

Adavet edilecek en önemli husus kişinin kendi nefsi olmalıdır. Çünkü; Kur’ân ve Sünnette en çok müteyakkız ve uyanık olunması, her an kendisiyle mücadele içerisinde ve ona karşı tetikte bulunulması gereken düşman olarak, kişinin nefis ve şeytanı [Yusuf 53; Haşr 19; Furkân 43; Kasas 50; Câsiye 23; Fâtır 6; Zuhruf 62)] izah edilmiştir.

İnsana yakışan insanların kusurlarını araştırma yerine insanları kusurlarıyla birlikte sevebilmedir. 

Çünkü Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifade eder: “Öyle muttakîler ki, bollukta da darlıkta da infakta bulunurlar. Ve öfkeyi yutan ve nâsın kusurlarını affeden kimselerdir. Allah Teâlâ da ihsan edenleri sever.” 4 

Bir başka âyet-i kerimede de şöyle anlatılır: “Ve daha güzel sözlü kim vardır, Allah’a dâvet eden ve sâlih amelde bulunan ve “Şüphe yok ki, ben Müslümanım,” diyen kimseden?

Ve iyilik de kötülük de müsavî olamaz. (Kötülüğü) Bertaraf et o şey ile ki, o en güzeldir. Artık o zaman seninle kendi arasında adâvet olan kimse, sanki bir sadâkatlı dosttur.” 5 

Esas düşmanlık edilecek husus, nefse karşı verilecek mücadele olmalıdır. Çünkü, nefisle mücadele en büyük mücadeledir. Hz. Peygamber (asm) Tebük Seferi dönüşü, sefere katılan sahabi, yaz sıcağında gidip dönülen binlerce kilometre yolun bütün izlerini üzerlerinde taşıyorlar. Bir deri bir kemik kalmış, neredeyse tanınmaz hale gelmişler. İşte bu yolculuğun bir yerinde, onlarla birlikte yol alan Rasûlullah Efendimiz (asm) şunları söylüyor:

“-Şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.”

Sahabi şaşırıyor. Acaba, cihadın bundan daha büyüğü olur mu ki?

“-Evet, küçük cihaddan büyük cihada gidiyoruz. O nefisle cihaddır.”6

Aslında mü’minlere düşmanlık etmeyi gerektirecek bir sebep yoktur: Çünkü Bediüzzaman’ın Mektubat adlı eserinde şöyle ifade eder: “Her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir, bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir, bir, yüze kadar bir, bir. 

Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir. 

Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları hâlde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.” 7 

Dipnotlar: 1- Nursî, Said; Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-1994, s. 256. 2- Hucurat Sûresi, 49/10. 3- Tirmizî, Birr 60. 4- Âl-i imrân Sûresi, 3/134. 5- Fussılet Sûresi, 41/33-34. 6- Suyuti, II, 73. 7- Nursî, a.g.e. s. 255. 

 

Okunma Sayısı: 1436
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı