"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cübbesi düğmesiz kurum ve kişiler

Halil ELİTOK
21 Ekim 2017, Cumartesi
Arapça cübbe, İspanyolcaya jupa, İtalyancaya giuppa ve Fransızcaya jupe, jupon; Türkçeye ise cüppe veya cübbe şeklinde geçmiş.

Cübbe: Tarih boyunca standart bir giyecek değil, daha çok belli bir kesime aidiyeti belirten bir giyecek olmuştur. Bu kurumlar; Üniversiteler ve Akademisyenler, Adliye mensupları; Hâkim, Savcı ve Avukatlar, Diyanet Mensupları; Diyanet İşleri Başkanı, Müftüler, İmam-Hatipler.

Bu üç kurum ve mensuplarının cübbelerinde düğme ve cep yoktur. Toplumun hürmette ve saygıda kusur etmemesi gereken bu kurumlar; sağlam, ciddî ve güvenilir olduğu sürece o milletin yıkılması mümkün olmaz. Tarih sahnesinden silinen milletlere bakıldığında yok oluşlarının sebebi, başta bu kurum ve kuruluşların ve mensuplarının kendi iç dünyalarında tefessüh etmiş olmalarıdır.  

Cübbenin tarihî serüveni şöyledir: Abbasi halifesi tarafından Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e siyah cübbe giydirildiği biliniyor. Memlüklerde de üst elbisesine kaba veya cübbe deniliyor. Memlükler cübbenin üzerine bazen kürklü ferace de giymişler. Osmanlılarda cübbe en çok ilmiye sınıfı tarafından benimsenmiştir.

Bu kurum ve kuruluşların başında gelen Üniversiteler; gerçekte hakikatin öğretildiği yerlerdir. Bu kurum mensupları gerçekleri ifade ederken hiç kimseden çekinmeden ilmin izzetinin gereğini yerine getirirler.

Adliye mensupları; hâkim ve savcılar adil kararlar vererek toplumun güvenini sağlamak mecburiyetindedirler.

Diyanet Mensubu olan başta Başkan olmak üzere Müftüler, İmam ve Hatipler dinin mümessili olmaları dolayısıyla Kur’ân’ın ve Peygamberimizin (asm) emirlerini eğip bükmeden olduğu gibi anlatırlar ve yaşarlarsa toplum dimdik ayakta durur. Bu üç kurum ve mensuplarının tarihî sorumluluklarını bilerek örnek olurlarsa, toplum, mutlu ve müreffeh bir hayata kavuşur.

Bu konuda tarihî bir hadiseyi örnek olarak vermek istiyorum. Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’da Ayasofya’dan daha büyük bir cami yaptırmak istemektedir. Bu işe zamanın ünlü bir Rum mimarı talip olur. Mısır’dan çok büyük zahmetlerle dev sütunlar getirtilir. İnşaat sırasında Rum mimar iddiaya göre bu kadar yüksek sütunların deprem sırasında kubbeyi taşıyamayacağını düşünerek caminin sütunlarını kestirir. Sütunlar kesilince cami Ayasofya’dan ufak kalır. Fatih Sultan Mehmed Han bu hadisenin haberini alınca çok hiddetlenir ve mimarın kolunun hemen oracıkta mahkeme edilmeden kesilmesi emrini verir. Emri elbette ki hemen uygulanır.

Sütunları kestirme sebebinin halis olduğunu ve haksızlığa uğradığını düşünen Rum mimar, Padişah’ı İstanbul kadısı Hızır Bey’e şikâyet eder. Hızır Bey mimarın gerekçelerini haklı bularak dâvâ görülmesine karar verir.

Mahkeme; Üsküdar Ahmediye’de bulunan bugün Üsküdar Adalet Tarihi Müzesi haline getirilen binada gerçekleşmiştir. Dâvâya Rum mimar müşteki, Fatih Sultan Mehmed Han ise zanlı sıfatıyla katılır. İstanbul Kadısı olarak dâvâya Hızır Bey bakmaktadır. 

Hızır Bey iki tarafı da dinledikten sonra kararını verir:

“Kısas!”

Fatih Sultan Mehmed Han müştekiyi diyete ikna edemezse onun da kolu kesilecektir. Duydukları karşısında şok olan Rum mimar, Fatih’in ayaklarına kapanmış, dâvâdan vazgeçtiğini söylemiştir. Ölünceye kadar maişetini temin etmek karşılığında anlaşmalarıyla dâvâ sona ermiştir. Kimi kaynaklar Rum mimarın İslâm’ın bu, makam-mevki gözetmeyen adâletinden etkilenip Müslüman olduğunu da yazmaktadır.

Fatih Sultan Mehmed Han, mahkeme sonrası kadı Hızır Bey’in yanına gelir ve mahkeme esnasında gösterdiği adâlete teşekkür edip;

“Eğer bana, bir suçlu gibi değil de, bir padişah gibi muamele etseydin, seni şu kılıcımla parçalayacaktım” der.

Hızır Bey de kaftanın altındaki hançerini göstererek:

“Eğer padişahlığına güvenip, dînin emri olan hükmüme karşı gelseydin, seni bu hançerle öldürecektim” diyerek mukabelede bulunur. 

Okunma Sayısı: 1762
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Müjdat Bayar

    21.10.2017 18:12:31

    Hz. Ömer(r.a) adaletini okuruz,konuşuruz lâkin hayatımıza tatbik etmeyiz.Ondan sonra da hâl-i pür -melâlimize ağlarız.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı