"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tohum ekenler

Havva Küçük KONUR
16 Ekim 2016, Pazar
Gri bir gökyüzü açılır umutlara. Yağmurun ha yağdı ha yağacak ikliminde yeşerir bahar. Bir küçük filiz boy atar topraktan.

Bir yeşil yosun var eder güneşi. Mavi, mor, lacivert bulutlarla kanatlanır yüreğimiz. Salıveririz özgürlüğün en kocaman haliyle gökyüzüne. Yarılır bahçeler, bağlar, topraklar… Coşar, çaylar çeşmeler, şelâleler, sular… Bugün bayram var der birileri. Bugün haklı bir sevincimiz var. İçimiz içimize sığmaz olur. Bir kuş gibi havalanırız sonra ummana doğru.

Ümidini hiçbir zaman yitirmeyenlerin, ümitlerinin çiçek açtığı gün bugün. Her zaman toprağa atacak çekirdeği olanların, tohumlarının çatlayıp toprağın üstüne çıktığı gün bugün. İman hizmetinin bir gayret ummanı olduğu bilincinde olanların, himmetin elinden tuttukları gün bugün. Ellerimiz, gönüllerimiz, izzet ve azamete perverde yüreklerimiz böyle günler için çalışmakta, böyle zamanların kapısında kapı tokmağını aşındırmakta. Sessiz gözlerimiz, mahcup sinelerimiz, duâ duâ yalvarmada olan ellerimiz, uhuvvet güneşinin tulu’uyla sermest, ahlâk-ı İslâmiye mehtabının varlığıyla sarhoştur. Sinelerimizi dağdar eden hadiseler, musîbetler önümüzü aydınlatan lambanın ışığıdır. Yaşadığımız sıkıntılarla gözümüzden akan yaş, ahiret yurdumuzun billûrudur. Bu yolda ne yaşarsak yaşayalım, hangi eziyet ve sıkıntıları çekersek çekelim, gözümüzde nûr, başımızda sürûrdur.

Hayat, ömrünü bir dâvâ için adadığında güzel. Her doğan günü, dâvân adına yeni bir fırsat saydığında anlamlı. Yaşadıklarını, bir ideal uğruna yaşadığında umutlu. Belki de hayatı verene, hadiseleri sana yaşatana, bu dâvâyı sana bahşedene vereceğin en güzel şükür, hayatını mesleğine, meşrebine vakfetmek. Dâvânı tutulacak en sağlam ip sayıp sadece ona yapışmak, ondan dilemek, onunla meşgul olmak, ona serfürû etmek… Ondan gayrısının eksiğiyle, fazlalığıyla, iyisiyle, kötüsüyle ilgilenmemek, meşgul olmamak; kalben, fikren, hayalen bakmamak, bulaşmamak…

“Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.” (Kastamonu Lâhikası, s. 62) Hitabını içimizde duymak, kalbimizde yaşamak, her bir hissiyatımızla bu söze râm olmak…

Kur’ân’ı kendine rehber edinen bir mü’min, başına gelecek hadiselerden korkar mı? Hayatının anlamını adanmışlıkta bulan bir babayiğit, bu yüzden başına gelenlere, geleceklere üzülür mü? Yaşanabilecek en büyük sıkıntıları yaşamış bir Üstadın yolundan giden bir benliğin, çektiği sıkıntılardan, gamlardan, kederlerden sıkılıp dâvâsından dönmesi düşünülebilir mi?

Üstad Divan-ı Harb-i Örfi savunmasında kendisini idam etmek isteyenlere, “Beni oraya nefyetmek bana ceza değil. Sizin elinizden gelirse beni vicdanen tazip ediniz. Ve illa başka türlü azap azap değil, benim için bir şandır” diye haykırıyordu. Eğer vicdanlara hükmedemiyorsanız, vicdanları prangalayamıyorsanız, hükmünüz nereye kadar geçer ki?

Gecenin soğuğu içinize işleyip yüreğinizi soğuturken, sözcüklerle sobe oynarsınız. Kaleminiz elinizden gam akıtıp kalbinize keder salarken, ne kadar aciz olduğunuz gerçeğiyle yüzleşiverirsiniz. Elinizden duâ, sadece duâ geldiğini fark edip açarsınız ellerinizi. En aciz ânınızı Rabbinize döker, O’ndan medet ister, medet beklersiniz. Gözyaşlarınız neyi yıkar, hangi kanayan yaranızı iyileştirir bilinmez, ama gecenin karanlığında kaybolan gözyaşlarınızı sadece Rabbinize sunarsınız. Kendiniz için değil ülkeniz ve insanınız için endişe eder, yurdunuza, vatanınıza ağlarsınız.

Şimdiye kadar en onulmaz yaralar bu dâvânın ihlâsıyla iyileşti. En dar uçurumlar, en keskin virajlar, en sert rüzgârlar, fırtınalar bu dâvânın yalnızca iman hizmetini düşünen halis niyetiyle aşıldı. Risale-i Nur’u neşir ve muhtaç gönüllere duyurma çabası en zor şartlarda bile meyvesini verdi, hizmetini yaptı. Bundan sonra da ara vermeden, hizmeti sekteye uğratmadan, cansiperane bu hizmete yapışmak, sarılmak, manilerin üzerine cesaretle yürümek boynumuzun borcu, ömrümüzün sadâkası, bedenimizin şükrü…

Her gönülde bir çekirdek ekmek, her yaşantıyı ahlâk-ı İslâmiye ile buluşturmak, her idrakte çiçek açtırmak, her yürekte meyve vermek hedefimiz olmalı.

Haydi..! Yolumuz açık, ufkumuz nur olsun...

Okunma Sayısı: 1275
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı