"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Galiba roller değişti

Hüseyin GÜLTEKİN
20 Ağustos 2018, Pazartesi
Otuzlu kırklı yıllarda yaptıkları keyfi, dayatmacı, hukuksuz uygulamalarıyla, katı laiklik adına milletin manevî değerleriyle kavgalı tavır ve icraatlarıyla maruf partinin geç de olsa şimdi kısmen de olsa bu yanlış gidişatlardan vazgeçip, dinî değerlerle barışık bir tavır sergilemelerini, hak ve hürriyetlerden, adaletten, demokrasiden yana söz ve beyanlarda bulunmalarını gerek malûm parti adına, daha da önemlisi vatan ve millet adına hayra alâmet olan bu taktire şayan söz ve beyanlara karşı; “dönüp siz geçmişinize bir bakın!...

Siz ne anlarsınız demokrasiden, adaletten, insan haklarından...” gibi tahkir ve tahrik edici beyanlarının bir faydası var mı?

Geçmişteki tek adam rejiminin temsilcisi konumundaki malûm partinin geç de olsa şimdi dönüp hem de ısrarla  parlamenter sistemi devre dışı bırakan tek adam odaklı sistemlerin demokrasilerde yeri olmayan bir sistem olduğunu; dolayısıyla böyle bir sistemin ileride tamiri mümkün olmayan sıkıntılara, kaoslara sebep olacağını, bunun için doğru olanın parlamenter sistem olduğu şeklindeki geçmişte yaptıkları yanlışlardan bir nevi nedamet anlamına gelen beyanlarına karşı; “canım siz de geçmişte senelerce ülkeyi bu şekilde yönetmediniz mi?..” şeklindeki savunmalarının bir mantığı var mı? Bir yönü ile ”geçmişte sizin yaptığınız yanlışları müsaade edin de bu gün de biz yapalım?” anlamına gelmiyor mu? Geçmişte tek parti, tek adam şeklindeki yönetim tarzına haklı olarak şiddetle karşı çıkan çevrelerin yıllar sonra taraftar olduğu siyasî kadroların aynı sistemde karar kılmaları karşısında sesleri çıkmadığı gibi, hararetle parlamentoyu etkisiz hale getiren bu sistemi savunmaları dikkate değer bir garabet örneğidir.

Yine tek parti dönemlerinde kanunsuz, hukuksuz uygulamalarla sayısız hak ve hürriyetlere darbe vurarak bir çok insanın mağduriyetlerine sebep olan malûm partinin geç de olsa “darbe ile hesaplaşmak adına asıl suçluları yakalayıp yargıya teslim edeceğinize darbe ile hiç ilgisi olmayan insanları içeri atıyorsunuz. Kurunun yanında yaşı da yakıyorsunuz. Suçsuz onbinlerce masum insanların haklarına tecavüz ediyorsunuz“ gibi haklı itiraz ve ikazlarına karşı; ”Kesin sesinizi!.. Geçmişte yaptığınız haksızlıkları zulümleri bu millet unutmadı... Şimdi kalkmış vatan hainlerini savunmakla haktan hukuktan bahsediyosunuz!...” gibi savunmalar bir yönü ile” geçmişte sizin yaptığınız haksızlıkların, hukuksuzlukların, zulümlerin aynısını veya benzerini şimdi biz yapyoruz! Bunda yadırganacak, ayıplanacak bir şey var mı?” gibi yapılmakta olan adaletsizliklerin, zulümlerin anlamı çıkmıyor mu?

Yine geçmişte insan hak ve hürriyetlerini çiğneyen sayısız icraat ve uygulamalarıyla tarihe geçen malûm partinin o zaman yaptıklarından pişmanlık  manasına gelen iktidarın yaptığı hukuksuzluklara karşı tertiplediği adalet yürüyüşüne karşı yetkililerin; ”biz bu yolları teröristler yürüsün diye yapmadık..” gibi tahkir ve tahrik edici tepkilerde bulunmalarının vicdanî bir izahı var mı? Ve ayrıca bu gibi tepkiler; “hak ve hürriyetleri savunmak size mi kaldı?..” anlamına gelmiyor mu?

Anlaşılan roller yer değiştirdiği gibi görünüyor... Dünün hak hukuk tanımaz, adalet nedir bilmez malûm partisi bu gün kısmen de olsa demokrasiyi, adaleti, hak ve hürriyetleri savunur hale gelirken; “dindar” olarak bilinen mevcut iktidar da tam tersine gerçek demokrasinin vazgeçilmez kurallarından olan adaleti, hak ve hürriyetleri maalesef rafa kaldırmış durumda!... 

Yine öteden beri namazla, cami ile, dini değerlerle hep mesafeli olmayı alışkanlık haline getiren malûm partinin geç de olsa; “camiler, İmam Hatip, başörtüsü gibi dinî değerler hepimizin ortak değerleridir; bütün bunlara saygılıyız..” demekle kalmayıp, camilerde namaz kılmaya gitmeleri, şehit cenazelerinde saf tutup duâlarda bulunmalarına karşılık malûm partililerin bu hayra alâmet değişim ve dönüşümlerinden memnun olmalarından öteye; ”bunların camilerde, şehit cenaze törenlerinde ne işleri var?.. Bunlara inanmayın; bunlar iktidara gelirlerse başörtüsünü yasaklarlar, İmam Hatipleri kapatırlar, camileri yıkarlar..” gibi dışlayıcı, ötekileştirici tepkiler bir çeşit “dinî değerler bizim tekelimizdedir.. Bizim haricimizde hiç kimse, hiçbir parti bunlara sahip çıkamaz..” gibi bütün ehl-i dinin ortak değerleri olan dini inhisarcılık anlamına gelen oldukça tehlikeli ve sakat bir anlayışın tezahürü anlamı çıkmıyor mu sizce?

Okunma Sayısı: 1830
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Osman Yıldırım

    21.8.2018 05:30:25

    Evet aynı anlam çıkıyor ve bugün çoğu ehl i din bilerek veya bilmeyerek bu feci günaha iştrak ederek oplum algı operasyonları ile iğfal edilmektedir. Bu algı operasyonlarına ehl i tahkik olarak bildiğimiz Nurcular bile alet edilmiş durumda. Yani adeta dinin tek sahibi biziz bizden başka kimse bu dini yaşamaz veya yaşamamalı gibi bir duruma sürüklendi toplum.Cenab ı Hak akibetimizi hayreyleye.

  • Gündüz Alp-4

    20.8.2018 11:25:01

    Yarın başlayacak olan Kurban Bayramınızı tebrik eder, toplumsal barış ve huzur vesilesi olmasını dilerim. Tabiki haksız ve hukuksuz icraatlara ve keyfiliğe kurban giden ve bir kaç bayramı medrese-i Yusufiyede geçiren on binlerce mağdur ve mazlumu da unutmayalım lütfen. İşini, aşını, eşini, çocuklarını ve hatta hayatını kaybetmiş bu insanların bayramı çok farklı olacaktır. Bir Hak dostu gerçek bayramı şöyle tarif ediyordu: "Mevlâ bizi affede/ Gör ne güzel bayram olur/ Cürm ü hatalar gide/Bayram o bayram olur." Bu Hak dostu da Erzurum'un manevi dinamiklerinden Alvarlı Efe Hazretleri diye bilinen Muhammed Lütfi Efendi'dir (rh.a).

  • Gündüz Alp-3

    20.8.2018 10:35:13

    Halk partisinin bugünkü olumlu anlamda değişimini tebrik etmek, daha da gelişmesi ve değişmesi yönünde teşvik etmek varken, tahrik ve tahkir edici, dışlayıcı, ayrıştırıcı, dine-imana düşmanlık hisleri uyandıracak eylem ve söylemlerle uhuvvet ve muhabbete, ittihat ve tesanüde engel olacak bir yol izlemek doğru bir siyaset tarzı mıdır? Böyle bir siyaset ve siyasetçilerle ülkeye barış ve huzur, güven ve istikrar gelir mi? Adalet, "kurunun yanında yaşı da mı yakmaktır?" Dünün tekçi partisi bugün hak, hukuk, adalet, hürriyet, demokrasi diyerek bunlara sahip çıkarken, bugünkü iktidar ülkeyi 1930-40'lı yılların tek adam tek parti rejimine çevirerek demokratik parlamenter sistemi rafa kaldırdı. Sizce hangisi doğru? İsimlerin değişmesi gerçeği değiştirmez. O gerçek de, hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğüne istinat eden bir sistemin şu anda ülkede hâkim olmamasıdır. Bunları yaşarken 90 yıl öncesini konuşmanın bir anlamı var mı?

  • Gündüz Alp-2

    20.8.2018 10:16:21

    Halk partisinin geçmişte yaptığı yanlış işleri meydanlarda yıllarca dillerine dolayarak seçmene şikayet eden, o partiden halkın uzak durmasını isteyen, son dönemdeki müspet eylem ve söylemlerine "İnanmayın! Kandırıyorlar!" gibi gerçek dışı beyanlarla din-imanı, milli-manevi mefahiri tekellerine aldılar. Menfi siyasetlerinde bunları pervasızca kullanan iktidar cenahı, halk partisinin dün yaptığı hukuksuz ve keyfi işlerin kat be katını bugün yaparken bile aynı suçlayıcı ve dışlayıcı tavrını sürdürüyor. Yeni Asya camiası hariç, ehl-i hak ve hakikat kitlelerden bir kere olsun, "Sen o partiyi ve geçmişteki yanlış işlerini ayıplıyor ve kınıyorsun ama sen de aynısı hatta daha fazlasını yapıyorsun, neden?" diye sorma cesaretini ve hakperestliğini gösteremiyor. Biz soralım o zaman. Neden? "Sahipsiz vatanın batması haktır" demiyor mu şair? Roller mi yoksa kutsallar mı değişti?

  • Gündüz Alp

    20.8.2018 10:04:16

    Sayın Gültekin, fevkalade güzel, aydınlatıcı, sorgulayıcı, uyarıcı yazınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Millet gerçek anlamda irşat ve ve tenvire bugün, dünden daha muhtaçtır. Zira yaptıkları yanlışlara dünden delil ve hüccet getirerek kendilerini mazur ve masum gösteriyorlar. Ehl-i hak ve hakikat olması gereken bir kitle de "dindar" argümanıyla buna alkış tutarak, sürecin uzamasına ve beki de şiddetlenmesine sebep oluyorlar. "Tehlikeli ve sakat bir anlayışın tezahürünü" şu anda siyasal, ekonomik ve toplumsal/sosyal anlamda yaşamıyor muyuz? Kriz ve kaos zamanında "aynı gemide olduğumuzu" hatırlayan ve hatırlatarak seferberlik ilan edenler, ülke normale dönünce, yine bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Menfi ve menfaati siyasetin "fıtratı" bu olsa gerektir. Makyavelist bir siyaset tarzıyla ülkeye güven ve istikrar, topluma barış ve huzur gelmesi zordan zordur. Delil mi? İşte geldiğimiz son nokta.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı