"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mahremiyetteki hassasiyetler zedelenince

Hüseyin GÜLTEKİN
12 Mart 2018, Pazartesi
Bazı şeyler vardır ki iyi niyetler iyi neticeler vermediği gibi; istenmeyen kötü, çirkin olaylara dahi sebep olur.

Tamamen saf, tertemiz niyetler; bazen hiç de hesapta olmayan iğrenç, kirli neticeler verebilir. Dinin tavsiye ettiği ölçü ve prensipler kulak ardı edilip, iyi niyet saikiyle kendine has örf ve âdetler istikametindeki tutum ve davranışlarla hareket edildiğinde, tamiri mümkün olmayan utandırıcı, yüz kızartıcı dedikodulara sebebiyet verebilir.

Meselâ dinimizin; “Namahrem olan bir erkek ile bir kadın yalnız başına bir yerde kaldıklarında üçüncü kişi şeytandır” dikkat çeken uyarısı kulak ardı edilip, hangi bahane ile olursa olsun yalnız başlarına bir araya gelen karşı cinslerin nefis ve şeytanın tuzaklarına düşüp, gayr-ı meşrû hallere düşme ihtimali kuvvetlidir.

Bu noktada farkına varmadan çok iyi niyetlerle karşı cinsten birbirleriyle yakın akraba olmakla beraber, fakat namahrem olan kadın ve erkeklerin yalnız başına bir araya gelmeleridir ki, en fazla suistimallerin, en çok gayr-i meşrûlukların yaşandığı durumların bu gibi beraberliklerde vuku bulduğunu görüyoruz. Amca oğlu, dayı kızı, kardeş hanımı, kayın.. vs. gibi yakın akraba olmakla beraber namahrem sayıldığını bilmeden veya bildiği halde lâzım gelen karşılıklı vakar ve ciddiyetin ötesinde bir araya gelip, laubali tarzındaki sohbetler, gezip tozmaların da istenmeyen dedikodulara ve gayr-ı meşrû bazı ilişkilere sebep olacağını göz önünde bulundurmak lâzım.

Bu meyanda kadın-erkek, dost-ahbap toplantılarında, kapı komşu ziyaretlerinde, okul arkadaşlıklarında, öğretmen- öğrenci ilişkilerinde de dinin ısrarla tavsiye ettiği mahremiyetler göz önünde bulundurulmadığı için yine bilerek veya bilmeyerek hiç de hoş olmayan dedikoduların ve gayr-ı meşrûlukların yaşandığını maalesef görüyoruz.

Nadirattan da olsa böyle hoş olmayan suistimallerin dini hizmetlerde bulunan bazı kurum ve cemaatlerde de gündeme gelmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir ciddiyetin gösterilmesi gerekiyor her halde. “Şuyuu vukuundan daha beter” bir çirkin hal olan bu haberlerin gündeme gelmesi bile doğrusu ehl-i din olarak hepimizi derinden yaralıyor. Din kardeşliğini nesebi kardeşlikten tefrik etmeyen bazı samimî, fakat tahkik ehli olmayan ve kadın erkek münasebetlerinde olması gereken dinî ölçü ve ve prensipleri dikkate almayan bazı dinî cemaat kadın veya erkeklerin bu gibi hiç de hoş olmayan suistimallere sebep oldukları görülüyor. O halde din kardeşliğinin nesebi kardeşlikten ayrı bir bağ olduğunu ve buradaki kadın erkek münasebetlerinde dinin tavsiye ettiği emir ve tavsiyeler çerçevesinde olması gereken hassasiyetlerin korunarak mutlak surette mahremiyetlerin zedelenmemesi gerekir.

Bütün bu yanlış hal ve davranışlara ilâve olarak bir de dindarlar üzerinden dinî değerleri tahrif ve tahrip etmeyi meslek haline getiren bazı ifsat komitelerinin iftira ve karalamalarını da dikkate alıp ve bu çeşit yalan ve dedikoduları boşa çıkarmak için mahremiyet ile ilgili olması gereken hassasiyetleri korumanın ne kadar önemli ve elzem olduğu aşikârdır.

Hz. Aişe (ra) Validemize bazı müşriklerin yaptıkları iftiraları, Hz. Peygamberin (asm), Hz. Zeyneb’in tezevvücü üzerinden bazı münafıkların uydurdukları dedikoduları, Hz. Meryem’e yönelik yapılan alçakça yakıştırmaları, Hz. Yusuf’a Züleyha’nın tasallutunu ve Üstad Bediüzzaman’a yapılan çirkin iftira ve karalamaları düşündüğümüzde birer iffet ve namus timsali olan bütün ehl-i dine numune-i imtisal olan bu zevata yapılan bu iğrenç, çirkin iftira ve alçaklığı yapan müfterilerin hedefinde din düşmanlığının olduğu kesindir.

İşte geçmişten bugüne kadar ucu dışarıda olan bazı zındıka komitelerinin bazı din büyüklerinin üzerinden dinî değerlere yönelik kurdukları yalan ve iftiralara dayanan kurdukları sinsi plan ve tuzakları boşa çıkarmak için asrımızın iffet timsali Üstad Bediüzzaman, iman hizmet adına da olsa manevî hemşilerim, manevî evlâtlarım diye tavsif ettiği hanımlarla bir araya gelmekten hep imtina ederek, onlara Nur eserlerini okumalarını tavsiye etti. Nur hizmetlerinin her türlü şüphe ve dedikodulardan müberra bir şekilde devamı için talebelerine de bu konuda çok temkinli ve dikkatli olmalarını ve kendilerini rehber ittihaz etmeleri tavsiyelerinde bulundu Bediüzzaman Hazretleri.

Okunma Sayısı: 2924
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-4

    12.3.2018 14:29:52

    "Hassasiyet zedelenmesinin" ötesinde, keyfi ve hukuksuz şu dönem; dini duygu, düşünce ve hassasiyetin pratikte ne kadar törpülendiği, ve erozyona uğradığını da ortaya çıkarmakla daha vahimdir. Basit, sığ, gereksiz, dine ve dindara hiç katkısı olmayan -meselâ, en son- "asansörde halvet "gibi ciddiyetten uzak dine, dindara adaveti netice veren bir takım eylem ve söylemler; bir yandan hassasiyeti zedelerken öte yandan bunun sebep olduğu siyasal kavga ve neticesinde kamplaşmaya dönüşerek vicdanları da dumura uğratıyor. Bu ülkenin Nur'ların vereceği gerçek İslâm, iman ve Kur'an derslerine, Kur'anî ve Nebevî prensiplere çok ciddi ihtiyacı vardır. Yoksa bizler daha çok "kaş yapayım derken göz çıkarırız." Şu halimizle İslam'a ayna olamadığımız gibi, hizmet yapamaz, sulh-u umumi denen dünya barışına da katkıda bulunamayız. Gerçeklerin ve hassasiyetin, siyasal İslama feda edilmesi, iktidara alet ve basamak yapılması daha da vahimdir.İstikbalde neticesi ve semeresi de vahim olacaktır.

  • Gündüz Alp-3

    12.3.2018 12:46:23

    Uluslararası kuruluşların Rapor ve Endeks çalışmalarında, İslâmi kriterlere uygunluk gayrı müslim ülkelerde daha yüksek çıkarken, İslâm ülkelerinde daha düşük çıkması bize, yanlış yaptığımızı, yanlış politikalar izlediğimiz söylemiyor mu? Biz ne yapıyoruz? Sorunları çözmek için çalışmak yerine, işin kolayına kaçıyor "bizi kıskanıyorlar, çekemiyorlar.." gibi alemi bize güldüren beyanlarda bulunmuyor muyuz? Bize "Yanlış yoldasınız!" diyen, eğer dedikleri ve ikazları doğru ise, ha ABD ha AB demiş ne fark eder? Onlar ikaz edince "yanlış" doğru mu oluyor? Gerçekleri ters yüz etmek, iktidarların işine yarasa da bu ülke ve milletin yararına değildir. Dini değerlerimiz "ucu dışarıda" olan plan ve tuzaklar kadar "ucu içeride" olan zamansız, doğru olmayan, siyasal menfaat saikiyle söylenmiş yalan-yanlış beyan ve eylemden de fazlasıyla zarar görmektedir. Ziya Paşa:"Âyinesi iştir kişinin,lafa bakılmaz/Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" demiş. Lâfa değil esere, neticeye, semereye bakalım.

  • Gündüz Alp-2

    12.3.2018 12:29:30

    Dini değerlere yönelik "ucu dışarıda" olan "plan ve tuzakların" yanında ucu içe dönük olan, daha acil ve öncelikli, hak ve hukuk, hürriyet ve adalet, hukukun üstünlüğü ve demokrasi gibi konular dururken; dini değerlere kin ve adaveti sonuç verecek bir eylem ve söylemde bulunmaya, "ucu dışarıda" olan bir tuzak demek doğru olmasa gerektir. Zaten dış mihraklı plan ve tuzaklar öteden beri vardır ve olmaya da devam edecektir. Meselâ, artan kadına şiddeti veya çocuk istismarını görmezden gelerek, tedbir almak yerine bir takım bahane ve mazeretler ileri sürerek, bu gibi sorunların artarak devamlı kılmak hatta kangren haline gelmesine sebep olmayı "ucu dışarıda" plan ve tuzakla açıklamak, en hafif deyimle, sorumluluktan kaçmakla izah edilebilir. Bizde hiç mi sorumluluk olmayacak? Ve kendimiz hesaba çekmeyecek miyiz? İktidarın yanlış politikalarının sebep olduğu dahili sorunlarımızı, ABD veya AB'ye "Eyy!" diye rest çekerek ya da onları suçlayarak çözemeyiz.

  • Gündüz Alp

    12.3.2018 11:50:32

    Sayın Gültekin, Yeni Asya'nın şu ve benzeri süreçlerde hakkaniyetli tavrının yanında, değerli kalemlerinin uyarıcı ve aydınlatıcı yazıları da çok önemli ve çok değerlidir. Zira özellikle siyasal otoritenin kontrolündeki yandaş medyanın yanlı yayınlarına ilaveten müthiş bir bilgi kirliliği vardır. Bu hengamede kamuoyunun doğru ve sağlıklı karar vermesi mümkün değildir. Bahsini ettiğiniz hassas bir mesele olan "mahremiyet" konusunda da iyi niyet yeterli olmayıp, iyi ve doğru şeyleri de doğru zamanda yapmak gerekmez mi? Çünkü "iyilik zannıyla yapılan" pek çok kötülük yok mu? Meselâ, siyasal İslamcı iktidar mensubu üstelik kadın kolları başkanı olan bir bayan, kadına şiddetin arttığı bir dönemde sırf iktidarı koruma refleksi ile, kadına şiddeti ve faillerini kınayacağı yerde, bunu dile getirenleri "esefle kınaması"nın (Cumhuriyet,9.3) anlamı nedir? Hele ABD ve Avrupa'yı örnek göstermesi yok mu, tam da "özrü kabahatinden büyük" bir durum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı