"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Pes” doğrusu

Hüseyin GÜLTEKİN
23 Temmuz 2018, Pazartesi
Merhum Demirel, kışlaya ve camiye, yargıya siyaset girmemeli, dedi. Siyasî hayatı boyunca da en güçlü olduğu iktidarları döneminde de söylediklerine sadık kalarak bu yerlere başta kendi partisi olmak üzere hiçbir siyasî görüşün girmemesinin mücadelesini verdi.

Merhum Demirel, kışlaya ve camiye, yargıya siyaset girmemeli, dedi. Siyasî hayatı boyunca da en güçlü olduğu iktidarları döneminde de söylediklerine sadık kalarak bu yerlere başta kendi partisi olmak üzere hiçbir siyasî görüşün girmemesinin mücadelesini verdi. Hatta bu üç kuruma ilâve olarak devletin diğer bütün resmî kurumlarına da siyasetin girmesine hep karşı çıktı merhum Demirel. 

Olması gerekeni yaptı sayın Demirel. Çünkü millete eşit mesafede olması gereken devletin resmî kurumları bir partinin siyasî alanı haline getirilirse, başta o kurum yıpranmakla kalmaz; her görüşten vatandaşa aynı hizmeti vermek zorunda olan bu kurumlar tamiri mümkün olmayan haksızlıklara, hukuksuzluklara yol açmış olur.

On altı yıllık bu iktidar dönemindeki uygulamalara baktığımızda, kışlaya ve camilere, yargıya ilâve olarak devletin bütün resmî kurumlarına siyasetlerini soktuklarını görüyoruz. Camilere de, kışlaya da, yargıya da, okullara da üniversitelere de kısaca bütün bakanlıkların en alt kademelerinden tutun en üst kademelerine kadar hemen hepsi de iktidarın arka bahçesi konumuna getirildiğini görüyoruz. Buralarda iktidarın her türlü reklâmı serbestçe yapılırken, farklı düşünen personele de olmadık baskıların hatta hakaretlerin yapıldığını biliyoruz. 

Devlet imkânlarının paylaşımında en büyük payı kendi taraftarlarına ayırdıktan sonra artan olursa diğerlerine kerhen vermeyi tercih etti bu iktidar. İşe alımlarda da hep ehliyete, liyakata bakmadan öncelikli sırayı dost ahbap ve taraftarlarına tahsis etmekte bir beis de görmedi haktan, adaletten hukuktan dem vuran bu iktidar.

Tıpkı 1930’lu, 40’lı yılları valilerinin, kaymakamlarının, belediye başkanlarının o malûm tek partinin birer il veya ilçe başkanlıklarını üstlendikleri gibi şimdi de istisnaları olmakla beraber, siyasî baskılara boyun eğmek zorunda kalan bir çok mülki erkan iktidar partisinin adeta fahri temsilcileri gibi davranmak mecburiyetinde kalıyorlar maalesef. Çünkü baskılara boyun eğmeyip, haktan hukuktan yana tavır koyanları da o makamlarda durdurulmuyorlar.

Hepsi bir yana, şu seçim sürecinde yaşanan haksızlıklara, hukuksuzluklara baktığımızda ülkenin geleceği açısından tek parti sisteminin ne kadar tehlikeli olduğunu gördük. Bir nevi güç zehirlemesini barındıran bu sistemin adaleti, hakkı hukuku bir kenara koyarak, seçimden istediği sonucu alabilmek için her türlü ayak oyunlarını, haksızlıkları, keyfilikleri mübah gördüklerine çokça şahit olduk bu seçim faaliyetlerinde.  

Siyasî partiler karşısında tamamen tarafsız ve eşit mesafede olmaları gereken başta bazı valilerin, kaymakamların, belediyelerin kısaca bütün devlet erkânının partilerin propaganda faaliyetleri çerçevesinde bir taraftan muhalefet partilerine sudan bahanelerle olmadık engeller çıkardıklarını, diğer taraftan iktidar partisi liderine ve diğer Bakan ve sözcülerine devletin bütün imkânlarını pervasızca sunmakla kalmayıp, seçim mitinglerinde nasıl da tam kadro boy gösterdiklerine şahit olduk bu seçimlerde.

Milletin vergileriyle varlığını sürdüren ve her düşünceden, her siyasî görüşten olan bütün insanlara eşit hizmetlerde bulunmakla yükümlü olan belediyelerin masrafları belki de trilyonları bulan cadde ve sokakları bir partinin bayrak ve afişleriyle, parti liderlerinin boy boy resimleriyle süslemenin vicdanla, insafla, hakla, hukukla bağdaşır bir yanı var mı bilemiyoruz!.. Milletin verdiği vergileri bir partinin seçim faaliyetlerine tahsis etmenin kul haklarının bir nevi gaspı değil mi? 

Okunma Sayısı: 2740
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    23.7.2018 10:59:05

    Hür, medeni ve demokrat siyasetin ve siyasetçilerin işbaşı yapacağı ana kadar, ülkede, dini ve milli ne varsa siyasete alet, iktidara basamak yapılacaktır. Makyavelist siyaset tarzı, menfi-menfaatçi siyaset anlayışı, antidemokratik poltika ve yönetimle daha pek çok tuhaflık, tutarsızlık ve çelişkilere şahitlik edeceğiz. 1930'lu 40'lı yılların demode olmuş sistemini cilalayıp parlatarak millete "yeni" diye sunmak ve bundan medet ummak! İzahı çok zor olan psikolojik ve sosyolojik bir durum. "Millet tenvir ve irşad edilmelidir" ikazının aksine, kafa karışıklığı ve fikir bulanıklığı ile OHAL rejiminde gittiğimiz 24 Haziran seçiminde çıkan sonuç baştan belliydi. Parlamenter demokratik hukuk devleti yeniden avdet etmesi için, başta demokrat siyasetçiler olmak üzere her seviyedeki insana, stk'ya, medyaya görev düşmektedir.

  • Gündüz Alp-2

    23.7.2018 10:24:33

    Bu dönem ve süreçte, mahallenin muhtarından valiye, ilkokul müdüründen rektöre ve belediye başkanlarına varıncaya kadar her seviyedeki insanların haddinden fazla politize olmuş eylem ve söylemlerine şahitlik ettik, ediyoruz. Bu gidişat hayra alamet değildir ve iyi neticeler vermez. Hak ve hukukun ayaklar altına alındığı bir ülkede toplum, stk'lar, medya, üniversiteler susmanın ötesinde bir de bunu destekler tavır sergiliyor ise vay halimize! Keyfiliğin ve hukuksuzluğun hüküm sürdüğü bir ülkede hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğü vardır, denebilir mi? Cami, kışla, okul başta olmak üzere siyasetin girmediği yer kalmadı gibi. O kadar ki evlere kadar giren menfi ve menfaatçi siyaset, "sıcak aile yuvalarında" bile soğuk rüzgârlar estiriyor. Yıkılmanın ve dağılmanın eşiğinde onlarca aile olayına şahitiz. Bunun vizr ü vebali kimindir?

  • Gündüz Alp

    23.7.2018 10:12:44

    Sayın Gültekin, "pes" doğrusu diyeceğimiz o kadar çok şey var ki hangisine pes diyeceğimizi şaşırdık. Şehrimizden küçük bir örnek vereyim. Şehrin merkezindeki çok işlek bir cadde, cadde olmaktan çıkalı bir kaç yıl oldu. Hem valiliğe hem belediyeye oldukça yakın olan bu caddeye maalesef el atan yok. Ama belediye sosyal etkinik ad altında, vatandaşın verdiği vergilerle büyük masraflar yaparak araba dolusu insanları Bursa, İstanbul ve benzeri yerlere geziye götürüyorlar. Vergimizi bunun için mi ödüyoruz? Bunun hak ve hukukla bir ilgisi yok mu? Kul hakkına girilmiş olmuyor mu? Şu anki nokta itibariyle iktidarı 3M ile tanımlıyorum: Müsrif, Mütekebbir, Mütehakkim. Bunun örneklerini her yerde bolca görüyoruz. Bu illet fanatik taraftarlara da sirayet etmiş durumda. Muhaliflere tepeden bakan, yetmezmiş gibi küfür ve hakaret eden taraftarlar. "Kutlu dava" olarak gördükleri particilikte sanki hakaret "mübah" ve "sevap" imiş gibi hareket ediyorlar. Bu, "kutsalın değiştirilmesi" değil de nedir?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı