"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasi, istibdat ve krizler

İbrahim ERSOYLU
31 Ağustos 2018, Cuma
Demokrasi demek hürriyet, adalet, insan hakları, eşitlik, kanun hâkimiyeti, doğruluk ve aldatmamak, seçim, meclis (istişare), şeffaflık, liyakat ve denetim demektir.

Bu değerlerin hakikî manada hayata yansıtıldığı ülkeye “Demokratik ülke” adı verilir. Böylesi ülkelerde siyasî ve ekonomik krizler pek olmaz.

Demokrasinin zıttı istibdattır. İstibdat rey-i vahittir, yani tek kişinin görüşüdür, baskıdır, zulümdür, keyfi muameledir, güce dayanarak tahakküm etmektir. Su-i istimalata, yetkisini kötü kullanmaya gayet müsait bir zemindir, insanlığı yok edendir. (Münâzarât, s. 50-51.) Ortadoğu ve Afrika’da olanlar gibi istibdatın olduğu ülkeler fakirlik, cehalet ve ihtilâf (fikir ayrılıkları) krizleriyle çalkalanan devletlerdir.

Demokratik hür ülkeler, medeniyet ve refahta dünya sıralamasının en üst taraflarında yer alan devletlerdir. Orada yöneticiler ve bürokrasi, yetkilerini kötü kullanarak devletin kaynaklarını yanlış alanlarda harcayamazlar, israf yapamazlar, devlet malını zimmetlerine geçiremezler, yakınlarına dağıtamazlar. Bunu yapmaları halinde halk onları protesto eder, hür basın onları eleştirir, bağımsız yargı ve meclis devreye girerek yakalarına yapışır ve onlardan bunun hesabını sorar. Bu yüzden oralarda siyasî, sosyal ve ekonomik krizler pek yaşanmaz.

Demokrasinin olmadığı veya göstermelik olduğu istibdatla yönetilen ülkeler, refah ve medeniyette dünya sıralamasının alt taraflarında yer alan devletlerdir. Oralarda meclis, bağımsız yargı, hür basın gibi denetim mekanizmaları ya yoktur, ya da devre dışıdır. Bütün yetkiler baştaki liderin ve yönetiminin elindedir. Yanlış yaptıklarında onları hesaba çekecek bir merci yoktur.

Oralarda devlet gelirlerinin harcanması idarenin insafına kalmıştır. Yöneticiler işin ehli ve vicdan sahibi iseler, gelirler devleti kalkındıracak, halkın refah seviyesini yükseltecek alanlara ve projelere harcanır. Bunun tersi olması durumunda idareciler kendilerini, bürokratlarını, yakınlarını ve yandaşlarını kamu mallarıyla zengin ederler. Hiçbir engelle karşılaşmadan israf içinde yüzerler. Kendilerine devlete yük bindirecek maliyeti yüksek, lüks tefriş edilmiş idare binaları yaparlar, pahalı arabalara binerler. Onlar müreffeh bir hayat yaşarlarken, halkı yoksulluk ve perişanlık içinde yaşamaya mahkûm edilir.

Müstebid idarecilerin bir özelliği; kamuoyunu teslim aldıkları medya aracılığıyla korkutarak, sindirerek istedikleri yöne sevk ederler. Kendilerine biat etmeyi ret edenleri “Vatan haini, terör yandaşı” olmakla itham edip sustururlar.

Onların diğer bir özelliği; göz boyayıcı propaganda ile ülkenin çok iyi bir durumda olduğunu anlatırlar. Devlet kaynaklarının heba edilmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik krizin sorumluluğunu üstlerine almazlar. Öz eleştiri yapmak ve durumu telâfi etmek yerine, faturayı dış güçlere keserler. Etkili propaganda sonucu hipnoz olan büyük bir yandaş kitlesi, saf saf onlara inanır ve onları desteklemeye devam eder.

Elhasıl: “ Bir millet cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti müstebit eder” kaidesince toplum kesimlerinin çoğunluğun Demokratik şuur kazanması; başkasının hak ve hukukuna müdahale etmeyen, ancak idareciler de olsa başkasının da kendi hukukuna müdahale etmesine müsaade etmeyen bir anlayışa sahip olması lâzımdır. Bu anlayışın ülkede yerleşmesi halinde, müsbet manada büyük bir değişim olur. Bu değişimin gerçekleşmesi halinde hem yöneticiler, hem de yönetilenler rahat eder, krizlere meydan verilmemiş olur.

Okunma Sayısı: 852
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-2

    31.8.2018 10:23:30

    Hür, medeni ve demokrat ülkelerde israf, lüks ve saltanat çok görülmez. Oralarda esas olan halkın refah ve mutluluğudur. Hemen her yıl yayınlanan Uluslararası Rapor ve Endeksler bize, refah ve mutluluk içinde yaşayan başarılı insanların daha çok hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğüne riayet eden ülkelerde olduğunu gösteriyor. Bizim gibi gelişmiş ülkeler ligine çıkamamış ülkeler hep son sıralarda. Buna da mı dış güçler sebep oluyor? Kendimizi kandırdığımız artık yetmez mi? Bu ülke ve milletin, en üst düzeyde insani ve ekonomik gelişmişlik, hürriyet, adalet, demokrasi gibi evrensel standartlarda yaşamaya hakkı yok mu veya layık değil mi? Cevabınız evet ise, o halde neden bunu beceremiyoruz diye niye sorgulamıyoruz. Ehliyet ve liyakatı kamudan kovarsanız, kapınızı çalacak olan şey:Krizdir. "Yasak, yoksulluk, yolsuzluk" hiç bir ülkenin kaderi olmadığı gibi; "cehalet, sefalet ve tefrika" da ülkelerin kaderi değilidir. Suçu kadere atıp kendimizi temize çıkarmayalım.

  • Gündüz Alp

    31.8.2018 10:12:12

    Sayın Ersoylu, tam da krize suçlu aradığımız bir dönemde bu aydınlatıcı yazınız için teşekkür ediyorum. Gerçekleri bilir, teşhisi doğru koyarsak çözümde o oranda kolaylaşır. Menfi ve menfaatçi siyasetin bir hastalığı da suçu üzerine almamaktır. Bu illet, millete de sirayet etti. Yanlış politika ve hatalı yönetimin sebep olduğu krizlerin sorumlusu niye kendimiz değil de başkaları olsun? Bir kere de olsun kendimizi hesaba çekmemiz gerekmez mi? Tarih, ders alınmazsa tekerrür edermiş. Krizler de öyle. Krize sebep olan yanlışlar tekrar ettikçe kriz de tekrar eder. Bunu bilmek için uzman mı olmak lazım? "Demokrasi, istibdat ve krizler" başlığı hem sebebe hem sonuca işaret ediyor. Yani demokrasi yoksa istibdat var demektir ve sonuçta kriz olacaktır, anlamı çıkıyor. Diktacı sistemde kriz çıkmıyorsa, sistemin iyiliğinden değil, halkın mecburen suskun oluşundandır. Diktacı sistem neye ne kadar izin verirse o kadarını yaşadıklarından oralarda "kriz" yoktur!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı