"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hizmet kahramanı

15 Mart 2018, Perşembe
“Her zamanki gibi. Adnan Menderes’in iki farklı şekilde yaşadığı bir hâlin ifadesiydi bu tabir. Kendisi hususî hayatını her zamanki gibi sade bir şekilde yaşarken memleketin her zamanki gibi kalmasını istemiyor, her gün bir şeyleri değiştirmeye, eskileri yenilemeye, memleketi şehir şehir, kasaba kasaba, gerekirse köy köy gezerek geliştirmeye, kalkındırmaya çalışıyordu.”

Bazı talebelerinin meydana gelen tevkifât hadiselerinden dolayı De- mokrat Parti Hükümetini suçladığını görünce, yıllardır siyasetle ilgilenmediği hâlde, siyasî ders vermek maksadıyla onları topladı. Ülkedeki mevcut partilerin mahiyetlerini anlattı ve Ahrarların devamı olarak gördüğü Demokrat Parti’nin diğerlerinden farkına dikkat çekti. 

Said Nursî’den bu dersi alan Nur Talebeleri, Menderes’e mektup yazarak Üstadlarından aldıkları dersi anlattılar, onun dikkat çektiği tehlikeleri nazara verdiler ve muhalefet taraftarı memurların, Bediüzzaman’a daha fazla eziyet etmelerine fırsat vermemesini istediler.   

Demokratlara ikaz

Said Nursî, bu hususta sadece talebelerine ders vermekle iktifa etmedi. Muhalefet partilerine mensup bazı memurların, millete Demokratları din düşmanı imiş gibi göstermek maksadıyla her türlü oyunu, hileyi, desiseyi yapmaktan çekinmeyeceklerini bildiği için onların oyunlarına karşı Demokratları ikaz etmeye çalıştı.

Açık mektup mahiyeti taşıyan bazı umumî hitaplarla ‘Kur’ân’a, İslâmiyete ve vatana zarar vermeye çalışan komünistlik, dinsizlik cereyanını, Müslümanların Türklerle alâkalarını kesmeye çalışan ifsat komitesini ve dinde hissesi olmamasına rağmen Garplılaşmayı İslâmlar içinde yerleştirmeye çalışan bir kısım siyasî heyetleri’ nazara verdi. (a.g.e. s: 816)

Nur Talebelerinin ilk iki cereyana karşı Kur’ân hakikatlerini korumaya çalıştıklarını, içlerinden bazıları üçüncü cereyana taraftar olsalar da partide ekseriyeti teşkil eden dindar Demok- ratların Nurculara yardım etmeleri gerektiğini; Nurcuların da onlardan yardım beklemek için değil, Kur’ân menfaatine onları iktidarda tutmaya çalışmaya mecbur olduklarını, diğer ehl-i dinin de öyle hareket etmesi gerektiğini anlattı.

Bediüzzaman’ın mektubunun Adnan Menderes’in eline ulaşıp ulaşmadığı, ulaştı ise onun üzerinde nasıl bir tesir husûle getirdiği meçhuldü. Mektuplar ve bazı Nur Talebelerinin şifahî olarak yaptıkları umûmî ikazlar karşısında Demokratların neler yaptığı veya yapacağı da bilinmiyordu. 

Tam anlamıyla hür seçimler

Buna rağmen Said Nursî Menderes’e ‘İslâm kahramanı’ nazarı ile bakmaya, icraatlarını o telâkkiye göre değerlendirmeye devam etti. Nur Talebeleri ve dinî cemaatlerin ekseriyeti de Demokratlar her istediklerini yapmışçasına memleketin her yerinde Demokrat Parti’yi desteklediler. 

Demokrat Parti, yaptığı hizmetler, gerçekleştirdiği başarılar, önündeki hedefler ve ardındaki duâ desteğiyle girdi 2 Mayıs 1954 tarihinde yapılan genel seçimlere. Menderes Hükümeti’nin hazırladığı demokratik zeminde bütün partiler seçim kampanyalarını fiilî, kanunî, maddî müdahale olmadan hür bir şekilde yaptı. Kampanyalar gibi seçim de sükûnet içinde geçti.

Seçimin gidişatı ilk sandıklar açılmaya başlandığında belli olmuştu, gece geç saatlerde şekillendi. Ardından Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanan neticelere göre Demokrat Parti takriben beş milyon yüz bin rey aldı. Halk Partisi’nin çıkardığı 31 milletvekiline mukabil, rey veren seçmenin yüzde elli yedi buçuğuna tekabül eden reylerle tam 503 milletvekilliği kazandı. 

Dünya demokrasi tarihinde çok ender rastlanan bir başarı idi bu netice. Türk dünyasında ve İslâm âleminde ise ilk defa yaşanıyordu böyle bir hadise. Yani tam bir zaferdi kazanılan başarı. Hem de büyük bir zafer. Bu zaferi kazanan da bir kahramandı. 

İslâm kahramanı Adnan Menderes. 

Hizmet kahramanı

Her zamanki gibi.

Adnan Menderes’in iki farklı şekilde yaşadığı bir hâlin ifadesiydi bu tabir. Kendisi hususî hayatını her zamanki gibi sade bir şekilde yaşarken memleketin her zamanki gibi kalmasını istemiyor, her gün bir şeyleri değiştirmeye, eskileri yenilemeye, memleketi şehir şehir, kasaba kasaba, gerekirse köy köy gezerek geliştirmeye, kalkındırmaya çalışıyordu.

Seçim zaferinin ardından toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde ikinci defa cumhurbaşkanı seçilen Celal Bayar’dan hükümeti kurma vazifesini alıp aralarında Fatin Rüştü Zorlu, Namık Gedik, Tevfik İleri, Hasan Polatkan gibi güçlü isimlerin de bulunduğu üçüncü hükümetini kurarak meclisten güvenoyu aldıktan sonra da aynı heyecan, şevk ve gayretle çalışmaya başladı. 

Hükümeti kurduktan sonra yaptığı ilk icraatlardan biri, kendisine çok sert bir şekilde muhalefet eden Osman Bölükbaşı’nı milletvekili seçerek meclise gönderen Kırşehir ilini ilçe yapmak oldu. İsmet İnönü’yü meclise gönderen Malatya ilinden de Adıyaman’ı ayırıp il yaptı. Adnan Menderes’in yaptığı bu idarî tasarruf, iki ilden de intikam almak şeklinde yorumlandı. 

Duâ vakti

Her zamanki gibi yine o gün de saat 6 civarında kalktı. Vakit seher vaktiydi. Yüzünü yıkadı, giyindi hazırlandı. Kapının önüne çıktı ve derin bir nefes alarak seher serinliğini ruhunda hissetmeye çalıştı. Tam duâ etmeye başladığı sırada yaklaştı Berin Hanım yanına. O da birkaç nefes alıp uyku mahmurluğunu dağıttıktan sonra eşine doğru döndü. Evin ihtiyaçları ve çocukların meseleleri ile o ilgilendiğinden yine bir şeyler sordu. Onun cevap vermediğini görünce de kızdı.

“Berin” dedi bir süre sonra Adnan Bey. O cevap vermeyince yine kızdığını anladı, ona doğru yaklaşıp biraz eğildi. Elini omzuna koydu ve okşarcasına sıktı. Berin Hanım kendisine bakınca gülümseyerek sakin bir ses tonu ile devam etti.

“Ben sabahları evden çıkarken sen bana bir şeyler söylüyorsun. Ben o sırada duâ ettiğimden sana cevap veremiyorum. Etraftaki insanlar senin konuştuğunu, benim cevap vermediğimi görürler ve aramızda bir kırgınlığın olduğunu sanırlar. Sana o sırada cevap vermememin sebebi budur bilmeni isterim” dedi. 

“Hay hay” dedi Berin Hanım. O zaman vatandaşlara yaptığın gibi ben de ismimi yazdırayım, randevu alayım, evin işlerini çocukların meselelerini anlatayım.”

“Tamam.” 

Gülüştüler. Adnan Bey merdivenden indi, korumasına orada kalmasını işaret etti. Yağmurlu havalarda bile giymediği hâlde yanında taşıdığı şapkasını eline aldı. Mütevazı olmaya ve ölçülü davranmaya azamî dikkat ederek hızlı adımlarla Ankara sokaklarına daldı. 

İnşaatlara bizzat uğrardı

Çoğu zaman yaptığı gibi yine inşaatı devam eden resmî binaların şantiyelerine uğradı, aynen riayet edilmesi tembihi ile çeşitli talimatlar verdi. Bazı mahalle ve köy yollarında çalışan ekipleri kontrol etti. Cadde meydan açma, yol yapma çalışmaları bittiğinde şehrin kazanacağı görüntüyü hayal ederek yürüyüş yoluna çıktı. Kuş sesleri, yaprak hışırtıları arasında Haşim’den, Hâmid’den, Yusuf Ziya’dan mısralar mırıldandı.

O mısraları, bazı klâsik şarkılar takip etti. Her nağmeden zevk alırdı, ama onun dünyasında Klâsik Türk Musıkîsinin yeri başka idi. M. Kemal radyolarda icrasını yasaklamış olsa da milletin pek çok ferdi gibi o da her vesile ile o şarkıları terennüm etmekten zevk alırdı.

1952 senesinde Askerî Müze Mehterhanesi’nin on yedi sene sonra tekrar mehter marşlarını icra etmeye başlamasını sağladığı gün karar vermişti Klâsik Türk Musıkîsi yasağını da kaldırmaya. Bunu bir emirle, kararla, kanunla değil fiilen gerçekleştirmek için de fırsat kollamaya başlamıştı.

Okunma Sayısı: 3101
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı