"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Rahmeti de, bereketi de O’ndan beklerdi

İslam YAŞAR
27 Şubat 2018, Salı
Ali Adnan Bey, beyaz veya gri renkli rahmet bulutlarının hareketlendiğini görünce sevinir, hemen ellerini açarak dua etmeye başlardı. Havanın kızgın güneşle kavrulduğu, kuraklıktan toprağın şerha şerha çatladığı zamanlarda da Allah’tan ümidini kesmez, rahmeti de bereketi de O’ndan beklerdi. Bunu yaparken, maddî mânevî sebepleri yerine getirmeyi de ihmal etmezdi.

SİYASET KAHRAMANI 

İstiklâl madalyası

Ali Adnan Bey, muvazzaf asker olarak, milis kuvveti kurarak ve maddî imkânları ile destek vererek kazanılmasına katkıda bulunduğu İstiklâl Zaferi’nden sonra, gençlik yıllarının yegâne meyvesi olan ve medar-ı iftiharı saydığı o madalya ile döndü Çakırbeyli Çiftliği’ne. Aslında madalya, nişan, makam, rütbe, şan, şöhret gibi unvanlar ve sıfatlar pek iş görmezdi çiftliklerde. Adnan Bey için bunların hepsinin dışında, farklı bir mânâ taşıyordu istiklâl madalyası. Zîra o madalya, devletin giriştiği hayat-memat mücadelesini kazandığını gösteriyordu. Madalyanın kendisinde olması da istiklâl mücadelesine iştirakinin belgesi idi. 

Devlet bir hayli küçülerek de olsa hayata başlamıştı. Şimdi sıra, zaruretler, imkânsızlıklar, ihmaller yüzünden bozularak bir bakıma mematın eşiğine dayanan Çakırbeyli Çiftliği’ni ihya etmeye gelmişti. Bunu da ancak çiftliğin sahibi sıfatı ile Adnan Bey yapabilirdi. Gerçi Adnan Bey çiftliğe yabancı, çiftçilikte acemi idi. Çocukluk ve gençlik yıllarında babaannesi ile birlikte zaman zaman çiftliğe gelip gitse de bazı çalışanlarla dostluk kurup sohbet etmenin ve Bey Köşkü’ne yakın yerleri gezmenin dışında bir şey yapmamıştı. 

Bu yüzden takriben 1918 yılının bahar aylarında Aydın’a geldi ve aralarında Sobucalı Ethem’in de bulunduğu bazı akranları ile tanışıp arkadaş oldu. (T. Akyol, Aydın Menderes. Babam Adnan Menderes. Doğan kitap İst. 2011 s: 164 ) Çiftliğe geldiğinde ne yapacağını, kimden yardım alıp işe nereden, nasıl başlayacağını bilmiyordu.

İnsanı ve toprağı sevmek

Babaannesinin her vesile ile sık sık yaptığı bu tavsiyeyi nazara alarak başladı işe. Önce otuz beş bin dönümlük geniş çiftliği neredeyse adım adım geçerek araziye âşinâ oldu. Sık sık çiftlik sakinleri ve çalışanları ile birlikte kaldı sevgilerini, güvenlerini kazandı. Zamanın muteber beylik, ağalık teamüllerine tahakküm duygusu hakimdi. Köylülerle, ırgatlarla, işçilerle beyin irtibatını, çiftliği evirip çeviren kâhyalar sağladığından, çiftlik sakinleri, bilhassa işçiler ve köylüler beyin mânevî, kâhyanınsa fiilî baskısına, tahakkümüne maruz kalırdı. Adnan Bey, daha ilk günden itibaren o yanlış anlayışı değiştirdi. Her fırsatta kast-ı mahsusla köylülerin, işçilerin, ırgatların arasına karıştı. Kendini onlardan biri addetti, onlarla yedi, içti, onlar gibi giyindi, kuşandı ve korkutmaktan ziyade sevgilerini kazanma cihetine gitti. Onlar da onu âdetâ bağırlarına bastılar ve gönüllerinden geçtiği şekilde hitap ettiler.

Has Bey 

İnsanların yalnız hâllerini hatırlarını sorup gönüllerini almakla kalmadı Adnan Bey. Zaman oldu, onların evlerine gidip sofralarına oturdu, yeri geldi onları evine davet edip izzette ikramda bulundu. Sevinçli, üzüntülü zamanlarında yanlarında oldu. Çiftliğin imkânlarını onlarla paylaştı ve çalışanların, çiftliği kendi malları imiş gibi sahiplenmelerini sağladı. 

Çiftlikte hayat bulan ve çiftliğe hayat veren her seviyeden insanla hemhâl oldukça şahsî gayretlerinin, bütün çiftlik sakinlerinin gönlünü kazanmaya yetmeyeceğini; çiftlik işlerinin takibinde kendisini temsil eden kâhyanın veya ağanın da muhatap olduğu insanlara kendisi gibi merhametle muamele etmesi gerektiğini anladı.

Artık yaşı kemale eren Memişoğlu’nun, kâhyalık hususundaki kanaatlerini değiştirmenin pek mümkün olmadığının farkındaydı. Bunu bildiği için onu kâhyalık vazifesinden aldı. Yerine tecrübesi, bilgisi, görgüsü ve cesaretinin yanı sıra insanî hasletleri ile de dikkat çeken Abdi Ağayı kâhya olarak tayin etti.

Osmanlı Ordusu’nda on yıldan fazla askerlik yapan, değişik cephelerde savaşarak gazi olan bu Yörük Ağası da kısa zamanda çiftlik sakinlerine kendini sevdirdi. Çiftliği evirip çevirerek Adnan Beyin ilgisine lâyık olduğunu gösterdi. Bu anlayış zamanla diğer sakinler arasında da mâkes bulunca Çakırbeyli Çiftliği bütünü ile hareketlendi.

İlk hamlede zaten bütün araziyi gezip çiftliğe âşinâ olmuştu. İkinci hamlede kimseyi ayırt etmeden ağadan ırgata, çiftçiden bahçıvana, gündelikçiden mevsimlik işçiye varıncaya kadar herkesle konuştu, yeri geldi onlarla birlikte çalıştı ve çiftçiliği de ana hatları ile öğrendi.

Maddi sebepleri de yerine getirirdi

Çiftlik arazisinin ekseriyeti kıraç tarlalardan, çalılıklardan, otlaklardan ve bataklıklardan ibaretti. Sulu veya kuru tarım yapılan verimli arazi bir hayli azdı. Oralardan da ancak yılda bir mahsul alınabiliyordu. O da mevsim kurak geçmez veya çok yağmur yağıp mahsulü sel götürmezse. 

Biraz da bu yüzden, bilhassa bahar mevsiminde gözü hep gökyüzünde olurdu Ali Adnan Beyin. Beyaz veya gri renkli rahmet bulutlarının hareketlendiğini görünce sevinir, hemen ellerini açarak dua etmeye başlardı. Havanın kızgın güneşle kavrulduğu, kuraklıktan toprağın şerha şerha çatladığı zamanlarda da Allah’tan ümidini kesmez, rahmeti de bereketi de O’ndan beklerdi. Bunu yaparken, maddî mânevî sebepleri yerine getirmeyi de ihmal etmezdi.

Menderes Nehri’nin büyük kollarından biri olan ve çiftlik arazisinin içinden geçen Çine Çayı’nın bazı yerlerine küçük barajlar ve göletler yaparak hem sel baskınlarına mani olma hem de kıraç tarlaları sulama düşüncesi, tahliye kanalları açarak bataklık yerleri kurutup tarla hâline getirme çabası hep sebeplere teşebbüs etme gayretinin tezahürü idi. 

Her sahada olduğu gibi bu hususta da azimli ve kararlıydı Adnan Bey. Çoğu zaman işçilerle, ustalarla birlikte toz toprak, çamur tezek demeden çalıştı. Yeri geldi bataklığa saplanan traktörü kurtarmak için gölün sularına daldı, zaman oldu suyu tepeden aşırmak maksadıyla su dolabı kurdu ve çok geçmeden çiftliğe yeni sulak tarlalar, verimli bağlar bahçeler kazandırdı. 

Bununla iktifa etmedi, çiftlik işlerine daha çok zaman ayırmak, çiftliğin verimli arazilerini gözetlemek ve bir hadise vuku bulduğu takdirde hemen müdahale etmek maksadıyla, ovanın ortasına iki katlı kargir bir bina yaptırdı. 1926 yılında Bey Konağı’nı köylülere bıraktı ve oraya taşındı.

İzmir’deki ve konaktaki eşyaları ile birlikte bütün kitaplarını da oraya getirdi. Gündüzleri çiftliğin işleri ile meşgul olurken geceleri geç saatlere kadar kitap, dergi okuyarak veya gazeteleri takip ederek yalnız bedenini değil, aklını, fikrini, muhayyilesini de çalıştırıp geliştirdi. 

Okunma Sayısı: 2302
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Fatih Yargı

    27.02.2018 16:01:55

    İslam Yaşar abimizin kaleminden okumak çok hoş.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı