"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Türk milleti Müslümandır ve Müslüman kalacaktır”

11 Mart 2018, Pazar
“Türk milleti Müslümandır ve Müslüman kalacaktır. Bu memlekette din hürriyetine tecavüz etmek kimsenin haddi değildir. Hakiki mü’min ve samimi Müslüman olanlar din hürriyetinden tamamen emin olabilirler.”

Adnan Menderes, “Bu kanunu biz Atatürk’ün eleştirilmesini engellemek için çıkarmıyoruz. Hatta bundan dolayı da ilk ben eleştireceğim. Ona rasgele bir şekilde hakaret edilmesi bizi üzer” (a.g.e. s: 71) diyerek koruma kanununu, M. Kemal’in  heykellerine yapılan saldırıları engellemek maksadıyla hazırladıklarını anlattı.

Bediüzzaman Said Nursî’nin talebesi olan ve 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’den dokuzuncu dönem Isparta milletvekili seçilen Dr. Tahsin Tola, ‘Sadece M. Kemal için koruma kanunu çıkarılamaz’ diyerek arkadaşları ile birlikte kanuna ret oyu verdi. Kanun diğer Demokrat Partili ve Halk Partili milletvekillerinin reyleriyle kabul edildi. 

Koruma kanununun meclisten geçmesi Adnan Menderes’i de şaşırttı. Tahsin Tola ile yaptığı görüşmede ‘Ben böyle bir kanunun meclisten geçeceğini tahmin etmiyordum. Böylesine antidemok- ratik bir kanunun çıkmasına mâni olmaya çalıştınız. Sizi tebrik ederim’ (İslâm Yaşar. Nur Talebeleri. Yeni Asya Neşriyat. İstanbul 2010 s: 301 ) diyerek demokratik tavırlarını ve siyasî cesaretlerini takdir etti.

Menderes’in sözlerinden, Kemalist ihtilâlcileri susturmak için yapılan Anıtkabir’in ve çıkarılan koruma kanununun Menderes’in isteğinden ziyade Bayar’ın zoru ile gerçekleştiği anlaşılıyordu. Fakat ‘ağzını kapatmak için’ verilen bu tavizler onları daha da azdırdı.

“Siz isterseniz hilâfeti de getirebilirsiniz”

Millet iradesinin üstünlüğünü ve o iradeye dayanan parti grubunun meclisteki demokratik gücünü nazara vermek için bir konuşmasında böyle demişti Adnan Menderes. Bunu söylerken öyle bir temayülün de teşebbüsün de olmadığını herkes biliyordu. 

O söz sıfatlı ve rütbeli ihtilâlciler için bulunmaz bir fırsat oldu. Menderes’in beyanlarını inkılâplara karşı inkılâp yapma teşebbüsü olarak değerlendirdiler. Onun ve ona yakın milletvekillerinin şeriatı getirmek istediklerini, irticaya taviz verdiklerini, ilke ve inkılâplara karşı olduklarını söyleyerek inkılâp şövalyeliğine soyundular.

Silâhlı ihtilâlciler ortalarda pek görünmediğinden muhtemelen onlardan emir alan sıfatlı ihtilâlciler, muhalefetin sesi vazifesini üstlenen bazı gazetelerde, dergilerde Menderes’i irtica yanlısı, inkılâp düşmanı ilân ederek yaygara koparmaya başladılar. 

 Muhalefete mütehammil bir fıtrata sahip olan Adnan Menderes, basında koparılan ‘ilkeler elden gidiyor’ şeklindeki yaygaralara pek aldırmadı. Millete mal olmamış inkılâpların tasfiye edileceğini söyledikten sonra kendisinin nazarındaki asıl inkılâbı ortaya koydu.

“En büyük inkılâp demokrasi inkılâbıdır”

Adnan Menderes, çeyrek asırdan fazla devam eden ‘Tek Adam’ diktası ve ‘Millî Şef’ sultasından sonra iktidara gelip hükümet kuran çiçeği burnunda bir başbakanken, böyle diyerek ortaya koydu demokratik tavrını. Ortaya koymakla kalmadı, gelecek nesillere dinini telkin etmenin, İslâm’ın esaslarını öğretmenin yollarını açarak ‘Türk milletinin ebediyyen Müslüman kalmasının’ zeminini de hazırladı.

Aslında ilk defa Menderes’in söylediği ve sadece ona has olan sözler değildi bu cümleler. Bin yıldan fazla geçmişi olan ve milyonlarca ahvâlle, binlerce hadise ile nesiller boyu yaşanarak tescil edilen, Türk milletine ait millî, mâne- vî bir hakikatin ifadesiydi. 

Türkler Müslüman olduktan sonra canları, kanları, malları pahasına asırlar boyu yaşayarak, yeri geldiğinde meydanlarda haykırarak millî hasletleri hâline getirmişler ve tarihe mal etmişlerdi bu İslâmî, imanî hakikati. Fakat bu millî haslet, cumhuriyet tarihinde yaşanmaz, hususî yerlerde hissedilip yaşansa da pek söylenmez olmuştu. 

Bediüzzaman’ın “Hicrî 1350 tarihinde dini dünyadan tefrik ile dinde ikraha, icbara, mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-i esasî, bir düstur-u siyasî oluyor. Ve hükümet lâik cumhuriyete döner.” (Âsâ-yı Mûsâ s: 142 ) sözleri ile ifade ettiği hadiseden sonra o hasleti yaşamak da söylemek de yasaklanmıştı.

Bilhassa devletin lâikliği Müslümanlar için dine müdahale, dindarlara baskı ve zulüm vesilesi olarak kullanmaya başlamasından sonra yalnız cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, vekiller, bürokratlar, akademisyenler, memurlar değil, millet de Müslümanlığını söyleyemez ve yaşayamaz olmuştu. 

Onun için kendisi muttaki bir insan olmasa da dine hürmetkâr olan Başbakan Adnan Menderes’in, Adana’da ve Konya’da yaptığı konuşmalarında söylediği mezkûr sözler, devlet açısından olduğu kadar millet cihetiyle de takdir edilen tarihî bir hadise idi. 

“Madem Cenâb-ı Hak bu tehlikeli zamanda bir kısım hakikî dindarların başa geçmelerine yol açmış, Kur’ân-ı Hakîm’in bu kanun-i esasîsini kendilerine bir nokta-i istinad ve onlara garazkârlık edenlere karşı siper yapmak lâzım geldiğini zaman ihtar ediyor.” ( Emirdağ Lâhikası s: 760 ) 

Said Nursî de Menderes’e yazdığı mektupta bu ifadelerle dile getirmişti şeair-i İslâmiyeyi ihya hususunda yapılan çalışmaları. İslâmî icraatlardan rahatsız olup iftira ve isnatlarla onları yıldırmak isteyen ‘garazkârların’ oyunlarına karşı Kur’ân’a daha sıkı sarılmaları gerektiğini hatırlatmayı da ihmal etmemişti. 

Lâiklik, bütün ülkede yıllarca İslâm düşmanlığı şeklinde uygulandığından onlarda ve benzer konuşmalarında, millet ekseriyetinden aldığı desteğin de teşviki ile lâikliği ‘Bir taraftan din ile siyasetin birbirinden ayrılması, diğer taraftan ise vicdan hürriyeti mânâsına gelir’ ifadeleri ile doğru bir şekilde tarif etmişti.

Ardından da eklemişti. ‘Lâikliği din aleyhtarlığı veya din düşmanlığı şeklinde anlamak, bizim iktidarımızın vicdan hürriyeti an- layışına asla tevafuk etmez’ (Armağan s: 65 ) sözleri de eski iktidarın lâiklik anlayışını tenkit, kendi anlayışlarını tasrih ve mezkûr sözlerini teyit mahiyetinde idi.

Demokrat Parti’nin doğru lâiklik anlayışı demokrasi inkılâbı kadar, Menderes’in mezkûr sözleri de milleti mesrûr ve âlem-i İslâm’ı memnun etmeye yetti. Çünkü Lenin, Stalin, Mao, Troçki ve diğer komünist liderler gibi ‘din afyondur’ demese de dine afyon muamelesi yapan eski devlet adamlarının tahripkâr tavırları ve tahrikkâr üslûpları onda yoktu.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir başbakan dini irtica saymıyor, Müslümana mürteci demiyor dinle, dindarla alay etmiyordu. Eskilerin devlet adına yaptıkları yanlışlıkları düzeltmek istercesine ‘Dinin icaplarını yerine getireceğiz; din bu memleket için hiçbir tehlike teşkil etmez’ ( Emirdağ Lâhikası s: 814 ) diyordu.

 Adnan Menderes’in, bakanların, Demokrat Partili teşkilât mensuplarının ve milletvekillerinin çoğunun, bunları söylemekle kalmayıp yaşamaya çalışmaları millet ekseriyeti tarafından takdirle karşılanması yanında söylenenleri, yapılanları yeterli görmeyenler de vardı. 

Cevat Rıfat Atılhan, Eşref Edip gibi zamanın İslâmî câmiada bilinen, çalışmaları ile takdir edilen isimlerinin de aralarında bulunduğu insanlar muhalefetlerini biraz daha ileri götürdüler ve Halk Partisi’nin gizli teşvikine ve bazı Demokrat milletvekillerinin desteğine güvenerek 1951 yılında İslâm Demokrat Partisi’ni kurdular. 

Okunma Sayısı: 3304
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı