"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üniversite ve yargıda kıyım, yatırımlara tırpan

26 Mart 2018, Pazartesi
-Demokrat Başbakan - İslâm Yaşar’ın Kaleminden... -34-

İhlâl edildiği yaygarasını kopararak ihtilâl gerekçesi yaptıkları anayasayı mer'iyetten kaldırdılar. TBMM’yi feshettiler. Hiçbir sebep göstermeden 147 üniversite öğretim üyesini, 520 hâkimi ve savcıyı görevlerinden uzaklaştırdılar. Menderes’in başlattığı bütün yatırımları durdurdular, projeleri iptal ettiler.

Onun için Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Dr. Naci Şensoy, Prof. Dr. Hüseyin Naili Kubalı, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya ve Doç. Dr İsmet Giritli gibi bazı öğretim üyelerini askerî bir uçakla Ankara’ya getirdi.

Onlarla toplandıkları zaman hukukçulardan birinin neler yaptıklarını sorması üzerine, cuntacıların sözcüsü cumhurbaşkanını, başbakanı, bakanları, Demokrat Partili milletvekillerini ve bazı idarecilerini içeri aldıklarını, bir süre sonra onlardan bazılarını serbest bıraktıklarını anlattı. 

Adlarının sırtında taşıdıkları Prof. unvanı ile iktifa etmeyip bir de Ord. unvanı ekleten yaşını başını almış koca koca adamlar, oğulları yaşındaki cuntacıların, torunlarının akranı sayılan tıfıl teğmenlerin, yüzbaşıların önünde ellerini şişkin göbeklerinin üzerinde zoraki bağlayıp el-pençe divan durarak dinlediler söylenenleri. 

Onu sakın bırakmayın!

“Menderes’i de bıraktınız mı?” dedi Ord. Prof’lardan biri esas duruşa geçerek.

“Hayır, o daha nezarette” dedi sözcü. Adnan Menderes’in serbest bırakılmadığını öğrenince rahatladı hukukçular. Sözleri ile olmasa bile hareketleriyle ‘çarıklı, poturlu, kırışık yüzlü, çatlak elli sıradan insanlara birinci sınıf vatandaş muamelesi göstermenin ve kendilerine ‘kara cübbeliler’ demenin ne mânâya geldiğini görsün’ der gibiydiler. 

“Onu sakın bırakmayın, bıraktıklarınızı da hemen içeri alın” dedi biri.

“Neden?” dedi cuntacı şaşkınlıkla.

“Çünkü ne kadar çok kişiyi suçlar ve mahkûm ederseniz, o kadar meşrû sayılırsınız.” 

“Bu uygulama hukuka aykırı olmaz mı?” 

“İhtilâl sırasında hukuka uygun muamele şartı aranmaz. Her ihtilâlin kendi hukuku olduğundan, yapılan her hareket meşrûdur.” 

Memleketin en büyük üniversitesinde vazife yapan ve binlerce hukukçu yetiştirmekle övünen öteki öğretim üyeleri de onları teyit eden sözler söyleyip tavırlar sergiledi. 

İsmet İnönü’ye giden ihtilâlciler

Memlekette kısmî sükûnet sağlanınca ihtilâl icraatlarına başlamaya hazırlanan cuntacılar, darbe yapmaya karar verdikleri ilk günden itibaren kendilerini gizli talimatlar ve alenî açıklamalarla destekleyen İsmet İnönü’ye bilgi verme ve hâl danışma ihtiyacı hissettiler. Bunu da cuntanın başı olması hasebiyle Gürsel’in yapmasını kararlaştırdılar.

“Biz ihtilâlin ne içindeyiz, ne de dışında.” Yapılan görüşmede her ne kadar hükümeti kurma meselesi medar-ı bahs edilmedi ise de İnönü, kontrolün tamamen sağlanmasından sonra kendisine o görevin verileceğini düşünerek ümidini korudu. Ondan hukukçu profesörlerin sertlik tekliflerinin teyidini alan Gürsel, ‘Paşam emriniz bizim için peygamber buyruğudur’ diyerek mübalâğalı sözlerle cuntacıların teslimiyetini ve sadâkatini ifade etti.

Millî Şeflerinin emri ve ihtilâl ortakları sayılan profesörlerin hazırladıkları hukuk kılıfı, cuntacıların cesaretlerini cür’et hâline getirmelerine yetti. O cür’etle en büyük darbeyi de adına ihtilâl yaptıkları, üniformalarını giyip rütbelerini takarak yetkilerini, silâhlarını kullandıkları orduya vurdular. 

TBMM’yi feshettiler

İkinci hamlede, ihlâl edildiği yaygarasını kopararak ihtilâl gerekçesi yaptıkları anayasayı meriyetten kaldırdılar. TBMM’yi fesh ettiler. Hiçbir sebep göstermeden 147 üniversite öğretim üyesini, 520 hâkimi ve savcıyı görevlerinden uzaklaştırdılar. 

Bunlarla da iktifa etmediler ve gereksiz olduğunu, milletin sırtına yük getireceğini söyleyerek Menderes’in başlattığı bütün yatırımları durdurdular, ihaleleri kal dırdılar, hazırlanan projeleri iptal ettiler. Menderes sayesinde Türkiye’nin üye olduğu NATO’ya, CENTO’ya ve diğer beynelmilel ant- laşmalara bağlı kalacaklarını açıkladılar. 

Memleketin geleceği için hayatî ehemmiyeti haiz olan köprü, baraj, elektrik santralı, fabrika gibi yatırımların durdurulmasının, Menderes’e muhalif gazeteler, dergiler, yazarlar, çizerler tarafından alkışlanması, ülkede ilk defa görülen garabet hallerinden değildi.

Berin Hanımın durumu

Adnan Menderes, Harp Okulu’ndaki hücrede tek başına kaldığı, her türlü haberleşmeden mahrum olduğu, kendisine gazeteler, dergiler verilmediği, radyo dinlemediği, ailesi veya yakınları ile görüşemediği için yapılanların ve yazılanların hiçbirini bilmiyordu.

Berin Hanım ise öyle değildi. O her gün merakla hepsini görüyor, okuyor, dinliyor ve her seferinde dehşete düşüyordu. Yazılanların yalan olduğunu söylemek için ne yaparsa yapsın, sesinin çıkmayacağını, biraz çıksa bile duyulmayacağını, hasbelkader duyan yetkili insanların da sağır kayalar gibi sessiz kalacaklarını biliyordu. 

Ekseriyeti sustu da gerçekten. Berin Hanım muhaliflerden zaten hakperest ifadeler ve teselli edici, ümit verici sözler beklemiyordu. İktidarda iken Menderes’in yanından ayrılmayan, sofrasına oturan, imkânlarından isti- fade eden, yetkilerini kullanan insanların hiç arayıp sormamaları ise ağırına gitti. Fakat ekabirlerin küçümsedikleri, adam yerine koymadıkları sıfatsız, makamsız, unvansız, rütbesiz insanların ilgisi, sevgisi, arabasına bindiği taksicinin para almaması, alış veriş yaptığı bakkalın, manavın, kasabın, aldığı malzemeleri evine kadar taşıması, köylülerin yediklerinden, içtiklerinden onlara da getirmeleri onu teselli etmeye yetti.

Gizli kasa sorusu

Cuntacıların kendini, başbakanlık ikametgâhı olarak kullanılan Camlı Köşk’te oturtmayacağını bildiğinden ev bulma telaşına düştü. Gerçi kirada daireleri vardı ama kiracılarını mağdur etmemek için kendisi kiraya çıkmaya karar verdi ve hemen ev aramaya başladı.

O daha evi bulmadan yapıldı baskın. Gecenin geç saatlerinde asker ve sivil kıyafetli dokuz on kişilik bir grup haşin hareketlerle eve girip saygısız tavırlarla, yakışıksız sözlerle niyetlerini belli ettiler. Her yeri didik didik aradılar. Suç isnat edecek bir şey bulamayınca şaşırdılar. “Burada gizli kasa falan yok mu, altınlar nerede?” dedi tıfıl bir teğmen.

“Gizli kasamız falan yok. Zannettiğiniz gibi mücevher sandığı da taşımıyoruz. İşte ev. Ne bulursanız alın sizin olsun” dedi Berin Hanım.

Ne var ki küstah cuntacı çıraklarında arlanma, sıkılma yoktu. İz’an, insaf, merhamet gibi insanî hasletler de taşımıyorlardı. Yaptıkları hareketlerden ve hakaretlerden dolayı özür dilemek yerine, köşkü derhal boşaltmalarını söyleyerek dışarı çıkıp karanlığa karıştılar.

Okunma Sayısı: 4609
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • g@L!p

    26.3.2018 07:04:26

    “Çünkü ne kadar çok kişiyi suçlar ve mahkûm ederseniz, o kadar meşrû sayılırsınız.”  “Bu uygulama hukuka aykırı olmaz mı?”  “İhtilâl sırasında hukuka uygun muamele şartı aranmaz. Her ihtilâlin kendi hukuku olduğundan, yapılan her hareket meşrûdur.”  Tarih yine tekerrür etti. Her ne kadar zulüm yapanın kimliği ve misyonu değişsede Ne kadar çok benziyor günümüzde yaşananlara.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı