"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın

30 Mart 2018, Cuma
-Demokrat Başbakan - İslâm Yaşar’ın Kaleminden... -38-

“Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Hiç kimseye küskün değilim. Hiçbir dargınlık duymuyorum. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.”

Geriye sadece Adnan Menderes kalmıştı. Onun Yassıada’daki tedavisi devam ediyordu. Doktorlar, onun asılarak öldürülmesini sağlamak için bir an önce iyileştirmeye çalışıyorlardı. Verdikleri tahrik edici ilâçlar tesirini gösterince Menderes biraz toparlanır gibi oldu. 

İmralı’da iki güzide devlet adamının infazlarını gerçekleştirdikten sonra, yarım kalan işi de tamamlamak için Yassıada’ya dönen Güryay hemen Menderes’in odasına giderek vaziyetini kontrol etti. Şuurunun açıldığını, vücudunun da biraz canlandığını görünce rahatladı. 

Yanındakilerin yardımı ile giyindikten sonra onların kolunda iskeleye inip bota bindirilen Menderes etrafı kapalı bir yere kondu. Bot hareket edip deniz dalgalanınca duyguları da dalgalandı. Mavi dalgaları kucaklayarak açıklara doğru yüzdüğü, derinlere daldığı günleri hatırladı. Aylardır küçük bir adada olmasına rağmen görmeye bile hasret kaldığı denizin kokusunu içine çekti.

Kıble yelinin serinliği

Adaya adım attığında yağmur çiselemeye başlamıştı. Açık alnına düşen yağmur damlalarının serinliğini hissedince durup derin bir nefes aldı. O anda ıslak toprak kokusu sardı dimağını. Etrafına bakarak gülümsedi. Koluna giren subayların varlığını hissetmeden, Çakırbeyli Çiftliği’ndeki tepelerden birine çıkarcasına sakin adımlarla yürüdü. 

Fiilen değilse bile, hayalen artık çiftliğindeydi. Denizle, toprakla, nehirle ve çiçeklerle, kuşlarla, arılarla, kelebeklerle ve hasretini çektiği her yerle iç içeydi. Başgardiyanın odasında Egesel infaz şartlarını hazırlarken o hep kıble yelinin serinliğini hissetti, dalgaların hışırtılarını, yağmurların şıpırtılarını dinledi.

Ayağa kalkması istendiğinde şaşırdı. O zaten ayaktaydı. Yine de istedikleri için doğruldu. Beyaz idam gömleği, kendi çiftliğinin tarlalarında yetiştirdiği pamuklardan dokunmuşçasına yumuşacıktı. Yakasına asılan yafta, maddî fedakârlıklar yapıp büyük kahramanlıklar göstererek aldığı İstiklâl Madalyası gibi göründü gözüne.

“Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Hiç kimseye küskün değilim. Hiçbir dargınlık duymuyorum. Vata- nı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.”

Başını sağ yanına doğru çevirerek duâ etti

Bunlar onun son sözleri oldu. Elleri arkadan kelepçelenerek dışarı çıkarıldığında gözüne ilk ilişen şey, iki mavi âlemin arasını renklendiren beyaz rahmet bulutları oldu. Başını usûlca eğip üzerindeki idam gömleğine bakınca şaşırdı. Rahmet bulutları mı onun üzerini kaplamıştı, yoksa o mu rahmet bulutlarının arasına gitmişti anlayamadı. 

Bulutların üzerinde gidercesine yürürken katar katar olan göçmen kuşları gördü. Kanat çırpsalar da gitmiyorlar, aralarına onun ruhunu  almak için bekliyor gibiydiler. Bulutlara, kuşlara, denize, ufka baktı. Başı yere doğru eğilince kuruyan çalılıkları, sararan otları, savrulan yaprakları, güz çiçeklerini gördü, hepsine gülümsedi.

Bir ara, namaz kılıp selâm verircesine başını sağ yanına doğru çevirerek duâ etti. Hızlanan rahmet damlaları tenini ıslatıp kıble yeli, altmış yaşını aşmasına rağmen ak düşmemiş saçlarını okşarcasına karıştırırken nazarı bulutlarla, dimağı rüzgâr, kuş ve dalga sesleriyle doldu. O sırada vücudunda bir sarsıntı oldu, ayakları yerden kesildi, nefesi kısılıp gözleri kapanırken ruhu göklere yükseldi.

Bediüzzaman Said Nursî’nin şehidler hakkında ‘Nasıl ki bir nefer bir saat işkence altında şehid edilse; öyle bir mertebeyi bulur ki, on sene başkası çalışsa ancak o mertebeyi bulur’ dediği gibi o artık çok yüksek bir mertebede idi. Eğer o nefer gibi ona da sorulabilse, muhtemelen ‘Az bir şey ile pek çok şeyler kazandım’ (Mektubat s: 59) diyecekti. 

Tağut kalıntıları

Tâğut kalıntısı, deccal çarpığı, süfyan süfehâsı zamane zalimleri; üç güzide vatan evlâdının infazının ardından, M. Kemal’in Savarona yatına bindiler. Marmara safasına çıkıp Boğaz turu atarak gece boyu yediler içtiler, çaldılar söylediler, oynadılar oynattılar ve başarılarını kutladılar. 

 Onlar; hayat, siyaset, demokrasi ve şeair-i İslâmiyeyi ihya hususlarında yaptığı çalış- malarla ‘kahraman’ sıfatını kazanan Adnan Menderes’i katlettikleri zaman hayatın kararacağını, siyasetin karışacağını, demokrasinin değişeceğini, İslâm’ın yıkılacağını, kendilerinin de kargaşadan faydalanarak parsadan pay kapacaklarını ve yıllarca oralarda kalacaklarını zannetmişlerdi.

Lâkin onların hiçbiri olmadı. Kısa bir inkıtaın ardından hayat canlandı, siyaset mecraına oturdu, demokrasi yeniden telâffuz edilir oldu. Menderes’e, akla hayale gelmedik eza ve cefa çektirenler, birbirlerinin makamlarına göz koy- maya ve rakipleri için darağaçları hazırlamaya başladılar.

Berin Hanım nelerin parasını ödedi?

İhtilâl tezgâhını hazırlayıp tıkır tıkır işleten, kurdurduğu idam sehpasının gölgesinde iktidar arayan İsmet İnönü bile ‘Hakkındaki karar ne olursa olsun, geriye kendisini ve ailesini ilzam edecek bir şey kalmayacaktır’ diyerek onun sicilinin de seciyesi kadar tertemiz olduğunu ortaya koydu.

Berin Hanım, ihtilâlcilerin icat ettikleri bütün vergi borçlarını, delilsiz isbatsız zimmet alacaklarını, nebbaş fıtratlı fırsatçıların açtıkları icra-haciz dâvâlarının matrahlarını ve masraflarını, eşinin Yassıada’da yediği iddia edilen yemek paralarını, idam işleri için istenen 150 liralık darağacı, cellât, ip, gömlek, yafta parasına varıncaya kadar hepsini ödedi.

Adalet Partisi

İhtilâlden sonra, silâhların gölgesinde yapılan ilk genel seçimi, Demokrat misyonun temsilcisi ve Demokrat Parti’nin devamı olan Adalet Partisi kazandı. Menderes’in yanında yetişen ve onun ‘geleceğin bakanı, başbakanı’ dediği Süleyman Demirel önce bakan, sonra başbakan, nihayet cumhurbaşkanı oldu. 

Demirel seçimi kazanıp hükümeti kurunca af kanunu çıkararak Demokratları hapishaneden, Menderes ailesini de bazı düzmece borçlardan kurtardı. Ondan sonra da muhtıra ile başlayan kargaşa safhası dışında yapılan her seçimde iktidara geldi. 

Aslında o seçimleri Menderes’in ka- zanması demekti alı- nan neticeler. Ad- nan Menderes’in mil- letin gönlünde hâlâ yegâne başbakan olduğunu fark eden siyasetçiler, kendilerini hep onun vârisi olarak görüp göstermeye çalıştılar. 

Adnan Menderes, hayatta iken girdiği her seçimi kazanmıştı. Ahirete irtihal ettikten sonra da onun misyonuna sahip çıkan siyasetçilere hep kazandırdı. Hâlâ kazandırmaya devam ediyor. Muhtemelen bundan sonra da hep kazandıracak.

Zîra o bir İslâm kahramanıdır.

— SON —

Etiketler: adnan menderes
Okunma Sayısı: 8938
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Toygar

    30.3.2018 08:02:26

    Kıymetli ağabeyim, hislenmeden okumak mümkün olmayan "Demokrat Başbakan" yazı dizinizin kitabını acilen rica ediyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı