"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her asırda bir müceddit Kur’ân’ın nurlarını neşrederek karanlıkları dağıttı

İsmail AKSARAYLI
22 Kasım 2016, Salı
Hz. Muhammed’in (A.S.M.) her asrın başında geleceğini söylediği müceddid /mehdi konusu İslâmiyetin ilk asırlarından itibaren medâr-ı bahis olmuştur.

Müceddid ve mehdi hakkında: "Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor."[1] hadîsiyle, Ehl-i Sünnet’in, ekseriyetçe kabulu olan ve beklenen Muhammed Mehdi –Mehdi-i Muntazır- hakkında hadisler vardır.[2]

Mehdi, ‘manen ve hakikaten hidâyet edici, irşad edici manası’nadır;[3] müceddid -tecdit eden, yenileyen- anlamındadır; müceddid ve mehdi sıfatları aynı kişi için de kullanılmıştır.

Îman esaslarının Kur’ân hakikatleri ile ispat ve izahını yapan büyük İslâm âlimleri için kullanılan “mütekellimîn” kelimesi de bazı müceddidlerin öne çıkan sıfatıdır, Ebü’l-Hasan el-Eş‘ari, İmam-ı Gazzalî gibi.

Dini tecdit vazifesi gören zâtlar; mehdi, müceddid, muslih, halife-i zişan, kutb-u âzam veya mürşid-i ekmel hükmündedir, bu sıfatlarla bilinirler. Meselâ Mehdi unvanıyla bilinen Muhammed Mehdi Abbasî halifesi, Abdülkadir Geylanî (K.S.) tarikat şeyhi, Kutb-u Âzam’dır. Hicri 11. asrın müceddidi kabul edilen İmam-ı Rabbani (K.S.) hem tarikat şeyhi,  hem müçtehid, hem müceddid hem de mütekellimîndendir.

MEHDİ MİSAL ZÂTLARIN SİLSİLESİ

Mehdi -Büyük Mehdi- Hz. Muhammed’in (A.S.M.) neslinden olan ve âhirzamanda gelerek Müslümanların dinlerini takviye ve imanlarını tecdit edecek zâttır. Peygamber (A.S.M.), vahye istinaden, her asırda meyusiyet vaktinde, iman sahiplerinin manevî kuvvetlerini muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ümitsizliğe düşmemek, hem İslâm âleminin bir nurani silsilesi olan Âl-i Beytine îman sahiplerini manevî bağlamak için, Mehdi’yi haber vermiştir.[4] Hazret-i Hasan’nın (R.A.) neslinden Gavs-ı Azam olan Şâh-ı Geylânî gibi çok mehdi misal Şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) taşıyan zatlar; Hazret-i Hüseyin’in (R.A.) silsilesinden, Zeynelâbidîn, Cafer-i Sadık gibi ki herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp Kur'ân nurlarını ve îman hakikatlerini neşretmişler, cedd-i emcedlerinin [en şerefli cedlerinin-Hz. Muhammed’in (A.S.M.)-] birer vârisi olduklarını göstermişler.[5]

ÂHİRZAMAN HADİSLERİNİN TEFSİRİ

Kıyamet alâmetlerinden ve âhirzaman hâdiselerinden bahseden hadisler güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ilim sahipleri o konudaki hadislerin bir kısmına zayıf veya mevzu[6] demişler; îmânı zayıf ve enaniyyeti kuvvetli bir kısmı da hadisleri inkâra kadar gitmişlerdir.[7] İbn-i Cevzi gibi büyük bir muhaddis bazı sahih hadislere de mevzu dediğini, âlimler nakletmişler.[8]

Hz. Muhammed’in (A.S.M.) istikbalden haber verdiği ‘âhirzamanda vukua gelecek hâdiselere dair hadîslerin bir kısmı Kur'ân’ın müteşâbih ayetleri[9] gibi müşkilâtı,[10] derin mânâları vardır, muhkemat [Kur’ân’ın nasları, kesin hükümleri] gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez, çok dikkatli tefsire ve tâbire muhtaçtır, belki tefsir yerinde tevil edilir [yorumlanır], vukuundan sonra tevilleri anlaşılır ve murat ne olduğu bilinir. Büyük mehdi dışında, geçen mehdilere işaret eden rivayetler büyük mehdinin hallerinden bahseden hadislere uymadığından bunlar müteşâbih hadis hükmüne geçer.[11]

Hadisleri tefsir edenler; hadis metnini, tefsirlerine ve çıkardıkları hükümlere tatbik etmişler. Saltanat merkezi o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, Mehdi veya Süfyânla –İslâm Deccalıyla- ilgili vak’aları saltanat merkezi civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Eski zamanda, bu zaman gibi cemaatin ve cemiyetin manevî şahsiyeti gelişmediğinden ve ferdiyetçilik fikri galip olduğundan, cemaatin büyük sıfat ve fiilleri o cemaatin başında bulunan şahıslara verilmiş, o şahısların mânevî şahsiyetine veya temsil ettikleri cemaate âit büyük sıfat, fiil ve icraatleri de o şahısların kendilerinde tasavvur edilmiş ve öyle tefsir edilmiş. Ve o şahıslar, hârika ve –hadislerden çıkarılan- bütün sıfatlara lâyık ve uygun olmak için yüz derece cisminden ve kuvvetinden büyük acûbe bir cisme ve müdhiş bir heykel ve çok hârika bir kuvvet ve iktidara sahip olması lâzım geldiğinden öyle tasvir edilmiş. O hadislerde teşbihle anlatılan o fevkalâde sıfatlara sahip âhirzaman şahısları çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil verilmiş:[12]

Meselâ: "Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve harikulâde bir eşeği vardır." hadîsinin -bu rivâyetler tamamen sahih olmak şartıyla- tevilleri şudur: "Deccal zamanında haberleşme ve seyahat vasıtaları o derece gelişecek ki bir hâdise bir günde bütün dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, şark-garp işitir ve bütün gazetelerinde okunacak. Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıtasını ve yetmiş hükümetini görecek ve gezecek" diye, çıkmasından on asır evvel telgraf, telefon, radyo, tren, tayyareden mûcizâne haber verir.

Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit bir kral sıfatıyla işitilir. Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir.

Ve bindiği merkebi ve eşeği ise, ya trendir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce süslenmiş ve tefriş edilmiş; düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir.[13]

“ÂHİRZAMAN ŞAHISLARININ TANINMAMASI ”

Âhirzaman şahıslarının gelme vaktinin bilinmemesi ve herkes tarafından tanınmamasının hikmeti şöyle açıklanır: Kıyamet -vaktinin bilinmemesi- gibi, Allah’ın hikmeti iktiza eder ki vakitleri belli olmasın. Çünki her zaman, her asır, mânevî kuvvetin takviyesine medâr olacak ve ümitsizlikten kurtaracak ‘mehdi’ mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda, her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifâkın başına geçecek müdhiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tâyin edilseydi, irşadın umumi olma -bütün asırlardaki Müslümanları içine alma- maslahâtı zâyi olurdu... Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat kişinin ihtiyarı elinden alınmaz. O şahıslar, hattâ o müdhiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de başlangıçta deccal olduğunu bilmez. Belki îmân nurunun dikkatiyle, o âhirzaman şahısları tanınabilir.[14] 

 

“DECCAL- SÜFYAN”

Deccalın çıkması bütün İslâmî akîde kitaplarında zikredilmiştir, icmâya mazhardır. Mehdî ve Süfyan –İslâm Deccalı- fikri ise ümmet içinde gayet esaslı bir tarzda ve ehemmiyetli bir hikmete binaen cereyan edip, gelmiş; adeta ümmetçe telakki-i bilkabul -kabulle karşılanma- nevinde bir tesellîye medâr her asırda Âl-i Beyt-i Nebevî’den bir hidâyet edici imdada yetişmesi tesellisi ile eski zamanda Yezid ve Velid gibi süfyan mânâsını veren hâkimlere karşı dayanmak için her asrın ihtiyacı bu fikri devam ettirmiş. Ve bu hakikati cüz’î-küllî her asır gösterdiği gibi bu asır da bir derece göstermiş. İmam-ı Ali’nin (R.A.), İmam-ı Gazalî ve Abdülkâdir-i Geylâni’nin (K.S.) ittifak ettikleri âhirzaman şahısları, mehdi ve deccal meselesinin kaynağı Risâlettir [Peygamberdir (A.S.M.).]. İslâmların Deccal'ı, Süfyandır, İmâm-ı Ali (R.A.) kasidesinde süfyana “İslam Deccalı” namını vermesi, kesin delil hükmüne geçmiş ve hâdiseler, vukuâtıyla onları tam tasdik etmiştir.[15]  Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ise ayrıdır; bu deccal, tabiatçılık ve maddecilik felsefesinden çıkan Nemrudâne bir cereyânın, gittikçe maddi felsefe vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulması ile Allah’ı inkâr edip ulûhiyet dava edecek.[16] Rivâyetlerde "Deccal'ın bir gözü kördür" diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccal'ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle, onlar mutlak kâfir bulunduğundan yalnız bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder.[17]

MEHDİ VE SÜFYANIN ŞAHS-I MÂNEVÎLERİ

Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadislere verilen bir mânâ da şudur: Âhirzamanda nifak -münafıklık- perdesi altında, İslâm âleminde Hz. Muhammed’in (A.S.M.) peygamberliğini inkâr edecek Süfyan namında müdhiş şahıs, münâfıkların başına geçecek, aldatmakla iş görecek. Süfyan komitesi, İslâmiyetin tahrîbine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt’ten Muhammed Mehdi isminde nuranî bir zât velâyet ve kemâl sahiplerinin başına geçecek ve onun nurânî cemiyeti, Süfyanın manevî şahsiyeti olan münâfık rejimini mûcizekâr mânevî kılıcıyla öldürüp dağıtacaktır. Hazret-i Mehdi’nin cemiyeti, Süfyan komitesinin tahrîbatçı bid’akâr [dine aykırı] rejimini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi [Hz. Muhammed’in (A.S.M.) aydınlık yolunu] ihya edecektir.[18]

İslâm Deccalı olan Süfyan ve rejimini öldürmenin ne demek olduğu hakkında şu rivâyet vardır: “Bir zaman Resûl-i Ekrem (A.S.M.) Hazret-i Ömer’e (R.A.) Yahudi çocukları içinde birisini gösterdi, "İşte sureti" dedi. Hazret-i Ömer, "Öyle ise ben bunu öldüreceğim" dedi. Ferman etti: "Eğer bu Süfyan ve İslâm Deccalı olsa, sen öldüremezsin; eğer o olmazsa, onun suretiyle öldürülmez." Bu rivâyet işaret eder ki onun sureti, hâkimiyeti zamanında çok şeylerde görüleceği gibi, kendisi Yahudiler içinde tevellüt edecek.”[19]

MEHDİ’NİN ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ

Süfyan komitesinin tahribatçı rejimine karşı mücadele eden ‘Mehdi’nin, temsil ettiği kudsî cemaatin, manevî şahsiyetinin üç büyük vazifesi vardır: Îman, şeriat ve hayat; Mehdi’nin vazifeleri de bu meselelerdir. Bunlar insaniyet ve İslâmiyet âleminde üç muazzam meseledir, içlerinde en muazzamı îman hakikatleridir. Bu zamanda hükmeden cereyanlar karşısında faraza beklenilen Mehdi gibi bir zat gelse, üç vazifeden en lüzumlusunu -îmânı kurtarmak ve îmânı tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da îmânını tahkikî yapmak vazifesini- yapacaktır.[20]

Bu zaman; hem îman ve din için, hem içtimâi hayat ve şeriat için, hem âmme hukuku -kamunun, Müslümanların hukuku- ve İslâm siyaseti için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, îman hakikatlerini muhafaza noktasında tecdit -yenileme- vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve hayat daireleri [içtimâi ve siyasi hayat daireleri]  ona nisbeten ikinci, üçüncü derecede kalır. 

Dipnotlar:

[1] Ashâb-ı Kütüb-i Sitteden İmam-ı Hâkim, "Müstedrek" inde ve Ebu Dâvud "Kitab-ı Sünen" inde; Beyhakî, "Şuab-ı iman" daki “İnnellahe yeb‘asü lihêzihi ümmeti ‘alâ re’si külli mieti senetin men yüceddidü lehê dînehê”hadisi, Barla Lâhikası, s.159. 

[2] Said Nursi, Mahkeme Müdafaları, s.98.

[3] Nursi, Emirdağ Lâhikası, s.247.

[4] Nursi, Mektubat, s.101; Nursi, Şualar, s.454.    

[5] Nursi, Lem’alar, s.18; Mektubat, s.106. 

[6] Zayıf hadis, hadisi rivayet edenler silsilesinde kopukluk olması, râvinin isminin bilinmemesi; Mevzu hadis: başkası tarafından - söylendiği halde Hz. Muhammed’e (A.S.M.) isnat edilen hadis.

[7] Nursi, Sözler, s.355.

[8] Nursi, Mahkeme Müdafaları, s.252.

[9] Müteşâbih âyet: Mânâsı açık olmayan, teşbihler, misaller ve istiârelerle hakikati tasvir eden, mecâzi mânâlara gelen âyetler.

[10] Müşkilât: Güçlükler, zorluklar. Müşkil: Zorluk, güçlük. Manası derin olan; mecazla ifade edilmesinden dolayı manası gizli olan, tefekkür edilmeden, etraflıca düşünülmeden anlaşılmayan söz.

[11] Nursi, Şualar, s.454,458; Sözler, s.365.  

[12] Nursi, Sözler, s.358-359;  Şualar, s.457, 458.

[13] Nursi, Şualar, s.464. 

[14] Nursi, Sözler, s.364.

[15] Nursi, Mahkeme Müdafaları, s.98; Şualar, s.461.     

[16] Nursi, Mektubat, s.59; Şualar, s.460, 461.

[17] Şualar, s.469. 

[18] Nursi, Mektubat, s. 59, 471; Şualar, s.461.   

[19] Şualar, s.470. 

[20] Nursi, Kastamonu Lâhikası, s. 155, 247, 316.

Okunma Sayısı: 804
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı