"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hangi oranda hukuk devletiyiz?

Kadir AKBAŞ
16 Ağustos 2018, Perşembe
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devleti en sade ifadeyle, bütün faaliyetlerinde, eylem ve işlemlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuk kuralları çerçevesinde yaşama imkânı sağlayan devlet demektir.

27.03.1986 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında bu kavram, “Hukuk Devleti her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına hâkim kılan, anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir.” diye tanımlanmıştır. 

Anayasa Mahkemesi 12 Kasım 1991 tarihli Kararında ise hukuk devleti ilkesini, “yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin sağlanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması” olarak tarif edilmiştir. Üzülerek belirtelim ki, olağan dönemlerde bile yürütme erki, eylem ve işlemlerinde kendini hukuk kurallarıyla bağlı addetmekten, hukuk kurallarıyla sınırlandırılmaktan pek hoşlanmamıştır. Dahası hukuk kurallarını “ayak bağı” gibi görmüştür. Sayın TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın Başbakanlığı döneminde kaymakamlara hitap ederken “İş yaparken mevzuata takılmayın” tavsiyesi hâlâ hatırlardadır. 

Olağan dönemlerde idarelerin iş ve eylemlerinin yargı denetimine açık olması önemli bir hukuk güvenliği sağlamaktadır. İdarenin hukuka aykırı işleminin iptali sağlanabilmekte, işlem ve eylemleri ile verdiği zararlar tazmin ettirilebilmektedir. Ara rejim veya olağanüstü dönemler göz ardı edilmeyecek kadar sık ve uzun süreler işgal eder cumhuriyet tarihimizde. Olağanüstü dönemler, yargı bağımsızlığı ilkesinin önemli ölçüde ortadan kaldırıldığı, yargı erkinin egemen anlayışın planladığı toplum mühendisliği projesinin etkin bir aracı kılındığı dönemler olmuştur. 

Bu dönemlerde yargı eliyle gerçekleştirilen cezalandırılmalar, kıyımlar ilk dönemlerde alkışlarla karşılanmasına karşılık, bir müddet sonra hak ihlâlleri kamu vicdanının taşıyamayacağı kadar ağırlaşır. Siyaset kurumu mağduriyetlerin giderilmesi ve hak ihlâllerinin sonlandırılması taleplerine uzun süre bigâne kalamaz ve kanunî düzenlemeler ile olağanüstü dönemde yaşanan haksızlıklar giderilmeye çalışılır. Nitekim 1960, 1980 ve 28 Şubat olağanüstü dönemlerini takip eden dönemlerde bu durum yaşanmıştır. 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü sonrası ilân edilen OHAL döneminde, Anayasa Mahkemesi’nin, OHAL dönemlerinde çıkarılan kararnamelerin, eski içtihadının rağmına, AYM denetimine tabi olmadığı yönünde verdiği kararla Hukuk Devleti ilkesi adeta ortadan kaldırılmıştır. Bu kararla yürütme erki, hiçbir üst hukuk kuralına ve hiçbir düzeyde yargı denetimine tabi olmaksızın faaliyet gösterebileceği “mutlak hukuksuzluk” yetkisiyle donanmıştır. Yüz seksen bini aşkın kamu görevlisinin KHK’yla ihraç edilmesinin ve KHK’ya karşı yargı yolunun kapalı olmasının doğurduğu tepkileri hafifletmek ve zamana yaymak için OHAL komisyonu kurulmuş ve ihraç edilen kamu görevlilerinin bu komisyonlara başvurması istenmiştir. OHAL komisyonunun hakkında takipsizlik kararı veya beraat kararı verilmiş kamu görevlilerinin iade taleplerini reddetmesi, idarî bir komisyon olarak yargı kararlarıyla kendisini bağlı saymaması hukuk devleti ilkesinin ağır bir biçimde ihlâl edilmesi, idarenin kendisini yargı erkinin üstünde konumlandırması, kendisini hukukla kayıtlı saymamasının bir tezahürüdür. 

Türkiye kamuoyu, kamu vicdanı, geçmiş dönemlerde olduğu gibi KHK’yla gerçek- leştirilen ihraçların doğurduğu hak ihlâllerini de daha fazla taşıyamayacaktır. İyi yetişmiş yüzbinlerce insanın kamudan ihraç edilmesiyle yetinilmemiş, ihraç edilen kişiler hakkında yapılan aleyhte propagandalar ve yaftalamalarla ve SGK kayıtlarında kişinin KHK’lı olduğu yönünde damgalanarak özel sektörde çalışması, üretime aktif katılması engellenmiştir. İki yüz bine yakın aile en temel insan haklarından mahrum bırakılmıştır. Bu insanlar diri diri toprağa gömülmek istenmiş, adeta yürüyen cenazelere döndürülmüşlerdir. Bu kişiler ve ailelerinin pasaportlarına el konulmuş, haklarında adlî bir işlem yapılmayanlar yönünden bile ülke bir açık cezaevine dönüştürülmüştür. Peki olağan dönemlerde idare faaliyetlerinde, iş ve işlemlerinde hukuk kurallarına ne denli bağlı kalmakta, hangi oranda hukuka uygun hareket etmektedir? İdare ve vergi mahkemelerinde açılan dâvâlarda % 80’e varan oranlarda idare aleyhine karar verilmektedir. Yürütmenin iş ve eylemlerinin 

% 80’i hukuka uygun bulunmamakta, iptal edilmekte ve idare tazminata mahkûm edilmektedir. Yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz sosyal ve ekonomik sıkıntıların, uluslar arası alanda itildiğimiz yalnızlığın ve itibar kaybının, % 20 oranında hukuk devleti olmakla bir ilgisi olabilir mi? Ülkemiz açısından daha vahim bir durum ise,  “yargının hukuka bağlılığı” konusundaki endişelerin fazlasıyla artmış olmasıdır. “Hukuk devletinin bir şartı da yargının hukuka bağlılığıdır. 

Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek elbette mümkün değildir.” 

Okunma Sayısı: 1702
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı