"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

27 Mayıs’tan 20 Temmuz’a Üniversite tasfiyeleri

Kâzım GÜLEÇYÜZ
04 Temmuz 2018, Çarşamba
Şimdi derin bir sessizlik ve tepkisizlik var. Daha acısı ise tasfiye listelerinin muhbir üniversite mensuplarınca hazırlanması.

27 Mayıs’ın çok tartışılan tasarruflarından biri, 147 öğretim üyesini üniversiteden ihraç etmesiydi. O ihraçlarla, 20 Temmuz tasfiyelerini kıyaslayınca hayli çarpıcı farklılıklar görüyoruz.

Bir defa sayılardaki uçurum: O zaman 147, şimdi 6000’e yakın. Üniversiteleri kapatıldığı için işsiz kalan akademisyenler ayrı. Ve tutuklanıp hâlâ içeride olanlar var.

27 Mayıs listesiyle Ali Fuat Başgil, Tarık Zafer Tunaya, İsmet Giritli gibi dünya görüşleri çok farklı isimlerin tasfiyesine, darbeden yana tavır almış olan İÜ Rektörü Sıddık Sami Onar bile tepki göstermişti.

Şimdi derin bir sessizlik ve tepkisizlik var. Daha acısı ise tasfiye listelerinin muhbir üniversite mensuplarınca hazırlanması.

27 Mayıs’ta ihraç edilenlerin özlük haklarına dokunulmamıştı. 20 Temmuz tasfiyelerinde maaşlar, sağlık hizmetlerinden yararlanma ve emeklilik hakları, ikramiyeler ve pasaportlar...  tamamı gasp edildi.

Bu yüzden, anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu gibi KHK’zedeler, yurtdışı üniversitelerden davet aldıkları halde pasaportları olmadığı için gidemezken, Fatma Bostan Ünsal gibi isimler aynı sebeple hac farizasını dahi yerine getiremediler.

Hafta sonu vefat eden İslam Bilim tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin de 27 Mayıs’ın tasfiye listesinde yer alan isimlerden biriydi.

Eğer 20 Temmuz anaforuna yakalanmış olsaydı, Fuat Hoca Almanya’ya gidemeyecek; dünya çapında ses getiren muazzam çalışmalarını gerçekleştiremeyecekti.

20 Temmuz OHAL tasfiyelerinin üniversitelerimizde yol açtığı yıkım ve tahribatın boyutlarını hâlâ bilmiyoruz. Doğru dürüst bir “hasar tesbiti” dahi yapılabilmiş değil.

Ama kıyısından köşesinden ortaya çıkan bilgi kırıntıları, dünya çapında başarılara imza atmış nice ilim insanının bu kıyım furyasından “nasiplendiğini” gösteriyor.

Yetişmiş kadrolarını böylesine hoyratça harcayan bir zihniyet, darbe dönemlerini dahi sollayan bir acımasızlıkla, üniversitelerin canına okudu. 24 Haziran sürecinde, çoğu önceki devirlerde açılmış üniversiteler için seslendirilen “Biz açtık” söylemleri ise, bu kıyımları trajikomik boyutlara taşıdı.

Anayasaya göre bilim ve sanat hürriyeti en temel haklardan biri. Peki, nerede?!!!

                                                                     ***

-Kadın cinayetlerinden sonra masum çocuklara yönelik vahşi cinayetlerle sarsılır hale gelmemiz hepimizi derinden düşündürmesi gereken bir sosyal faciayı ve tüyler ürpertici bir alçalışı önümüze koyuyor. Bu dehşet verici noktaya nasıl gelindi, böyle canavarlıklar nasıl zemin buldu?

-Prof. Dr. Fuat Sezgin’in ardından https://youtu.be/l3zso1ipK-s  @YouTube aracılığıyla

Okunma Sayısı: 4094
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • arif altay

    4.7.2018 13:12:20

    Muhalefet edenlere "vatan haini" diyerek idam cezası vermek için bahanelerin altyapısı mı hazırlanıyor?

  • Gündüz Alp-3

    4.7.2018 11:13:46

    20 Temmuz OHAL ve sürecinin netice verdiği maddi-manevi "hasar tespitini" yapmak şu anda mümkün görünmemektedir. Bu hasar tespitini yapacak ne bir yetkili şahıs ne bir yetkili kurumu bu sistemde çıkmaz. Çünkü tekçi sistemde hesap vermek, sormak ve şeffaflık geçerli akçeler değildir. Şeffaflık, hesap sorma ve hesap verme hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstün olduğu rejimlerde mümkündür. Bu sebeple, "hasar tespiti" deliller karartılmaz yahut yok edilmez ise sonraki yıllarda mümkün olabilecektir. Hem maddi ve manevi "hasarı" "yıkım" ve "tahribatı" zaten yaşayarak görmüyor muyuz? Gittikçe yaygınlaşan vandalizm bunun açık delili değil mi? Çare de çözüm de yeniden ve en kısa sürede, güçlü bir şekilde millet hakimiyetini, millet iradesini hâkim kılmak, hukukun üstünlüğüyle demokratik hukuk devletini tesis etmektir. Gerisi israf-ı kelâm ile israf-ı zamandır.

  • Gündüz Alp-2

    4.7.2018 10:52:30

    "Şimdi derin bir sessizlik ve tepkisizlik var" haklı tespitiniz zaten bu tekçi sistemi netice vermiştir. Bundan sonra da bu SESSİZLİK ve TEPKİSİZLİK hali "yasal" yollarla belki kalıcı hale getirilmiş olacaktır. Zor mu? Hiç değil. Tarihten örnek mi? Meselâ, 1925 tarihli Takrir-i Sükun Kanunu. 27 Mayıs 1960'tan sonra yaşananlar ile 20 Temmuz 2016 OHAL'den sonra yaşananlar arasında ciddi ve insaflı bir karşılaştırma yapılsa aradaki fark kolayca görülecektir. Amacımız 27 Mayıs'ı ve yaptıklarını ne aklamak ne tasvip etmektir. O ne kadar antidemokratik ise bu da o kadar hatta ondan daha fazla antidemokratiktir. Gerçeklere gözümüzü ve kulağımızı kapatmanın kimseye bir faydası yoktur. Vatan ve millet olarak yaşadığımız ahval cümle âleme malumdur. Son günlerde yaşadığımız çocuk cinayetleri bile toplumsal dejenerasyonun korkutucu boyutlarını göstermektedir. Peki toplum bu hale nasıl geldi? Sorgulamayalım mı?

  • Gündüz Alp

    4.7.2018 10:27:15

    Sayın Güleçyüz, 16 Nisan referandumu ile içine girilen vahim durumun ve girdabın tescili, -maalesef- 24 Haziran 2018 seçimi ile tescillenmiş vaziyette. Yazınızda verdiğiniz iki rakam bile vahameti gözler önüne seriyor: İhraç: 7 Mayısta 147 akademisyen, 20 Temmuz'dan sonra 6000'e yakın akademisyen. Hangisi daha antidemokratik? 17/25 Aralık'tan sonra başlatılan "cadı avı"süreci, 20 Temmuz OHAL'e dönüşmüş, 16 Nisan'la tek adamlığa evrilmiş ve nihayetinde de 24 Haziran'la tekçi sistem resmiyet kazanmıştır. Vatan ve millet hesabına artık demokrat siyasetçiler; el, dil ve gönül birlikteliği ile Millet İttifakının sinerji ve enerjisi ile hız kesmeden ülkeye demokratik hukuk devletinin yeniden avdetini sağlamak için ne gerekiyorsa yapmaları gerekmektedir. Türkiye'nin -kanaatimce- birinci, acil ve öncelikli meselesi budur. Yani Hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak.

  • Talip

    4.7.2018 08:13:58

    İmamlar ne olacak hafızlık yaptık hemde 28 şubatın baskıcı döneminde sonra sonra ilahiyat okuduk atandık kuranı kerim üzerine eğitim aldık tam birilerine faydalı olacağımız bir zamanda banka hesabı gerekce gösterilip ihraç bir tane vicdanlı çıkıp bir şey demiyor nerede Müslümanlar Müslüman diyince aklıma zülüm geliyor haksızlık geliyor böyle Müslümanlık varsa kuranda bana anlatsın veya sünnette bende inanayım

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı