"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

28 Şubat’tan 20 Temmuz’a

Kâzım GÜLEÇYÜZ
08 Aralık 2017, Cuma
28 Şubat süreci, 1997 yılının o gününde yapılan MGK toplantısında alınan kararlarla başlamıştı.

Asker baskısıyla “irtica”nın “bir numaralı iç tehdit” ilan edildiği o dönemde en çok iz bırakan uygulama başörtüsü yasağı oldu. İmam hatiplerin orta kısımları kapatıldı. Refahyol hükümeti çekilmek zorunda bırakıldı. RP ve devamı FP AYM kararıyla kapatılıp lider kadrosuna yasak konuldu.

Devletteki dindar kadroların tasfiyesine yönelik yasal düzenleme teşebbüsleri bilhassa Yeni Asya’nın açtığı tepki kampanyaları sebebiyle akim kaldı. Bunun üzerine Ecevit hükümetinin bu hedefi KHK’larla gerçekleştirme girişimi ise “Bu iş kararnameyle olmaz” diyen Cumhurbaşkanı Sezer’in vetosuna takıldı.

Yeni Asya DGM’ler aracılığıyla yoğun baskılara maruz bırakıldı, bir ay kapatıldı, Mehmet Kutlular tam 276 gün hapis yattı.

Derken, zaman içinde süreç tavsadı. Toplumda biriken tepkiler de 28 Şubat’ın yıprattığı siyasî aktörleri silip AKP’nin önünü açtı.

Gelinen noktada AKP 15 yıldır iktidar.

Başörtüsü yasağı her yerde kalktı. Orta kısımları yeniden açılan imam hatip liselerinin okul ve öğrenci sayısı çok arttı. Kur’an kurslarına ve hafızlık eğitimine konulmuş bulunan sınırlamalar da kaldırıldı.

Ancak bunlar olurken, 20 Temmuz’da başlatılan OHAL sürecinde, 28 Şubat’ın yapmak isteyip de bir türlü yapamadığı “dindar kadroları tasfiye” operasyonu KHK ihraçları ve tutuklamalarla gerçekleştirildi.

Önce dershaneler, sonra 17-25 operasyonları, ardından 15 Temmuz kalkışması kullanılarak yapılan bu tasfiyeler, hedefe konulan cemaat adeta “şeytanlaştırılarak” yürütülüyor. 28 Şubat’taki gibi MGK kararları ve Millî Güvenlik Siyaset Belgesi referans gösterilerek.

Ve binlerce başörtülü cezaevinde...

20 Temmuz sürecinde Meclisin OHAL sürelerini uzatmak dışında bir işlevi yok.

Yargı denetimi tamamen devre dışı.

Büyük kısmı iktidar kontrolünde olan ve tek taraflı yayın yapan medya da kamuoyunu doğru bilgilendirmekten çok uzak.

STK’lar tümüyle biat etmiş durumda.

20 Temmuz sürecinde AKP eliyle hortlatılan 28 Şubat işte böyle bir tabloyu netice verdi.

***

- En son birlikte yan yana fotoğraf verirken “Hiç olmadığımız kadar yakınız” şeklindeki “iltifat”ına “mazhar” olduğunuz, bu “yakın”lığa “Dostum Donald” diye mukabele ettiğiniz ve “Muhatabımız odur” demeyi sürdürdüğünüz Trump, şimdi de Kudüs için bu haltı işledi. Ne olacak şimdi?!!

- Demirel’le Dünya Turu kitabımızdaki yazılarla Kudüs meselesi - http://www.yeniasya.com.tr/video/kudus-meselesi_448109 

Okunma Sayısı: 5217
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • kubilay

    8.12.2017 20:50:26

    Hiç olmadığımız kadar yakınız” şeklindeki “iltifat”ına “mazhar” olduğunuz, bu “yakın”lığa “Dostum Donald” diye mukabele ettiğiniz ve “Muhatabımız odur” demeyi sürdürdüğünüz Trump, şimdi de Kudüs için bu haltı işledi. Ne olacak şimdi?!! Kazım bey elbette dostum diyecek, yakınız diyecek zira BOP başkanlığını tevdi edenlere yakın olmayıp kime yakın ve dost olacak söyler misiniz?

  • Gündüz Alp-2

    8.12.2017 11:17:45

    Kuvvetler ayrılığının tam manasıyla hâkim olduğu demokratik hukuk devletinde, MGK'nın kararları tavsiye niteliğindedir ve MGSB gibi belgeler de referans olarak hukuk ve kanunun yerine geçemez. Hukukun üstünlüğünü "kuvvetin kanunda olması" olarak biliyoruz. Yargının dışında hiç bir kurum ve kuruluş, yargı adına yargılamada bulunamayacağından MGK kararları yahut MGSB de yargının müracaat edeceği hukuk metni yahut kanun maddesi olmaması icap eder. Öyle olsaydı kanun ile mahkemelere ve yargıçlara ihtiyaç bulunmazdı. 28 Şubat ve benzeri süreçlerin bu ülkede yaşanmasının en büyük sebeplerinden birisi, yargının devre dışı bırakılması ve -maalesef- hukukun da yargı eliyle devreden çıkarılmasıdır. Tablo ortada olup, inkar yahut tekzip edilecek bir yanı var mı?

  • Gündüz Alp

    8.12.2017 11:03:14

    Mübarek cuma gününüzü tebrik ederim. 28 Şubat-20 Temmuz, aynı filmin farklı versiyon ve senaryosundan ibarettir. zaman ve zemin farklı olsa da, zulüm ve mağduriyeti yaşayanlar aynıdır. Dün "irtica" veya "irticai faaliyet" dedikleri "kökünü kazıma" projesi bugün "paralel yapı, g-hareketi, f-ö" gibi yaftalama ve etiketleme ile devam ettirilmektedir. Dün DGM'ler bunun için vardı bugün OHAL mahkemeleri aynı işlevi görüyor. Zorlama tevillerle birbirimiz kandırmayalım. Hak ve hakikat er geç ortaya çıkacak, kim zalim kim mazlum ayan beyan belli olacaktır. Ehl-i hak ve hakikat ile insaf ve vicdan sahibi olanlar zulmün karşısında olmalı ki, millete maddi-manevi zararı dokunan gayri hukuki OHAL sürecinden kurtulalım. 85 yaşındaki bir şahsın cezasını hastalık sebebiyle kaldıran CB, "müsavat" ilkesini gözeterek, aynı durumdaki Topal Hafız Ali Osman Karahan'ın da eczasını kaldırmalı ki, hakiki mânâsıyla adâlet olsun değil mi? Bütün mesele hukukun üstünlüğü ile adâlette temerküz ediyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı