"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

AB ile yeni sayfa?

Kâzım GÜLEÇYÜZ
13 Eylül 2018, Perşembe
Trump’ın provokatif tavır, söylem ve politikalarına karşı iktidarın seslendirdiği “ABD’ye göbekten bağlı ve alternatifsiz değiliz” gibi mesajlar bir taraftan “Türkiye Rusya ve Çin gibi adreslere mi dümen kırıyor?” sualine kapı açarken, diğer taraftan hayli zamandır ilişkilerin askıda olduğu AB ile yeni bir başlangıç yapma alternatifini de gündeme taşımış oldu.

Hatırlanacağı üzere, Batıdan uzaklaşıp Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerle ortak olma fikri, 28 Şubatçı askerî vesayetin sözcülerinden, MGK Genel Sekreteri bir orgeneral tarafından seslendirilmiş ve tepki çekmişti.

Bu görüş, devlet ve asker içindeki “Avrasyacı kanad”ın fikri olarak niteleniyor.

Erdoğan’ın zaman zaman dile getirdiği “AB bizi almıyorsa Şanghay Beşlisine dahil olalım” talebi de bunun farklı bir ifadesi.

Ancak gerek muhataplarından beklenen karşılığın bulunamaması, gerek katılmaya talip olunan organizasyonun yapısal sorunları, gerekse iç ve dış dengeler, bu istikamette yol alınmasına imkân vermedi.

Buna mukabil, üyelik müzakerelerinde hiç mesafe alınamamasına, fiilen neredeyse iplerin tamamen kopmuş gibi görünmesine, bitmeyen gerilim ve restlere rağmen AB ile ilişkilerde son nokta konulmuş değil.

Gerçi Türkiye’nin OHAL sürecinde hukuk ve demokrasi kriterlerinden iyice uzaklaşmış olması, ilişkileri daha da zora soktu.

Ama temaslar bir şekilde devam ediyor.

Özellikle ticarî ve ekonomik ilişkilerin siyasî gerginliklerden kolay kolay etkilenmeyen boyutlara ulaşmış olması, Türkiye-AB ortaklığının artık geri döndürülmesi zor, hattâ imkânsız bir hale geldiğini gösteriyor.

ABD ile gerilimin beklenmedik bir şekilde tırmanması ve döviz krizinin ekonomimizi çok ağır risklerle karşı karşıya getirmesi üzerine uluslararası platformda en kayda değer desteğin AB canibinden gelmesi, Türkiye için adeta “can simidi” gibi oldu.

Her ne kadar tek adam rejimine geçiş yapan Türkiye’deki başkanlık kabinesinde artık AB Bakanlığına ihtiyaç duyulmaması bile başlı başına bir mesaj taşısa dahi, gelişmeler ister istemez Ankara’yı Brüksel’e, Brüksel’i de Ankara’ya yakınlaştırdı.

Umalım ki AB bu sefer işi sıkı tutup takipçisi olsun. 

Ve Türkiye de yönünü samimiyetle AB’ye çevirsin.

***

Arapça yayın fuarında Hutbe-i Şamiye

Okunma Sayısı: 2819
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İ.Seyda

    13.9.2018 18:53:52

    AB meselesi oldukça önemlidir. Bu açıdan hem vatandaşı, hem yöneticileri bilgilendirmeye yönelik yayınlara ağırlık vermek faydalı olacaktır. Sonuçta AB'nin Türkiye'ye; Türkiye'nin de AB'ye ihtiyacı vardır.

  • Gündüz Alp-3

    13.9.2018 11:12:12

    "AB almazsa falan yere girelim" demek yerine, en akılcı politika, hedefe koyduğumuz AB'ye girmek için, öngörülen şartları, ülke ve millet menfaatine en kısa sürede yerine getirerek AB'yi üyeliğe zorlamak olmalı değil mi? Fakat ülkede tesis ettiğimiz tekçi rejimle, anlaşılan o ki, bir yandan halka dönük AB'yi istiyormuş gibi söylem ve eylemlerde bulunurken diğer taraftan tekçi rejimi devam ettirmek suretiyle AB'den uzaklaşmamızı sonuç verecek bir yol izlemek çelişki değil mi? "Usûl esasa mukaddemdir" derler. Tuttuğumuz tekçi yol, AB'nin esaslarına uymamaktadır. Önce bu yolu düzeltmemiz icap eder. Hangi ittifakta yer almamız gerektiğine devlet ve asker içindeki "kanatlar"dan ziyade ülke menfaati ve geleceği, demokrasi ve hukuk, hürriyet ve adalet, insan haklarına riayet nerede ise orada yer almamız belirlemelidir. Bunun için de yönümüzü AB'ye çevirmek zorundayız.

  • Gündüz Alp-2

    13.9.2018 10:48:56

    Eğer Türkiye gerçekten ciddi olarak AB'ye tam üye olmak istiyorsa, en başta hukukun üstünlüğü ve hürriyetçi demokrasiyi ülkede hâkim kılmak zorundadır. Tek adamlı otoriter rejimlerin AB içinde yer almasının mümkün olmadığını hepimizi biliyoruz. Hal böyle iken, bir yandan AB deyip öte yandan, tekçi rejimi daha kalıcı hale getirmek için bir takım düzenlemeler yapmanın anlamı var mı? Karşı taraftan (AB'den) ciddiyet ve samimiyet beklerken bizim de güvenilir ve istikrarlı bir politika izlememiz gerekmez mi? AB tarafı ısrarla "demokrasi ve hukuk" üzerine vurgu yaparken, bizim tekçi rejimde ısrar etmemiz AB'ye üyelik için güven verir mi? Türkiye için her bakımdan en uygun yer, Şanghay değil AB'dir. Doğru noktayı bulmak için hedeften sapmamak gerekir.

  • Gündüz Alp

    13.9.2018 10:27:59

    Sayın Güleçyüz, maalesef Türkiye AB serüveni istikrarlı bir seyir takip etmiyor. Bunda her iki tarafında ciddi hataları var. Bizim için AB ne kadar önemli ise AB için de Türkiye de o kadar önemli. Bunu her iki taraf da gayet iyi biliyor. En son yaşanmakta olan ekonomik krizde bile, daha önce AB'ye "Eyy" çeken iktidar, birden AB'den medet umar hale geldi ve destek bekledi. Bu olay bir kez daha anladık ki, dış politika, karşılıklı meydan okumalarla değil, akılcı, tutarlı, kalıcı diplomasi, müzakere, diyalog ve karşılıklı menfaatler üzerine cereyan ediyor. ABD için takip olunan dış politika, krize kadar önce AB için de takip olunmuş ve köprüler atılmıştı. Krizle birlikte bu tarz bir dış politikanın yanlış olduğu anlaşılmış olmalı ki, iktidar yönünü yeniden AB'ye çevirdi. Ümit ediyoruz ki iktidar yanlış bir dış politika ile yeniden AB ile köprüleri atmaz. Çünkü böyle tutarsız bir dış politika AB nezdinde devletin ve ülkenin saygınlığını ve güvenilir olmasını zedelemektedir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı