"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ağır ceza mahkemeleri: Üniformasız DGM’ler

Kâzım GÜLEÇYÜZ
18 Haziran 2017, Pazar
2.10.10’da yayınlanan yazımız:

12 Eylül öncesinin “anarşi ve terör” ortamında, devletin terörle mücadeleyi daha etkin şekilde yürütebilmesi gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemelerinin (DGM) kurulması gerektiği ifade edilip savunulmuştu. Hayata geçirilmesi 12 Eylül’den sonra gerçekleşti. Sıkıyönetim mahkemelerinin yerine, asker üyelerin de görev yaptığı DGM’ler kuruldu. 

Vakti zamanında özellikle anarşistlerin yargılandığı terör davalarını daha sür’atli bir şekilde sonuçlandırmak için faaliyet gösteren bu mahkemeler, 28 Şubat’ta “irtica” davalarına yöneldi. O süreçteki yanlış ve haksız uygulamalara yöneltilen eleştiriler, mülga 163’ün yerine ikame edilen TCK 312 kapsamına sokularak yargılandı. Bilhassa 17 Ağustos depreminden sonra yapılan “İlâhî İkaz” yorumları sebebiyle Yeni Asya mensuplarının neredeyse tamamı, 312 soruşturma ve davaları sebebiyle sık sık DGM koridorlarını ve salonlarını arşınlamak zorunda bırakıldı.

DGM’lerdeki ilk değişiklik, üstelik Öcalan’ın yargılanması devam ediyorken, heyetlerde asker üyelerin varlığına son veren düzenlemenin yapılmasıyla gerçekleşti. Ardından DGM’ler tümüyle lağvedildi ve yerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri kuruldu. Cumhurbaşkanı Gül, bu mahkemeler için, “DGM’lerde sadece insanlar değişti, üniformalar çıktı, özünde birşey değişmedi” diye konuşmuş.

Şimdilerde Ergenekon, Balyoz, Kafes v.b. davalar bu mahkemelerde görülüyor. Ve bu davalardaki gözaltı ve tutuklama kararları, özellikle tevkif sürelerinin çok uzun tutulması, başından beri yoğun bir tartışma konusu. Öyle ki, Başbakan başta olmak hükümet üyeleri dahi davaların uzamasını ve uzun süreli tutuklamaları eleştiren beyanlarda bulunuyorlar.

Aynı davalarda aynı ithamlara maruz sanıklardan bazıları serbest kalırken bazılarının içeride tutulması ise, çifte standart eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Meselâ Mustafa Balbay “Generaller dışarıdayken biz niye içerideyiz?” diyor.

Devlet Bakanı Bülent Arınç da “Silivri’de gücü olan kurtuluyor” derken, tutuklu sanıklardan Tuncay Özkan’ı kastederek “Meselâ orada günahım kadar sevmediğim biri var, ama adaletsizliğe tahammül edemeyiz” ifadesini kullanıyor.

Bunlar, söz konusu dava süreçlerinde aksayan birşeyler olduğunu gösteren önemli örnekler.

Şimdi de bunlara Hanefi Avcı örneği eklendi. 

Orada yargılanan bazı insanların fikirlerini, dünya görüşlerini, ilişkilerini, mücadele yöntem ve üslûplarını onaylamak elbette mümkün değil. Ama bu, onların “âdil yargılanma hakkı”ndan istifade edemeyeceği anlamına gelmez. Tam tersine, herkes gibi onların da adalete ihtiyacı var.

Vaktiyle adaletsiz uygulamalara destek vermiş veya sessiz kalmış olsalar veya her türlü zulme kaynaklık oluşturabilen darbe girişimlerinde bir şekilde rol üstlenme iddiasıyla yargılansalar da...

Sonuç: Önce “anarşist”leri, sonra dindarları, şimdi de Ergenekonculuk ve darbecilikle suçlananları yargılayan “üniformasız DGM’ler” âcilen ciddî bir neşter bekliyor. Hukuk ve adalet adına.

***

Mübarek Ramazan ve bayram günleri hürmetine bile kalpleri yumuşamayıp haksız tutuklulukları inatla devam ettirenlere veyl olsun...

Okunma Sayısı: 5934
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Özcan ERKİŞ

    18.06.2017 18:19:56

    (4) Biz idarecilerimizin ehliyetli ve liyakatli olmalarının yanı başında doğru, dürüst, samimi ve şeffaf olmalarını istiyor ve bekliyoruz. Memleketin ahvalini çarpıtmadan olduğu gibi söylemelerini bekliyoruz. Mesela BB "Bugün bölgede ve dünyada sözü dinlenen bir Türkiye var!" demiş. (Yeni Asya, 18.7) El insaf! Mesela, Rusya'ya 'domatesi' bile satmayı becerememiş yahut Orta Doğu'da sahada ve masada yok hükmünde bir Türkiye mi sözü dinlenen? Veyahut dost ve müttefiklerini düşman haline getirmiş, dünyanın ciddi uluslararası kuruluşlarının yayınladığı raporlar ki onlar birer mihenk taşı mesabesinde olup bu raporlarda (hemen her hususta) son sıralarda yer alan, ABD ve AB ile kavgalı bir Türkiye'mi dünyada sözü dinlenen? Kendimizi küçük görmeyelim fakat dev aynasında da görüp göstermek sahici ve inandırıcı değil. Kaldı ki bu sözlerin hür, demokrat ve medeni dünyada bir kıymeti harbiyesi bulunmamaktadır. Onlar önce demokratik hukuk devletinin var olup olmadığına bakmaktadır.

  • Özcan ERKİŞ

    18.06.2017 11:42:39

    (3) İktidar partisinin genel başkanı da olan CB, katıldığı 'iftar' programlarında toplumsal barışa, adalet, hürriyet ve demokrasiye yönelik mesajlar vermek yerine, gerilimi artırıcı şeyler söylemeyi tercih ediyor. Oysa şu an muhalif-muvafık herkes için acil olan ihtiyaç ADALET ve HÜRRİYETTİR. Mesela,Tarabya Köşkünde medyaya verdiği iftarda adalet için yapılan yürüyüşü "15 Temmuz kalkışmasına" benzetmiş (Yeni Asya, 18.7) ve buna izin vermelerini de hükumetin kendilerine bir lütfu olduğunu söylemiş. Ne çok 'lütuf sahibi' bir iktidar! 15 Temmuz melanetine de 'lütuf' demişlerdi mesela. Demek adalet, hürriyet, hukuk ve demokrasi le değil 'LÜTUFLARLA' idare olunan bir ülkede yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş! Dün lütuf üniformalıların elinde idi bugün üniformasızların! Yani "Yok aslında birbirimizden farkımız!" durumu..

  • Özcan ERKİŞ

    18.06.2017 11:25:29

    (2) "Anarşi ve terör" bir netice, sonuç ve vahim hataların acı semeresi ise (ki öyledir), bugünkü haksız, hukuksuz ve adaletsiz sürecin acı meyvelerini de maalesef maddi ve manevi olarak bu ülke insanına tattıracak olan da yine bu ülkeyi 15 yıldır tek başına sevk ve idare eden Siyasal İslamcı iktidardır. Faruk Çakır beyin "Halkı okuyamayan neyi okur?" başlıklı güzel yazısındaki Prof'un haklı ve hakikatli tespitlerini okuyunca, başlıktaki "Halkı okuyamayan neyi okur?" sualine; HALKI OKUYAMAYAN HALKIN CANINA OKUR diye cevap vermiştim. Haksız mıyım? Şu anda halkın canına okunmuyor mu? Hem de adaleti tecelli ettirecek olan Yargı eliyle. Siyasal iktidar, otorite yahut ideoloji emrine girerek emir ve talimatla iş yapan bir yargının, evvelen ve bizzat yakasını siyasi otoriteden kurtarıp hürriyet ve bağımsızlığına kavuşması lazım ki, adaleti tam ve vaktinde tecelli ettirsin.

  • Özcan ERKİŞ

    18.06.2017 11:13:45

    Sayın Güleçyüz, 'Takrir-i Sükun ve İstiklal Mahkemeleri'nden bu yana, belli ideolojiler üzerine müesses siyasi otoritelerin emrine girerek, adaleti değil 'adaletsizliği' tevzi ve tesis etmişlerdir. (Kimden alırsa alsın) emir ve talimatla iş gören bir yargı, (isimlerin değişmesi ile hakikat değişmez) sırrınca ismi ne olursa olsun neticesi aynı olacaktır. İsimlerin değil hakikatin peşine düşmek lazımdır. Bugün mağdur köşesinde yayınlanan ve bir yargı mensubuna ait olan mektup, yargının hem utanç verici hem de kepazeliğini anlatmaktadır. Herkes dikkatle okumalı ve başını iki eli arasına alıp düşünmelidir. Orada sizin yazınızdaki hususları teyit eden pek çok hakikatli tespitler vardır. Bir yerde ADALET YOKSA ZULÜM VARDIR. Despotizm ve nepotizmin olduğu yerde de refah ve mutluluk, emniyet ve asayiş, toplumsal barış olur mu? İki zıt bir arada nasıl cem olur ki!

  • Ali Tam

    18.06.2017 01:10:18

    İblis için Üstadımız onun kalbinde zerre miktar marifet, vicdan (alanı) kalmamıştır mealinde izah verir. İnsandan İblislerin haleti ruhiyeleri bilhassa iktidar ve idareyi de ellerine geçirmişlerse kan akıtan tiranlar gibi ZULÜM üstüne ZULÜM fışkırtan KEFERELER/ MÜNAFIKLAR olarak yansıyor. Cennet kadar lüzumlu Cehennem adalet namına yaşasın iyi ki var!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı