"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bu “yargılama”lardan adalet çıkar mı?

Kâzım GÜLEÇYÜZ
10 Ağustos 2017, Perşembe
50 bini aşkın insanın tutuklu, 55 bin civarındakinin de tutuksuz yargılandığı malum davaların nasıl yürüdüğünü gösteren örneklerden:

“İlk duruşmamızda tam bir hukuk faciası yaşadık. 2 ayı geçkin bir sürede dosyaya suçlamaya ek belge olarak bir tane dahi bilgi eklenememişken, istenilen tüm belgeler de eklenmişken, Mahkeme Başkanı ‘Tamam, dosyana herşeyi güzel bir şekilde koymuşsun, anlattıklarına da inanıyorum; ama benim için bu dosyanın bir önemi yok! MİT’ten gelen ByLock listesi benim için önemli’ dedi. Güler misiniz, ağlar mısınız? O zaman neden bu kadar kuruma yazı yazıp dosya istediniz? Buna BTK da dâhildir. BTK’dan gelen HTS ve NAT kaydı raporu neden incelemeye dahi gerek duyulmaz? Eğer bir ortaoyunu kurulmuş, bizler de figüran olarak ortaya sürülmüşsek, formaliteden bir mahkemeyi yapmanın anlamı nedir? Mahkeme başkanı dosyanın önemi yok, dedikten sonra neden mahkeme yapılır o zaman?” 

(www.haksozhaber.net/bylock-magduru-ugur-dursunun-mahkemesi-ve-bir-hukuk-faciasi-ornegi-94242h.htm

(www.yeniasya.com.tr/gundem/hakimden-skandal-cevap_435913)

(21.6.17 tarihli Yeni Asya’nın manşeti.)

Ve tutuklu bir savcının bize ulaşan mesajında aktardığı benzer bir hadise:

“Bir arkadaşım saatlerce suçsuz olduğunu anlatmaya çalışmış. Mahkeme sözünü hiç kesmeden dinlemiş. Sonra gereği düşünüldü: ‘Tutukluluk halinin devamına, bir sonraki duruşmanın Kasım ayında yapılmasına...’ Peki, hâkimin tek bir sorusu olmaz mı yargıladığı kişiye? Demek ki onun da biletini çoktan kesmişler. Sözünü hiç kesmiyor ki sonra ‘Bak biz sana ne güzel savunma hakkı verdik’ demek için. Olayı gerçekten aydınlatmak isteyen hâkim, bir soru da olsa sormaz mı? İyi de dinlemedikten, olayı aydınlatmaya uğraşmadıktan sonra sözünü kesmeden konuştursan ne, konuşturmasan ne? Maksat yargılamanın şekil şartları yerine gelsin. Yoksa verilecek karar çoktan belli.” 

Peki, bu şekilde yapılan “yargılama”lardan adalet mi çıkar, zulüm mü; siz söyleyin.

***

-28 Şubat’tan 20 Temmuz’a değişen: O zaman baştaki örtü zorla çıkarılıyordu, şimdi tesettürlü teyzeyi başörtülü polis gözaltına alıyor...

 

-Bekir Bozdağ şecaat arz ederken: “Bugüne kadar YAŞ’ta ihraç istenip de ihraç edilmemiş tek bir kişi yoktur. Kim geldiyse ihraç edilmiştir.”

-Bedelli askerlik talepleri ve zorunlu askerlik - http://www.yeniasya.com.tr/video/bedelli-askerlik-talepleri-ve-zorunlu-askerlik_440009

Okunma Sayısı: 7036
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Özcan ERKİŞ

    10.8.2017 12:20:39

    (5) Değerli hukukçu büyüğümüz Ahmet Battal bey, seri halinde yazdığı "Hukuk devleti ve adaleti 1,2,3" tenvir edici yazılarında da ifade ettiği gibi, "hukuk devletinin adalet için uyacağı kurallar ana hatlarıyla" belli olduğunda; bunların olmadığı devlet hukuk devleti olma vasfını kazanamadığı gibi o devlette adalet de zamanında ve tam olarak tecelli etmeyecektir. Hür, medeni ve demokrat dünyayı kandıramıyoruz, bari kendimizi kandırmayalım. Yargı da "OHAL var ne yapalım?" deyip, mazeret ve bahane aramak yerine, hakiki manada ve zamanında adaleti tecelli ettirmek, zulmü ve mağduriyeti bitirmek için adil, cesur, hür ve vicdanlı olmanın gereğini yapmalıdır. "Hakimin amiri yoktur" diyor sayın Battal. Amir yoksa emir veren de yok demektir. O halde, OHAL mazeret olamaz. Yargı müspet manada çok şeyi değiştirebilir.

  • Özcan ERKİŞ

    10.8.2017 12:10:05

    (4) Üçüncü haberde "gerçek gündem çöken ekonomi ve işsizlik gerçeği" dile getirilmiş. Üstelik Siyasal İslamcı iktidarın içinden geldiği geleneğin mümessili bir siyasetçi söylüyor bunları. Onun söylemesi hakikati inkar etmemizi gerektirmez. Evet ciddi manada "ekonomik problem ve işsizlik" vardır. "Sürdürülemeyen iç-dış borçlar, yok edilen tarım ve hayvancılık" da bunlara ilaveten ciddi ve büyük meselelerdir. Peki iktidar neyi konuşuyor:Tek tip kıyafetin şekil ve rengi! Eğer CB böyle bir meseleyi söylememiş olsaydı, inanın, iktidar partili hiç bir siyasetçi bu meseleyi "ağzına alma cesareti" bile gösteremezdi. Yani? Güçlerin (Yasama, Yürütme,Yargı)nın birleştirildiği yeni sistemde karar verici makam "riyaset-i şahsiye" dir. İşin özü ve özeti budur.

  • Özcan ERKİŞ

    10.8.2017 11:58:26

    (3)Yeni Asya'da üç mühim haber vardı. 1.Manşetten verilen "Lekelenmeme hakkı çiğnenmesin!" 2."AKP Özdağ 'Tek tip kıyafeti' savundu." 3. de(9.8) "Gerçek gündemimiz çöken ekonomidir, işsizlik gerçeğidir." Türkiye gerçeğini yansıtan şu üç haber de siyasi, ekonomik, hukuk ve sosyal vaziyetin hiç de söylendiği gibi olmadığına işaret ediyor. Birinci haberde, Ceza hukuku uzmanı, "tutuklu ve şüpheli sanıklara tek tip kıyafet giydirilmesinin Anayasa ihlali" olduğunu söylüyor. İkinci haber ise menfi, menfaatçi,merhametsiz siyasete Türkiye'den bir örnek olup, menfi siyasetin, menfaate göre nasıl yön değiştireceğine dair ibretlik bir örnektir. İktidar partisi mensubu siyasetçi "Bize tek tip kıyafeti darbeciler giydirdi.Tek tip kıyafet doğrudur bence." Öyleyse, S.1.Tek tipi darbeciler giydirdi ise iktidar neden darbecilerin yaptığı şeyin aynısı yapıyor? S.2.Tek tip darbeci işi ve yanlış ise iktidar, niye bugün "doğrudur" diyorsunuz? S.3. Dün "yanlış" bugün "doğru" mu oluyor? Sualler çok.

  • Özcan ERKİŞ

    10.8.2017 11:29:44

    (2) Demokratik hukuk devletinin yeniden tesisi bağlamında hak, hukuk ve adalet meselesi iktidarın öncelikli meselesi olması gerekirken onların gündemi nedir? Dahilde siyasi, iktisadi, içtimai problemler, hariçte komşular, dost ve müttefik ülkelerle sorunlar yaşanırken sayın partili CB'nın gündemi "partisinin istikbali", iktidar cenahının dün "nikah "idi bugün de "tek tip kıyafet" meselesi. Peki ülkenin ekonomik kalkınmasına, sosyal gelişmesine, hukuk ve demokrasine şu meselelerin ne gibi katkısı vardır ki kamuoyu ve gündem bunlarla meşgul ediliyor. OHAL'in bir an evvel kalkması ve ülkenin normale dönmesi, mağduriyetlerin giderilmesi adına iktidar ne gibi adımlar atıyor ve çareler düşünüyor, mesele budur. Yoksa kayıkçı kavgası nevinden iktidar-muhalefet "dedim-dedi"leriyle ülkenin vakit, nakit ve emek kaybını netice veren manasız ve zararlı polemik neden bir türlü bitmek bilmiyor. Milletin gündemi ve talebi ve ihtiyacı bunlar değil ey yöneticiler!

  • Özcan ERKİŞ

    10.8.2017 11:19:30

    Sayın Güleçyüz, en sonda söyleyeceğim kanaatimi en başta söyleyeyim: Böyle bir "yargılamadan" adalet değil adaletsizlik ve envai türlü zulümler çıkar. Zira bir yerde hakiki manası ile iki zıt bir arada olmayacağı gibi, birinin olmadığı yerde onun zıttı bulunur. Mesela, gündüz ile gece, adalet ile zulüm, hürriyet ile esaret gibi. (Rejimin adı ne olursa olsun) orada adalet yoksa zulüm, hürriyet yoksa esaret var demektir. Yazınızda verdiğiniz "yaşanmış" örnekler hak, hukuk ve adaletin iktidarın devam ve selametine feda edildiğine dair en güzel ve canlı örneklerdir. Demek Anayasa metninde "tarafsız ve bağımsızdır" denen yargı, fiil ve icraatlarıyla "maalesef tarafsız ve bağımsız değiliz!" diyor. Yalansa lütfen kararlarıyla bizi tekzip etsinler. Buna benzer hak ihlallerini çevremizde mağduriyet yaşayan pek çok insandan duyuyoruz. Yani gerçek manasıyla adaletin olmadığı herkesin bildiği, yaşadığı bir hakikat olup aksi iddia edilemez.

  • Osmanca

    10.8.2017 03:55:44

    Sayın Güleçyüz,kurt kuzuyu yemeye karar vermiş,gerisi bahane mahkeme şahane.İnsaf,izan,vicdan ölmüş,basiret çökmüş,koca ormanda tüm ağaçlar diz çökmüşse hüsnü zan çoktan ölmüştür.İlahi adaletin konuşma zamanı gelmiştir.Zira adalete adavet edilmektedir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı