"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Diyanet, cemaatler, şahısçılık, Said Nursî

Kâzım GÜLEÇYÜZ
05 Eylül 2018, Çarşamba 00:55
Son açıklamasında cemaat ve tarikatlarla ilgili olarak genelde doğru ve isabetli değerlendirmelerde bulunan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın “Bir Müslümanın dinî görevlerini yerine getirmesi için herhangi bir tarikata, cemaate girmesi veya bir şahsa bağlanması şeklinde bir zorunluluk yoktur” sözü ise hele şu ortamda farklı yerlere çekilebilir.

Elbette ki dinî görevleri yerine getirmek için cemaat veya tarikata girme zorunluluğu yok ve olamaz. Ama cemaat veya tarikat mensubiyetinin dini yaşama hassasiyetini kuvvetlendirdiği de gözardı edilemez.

Erbaş’ın, hemen peşinden gelen “Her Müslümanın Allah’ın kitabına, Hz. Peygamberin sünnetine ve İslâm ilim geleneği içinde muteber kabul edilen âlimlere müracaat etmesi yeterlidir. Hakikat noktasında ölçü ilim, hikmet, irfan, marifet ve şeriattır” beyanındaki “âlimler” referansının adresi, bir yönüyle cemaatlere de çıkıyor.

Çünkü her cemaat ve tarikat, âlim vasfı taşıyan zevatın öncülüğünde şekilleniyor.

Ancak şahsa bağlanma meselesi farklı bir konu ve elbette ki hiçbir şekilde tasvip edilmesi mümkün değil. Üstadın dediği gibi “Zaman şahıs değil, şahs-ı manevî zamanı ve baki hakikatler fani şahıslara bina edilemez.”

Erbaş’ın “Sıkça istismar edilen cihad, itaat, istişhad, keşif ve ilham, gayb, mehdilik vb. konularda pek çok kitap, kitapçık Başkanlığımız tarafından yayına hazırlanmaktadır” sözüne de bir mim koymamız gerekiyor.

Bu kitap ve kitapçıkları kimler hangi kriterlere göre nasıl bir yaklaşımla hazırlıyor? 

Böyle çalışmaların özellikle keşif, ilham, gayb, mehdilik gibi konularda peşinen reddiyeci bir tavır içinde olan ve bu görüşlerini zaman zaman medyada da dile getirdikleri bilinen “rejim uleması”na verilmemiş olduğunu ümit etmek istiyoruz. Ve aksi ihtimalin yeni sıkıntılar getireceğini düşünüyoruz.

Bu son derece hassas konularda, rejim ulemasının bilhassa bu alanlarda haksız ve seviyesiz eleştiriler yönelttikleri Bediüzzaman’ın yorumlarından tam tersine istifade edilmeli.

Ve Diyanet eğer Risale-i Nur basımını durdurdu ise, bu yanlıştan hemen vazgeçmeli.

Bir diğer çok önemli nokta: Erbaş’ın vurguladığı “sahih dinî bilgi”yi tanımlama hak ve yetkisi Diyanet’in tekelinde değildir, olamaz.

***

Gazetecilik seminerleri 

https://youtu.be/FeGm9L7qh2I  @YouTube aracılığıyla

 

Okunma Sayısı: 5010
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    5.9.2018 12:00:51

    (Ve Diyanet eğer Risale-i Nur basımını durdurdu ise, bu yanlıştan hemen vazgeçmeli.) O siyasî hamle, Diyanet bagimli olarak Cumhurbaskanindan emir alir,Nurcularin yüzde 85-90'inin oyunu alana siyasî müceddidsin dedirtene kadardi. Birakin siz Risaleleri basmayi Nurcularin HEDEF olmayacaginin garantisi yok. Siyasal Islamin pesinden gitmek Üstadla restlesmektir.

  • Gündüz Alp-3

    5.9.2018 11:18:28

    Tüketim ekonomisinin sonuç verdiği ekonomik krizin hepimizi çok fazla etkilediği şu zamanda, Diyanetin cuma hutbelerinin içeriği "siyasal" mesajlar taşıyor. Sınırsız ihtiyaçların sınırlı kaynaklarla karşılandığı bir dünyada ve ekonomide, Bediüzzama'ın İktisat Risalesi'nin ders verdiği gerçekleri halka duyurmak çözüm adına lazım gelirken, biz, krizin daha da derinleşmesi için çalışıyoruz. Varsa, yangın su ile söndürülür, benzin ile değil. Her kriz eğer önlenmez ise maddi olmaktan çıkar, toplumun barış ve huzurunu dinamitleyen kaosa davetiye çıkarır. Özellikle ülke yönetiminde yetkili ve etkili olanların, kriz döneminde kullanacakları dil çok önemlidir. Yapıcı ve çözüm odaklı olmalıdır. Suçu ve kusuru hep başkalarına yüklemek, doğru politika ve doğru yönetimin önünde bir engeldir. Unutmayalım ki, onlar faktör ise biz aktörüz. Krizi çözmek için elimizi kolumuzu bağlayan var mı?

  • Gündüz Alp-2

    5.9.2018 10:51:10

    Resmi ideolojinin otoritesi altında görev yapan resmi bilginler, "Doğru İslâm'ı ve İslâmiyet'e layık doğruluğu" ortaya koyarken, ölçü ve prensipleri resmi ideolojiden bağımsız, özgürce ve herhangi bir korku ve kaygıya kapılmadan ortaya koyabilecek mi? "O biraz zor" diyorsanız, o zaman, cemaat ve tarikatları devletin ofisi haline getirmenin pratikte hiç bir yararı yoktur. Devletin zaten Diyanet diye resmi bir ofisi vardır. Devletin emrine girmiş bir din, din olmaktan çıkmakta, siyasal otoritenin aleti haline gelmektedir. İşte şu andaki Türkiye örneği. Hem şimdiki dünyanın gidişatı, hürriyet ve cemaat, ittifak, topluluklar şeklindedir. Gidişata zıt bir vaziyet almak, suyu tersine akıtmak demektir. Başarıyı değil başarısızlığı netice verir. Emek, zaman ve sermayemizi ülke ve milletin daha menfaatli işlerine harcayalım. Meselâ, şu anda yaşanan ekonomik kriz için Diyanet'in bir çözüm projesi yahut önerisi var mı? Varsa nedir?

  • Gündüz Alp

    5.9.2018 10:36:47

    Sayın Güleçyüz, bu konuda yazdığınız aydınlatıcı yazılar için teşekkür ediyorum. "Resmi ideolojinin" hükmünü icra ettiği bir zaman ve zemine, cemaat ve tarikatları dışlayıcı bir söylem ve eylemde bulunmak, çoğunluğu tahkik ve tetkik ehli olmayan kitlelerde onlar hakkında "gerek yokmuş" gibi yanlış ve zararlı bir algıyı sonuç verir. Cemaatler, tarikatlar, zorunluluktan ziyade ihtiyaçtan doğmuştur. Bediüzzaman'ın söylediği gibi "Din, umumun mukaddes malıdır. İnhisar altına alınmaz." Devletin tekelindeki bir din, din olmaktan çıkar. Eğri otursak da doğru konuşalım. İtham etmeden bir gerçeğin altını çizelim. Bu ülkede devasa bütçeye sahip Diyanet Teşkilatı vardır fakat cemaat veya tarikat kadar dine hizmet yaptığı söylenebilir mi? Öyle ise, bundan on-onbeş yıl önce namaz kılanların oranı %40 iken bugün %10küsur düzeyine inmesini nasıl izah edeceğiz?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı