"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Diyanet ve ilahiyatçılar mı?

Kâzım GÜLEÇYÜZ
14 Mart 2018, Çarşamba
Cumhurbaşkanının “din adına” konuşurken “dinde yeri olmayan şeyler” söyleyenlere karşı yaptığı “Diyanet ve ilahiyat hocaları meydanı boş bırakmasın” çağrısına Diyanet İşleri Başkanı ile bir-iki ilahiyat fakültesi ve ilahiyat hocası hariç, kimseden bir cevap gelmedi.

Konuşanlar da bilinenleri bir kez daha tekrarlamak dışında kayda değer birşey söylemediler.

Bunun sebebi, bir ilahiyatçının beyanlarında şöyle ifade edildi: “İlahiyat fakültelerinde de, Diyanet’te de kalite sorunu var. İlaveten bir de Diyanet’in hantallığı.”

Bugünün Türkiye’sinde hemen her şehirde açılan üniversitelere bağlı 86 ilahiyat fakültesi mevcut. Ama bu sayı çokluğuna paralel bir nitelik problemi söz konusu. 

İmam hatiplerde olduğu gibi.

(Gerçi bu mesele her alanda karşımıza çıkıyor. Yargıtay Başkanının “85 hukuk fakültemiz var, ama 85 hukuk ve 85 ceza profesörümüz yok. Bazı fakültelerde derslere avukatlar giriyor” beyanı, aynı sorunun hukuk alanındaki ifade ve ikrarı.)

İlahiyatların bu kadar çoğalmadığı ve var olanların da Yüksek İslam Enstitüsü olarak hizmet verdiği devirlerde hocalar da, öğrenciler de, bugünkülerle kıyaslanamayacak bir kalite ve irtifayı temsil ediyorlardı. 

Sayı arttı, ama maalesef nitelik geriledi.

Diyanet ise başından beri devletin ve siyasetin müdahalelerine açık, bürokratik karakteri ağır basan bir kurum olmaktan çıkamadı. 1950’den sonra Osmanlı medreselerinden yetişme Ahmet Hamdi Akseki, Hasan Hüsnü Erdem, Ömer Nasuhi Bilmen gibi vasıflı âlimlerin başkan olduğu dönemlerde kendine gelmeye çalıştı, ama içine sıkıştırıldığı resmî ideoloji cenderesi ne yazık ki kuruma bu imkânı tanımadı.

Son olarak Mehmet Görmez devrindeki Risale-i Nur açılımı Diyanet’e bu durumdan çıkma fırsatı verir gibi oldu, ama o da iktidar eliyle dayatılan devlet tekeli projesi yüzünden heba olup akamete uğratıldı.

İlahiyatçılarla Diyanet’in hantallığından yakınan profesör, bu konuda STK’larla medyaya da görev düştüğünü söylüyor. Ama hangi STK’lar ve hangi medya? Kendilerini iktidar siyasetine endekslemiş STK’ların ve medya organlarının yapacağı iş mi bu?

Peki çözüm? Cevap: Bediüzzaman’da...

***

- Dubai dönüşü İran’da düşen özel uçakta can veren genç kızlar ölüm gerçeğini; Mina Başaran’ın, birlikte çektirdikleri fotoğrafa düştüğü “Together forever (Sonsuza dek birlikte)” notu ise sonsuzluk inancını bir kez daha gündeme taşıdı. Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

- 12 Mart Muhtırası ve Yeni Asya’nın duruşu - http://www.yeniasya.com.tr/video/12-mart-muhtirasi-ve-yeni-asya-nin-durusu_455949

Okunma Sayısı: 6806
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ferda Demirel

    14.3.2018 17:37:45

    Ilahiyat fakultesi'ne herkesin alinmamasi gerekiyor; kisilik- ahlak-ibadet gibi kistaslar belirleyici olmali... Gercekten isteyenler okusun... Meslek kapisi olarak gorulmesin... Idealist bireyler tercih edilsin...yurt ici- yurt disi sinav sonuclarina gore basari seviyesi en dusuk Okullar Imam Hatip'ler... Niye bu din cahil, tembel, ilkesiz bireyler tarafindan temsil edilsin ki? Bu vebaldir... Zeki ve caliskan olanlar ilahiyatci olsun... Dil bilenler... Kainata merakla bakanlar... Sorgulayanlar... Arastiranlar... Dusunce uretenler... Hakka tabi olanlar... Hakki tutup kaldiranlar... Aile gecmisinde entellektuel birikimi olanlar...

  • Gündüz Alp-3

    14.3.2018 10:40:47

    Keyfiliğin ve hukuksuzluğun yargı kurumunun itibarını sarstığı ve yargıya olan güveni bitirdiği gibi, diyanet (din müessesi de) kurumunun da aynı akıbeti yaşayabilecek bir tartışanın içine çekilmek istenmektedir. Bundan maksat nedir? Ona olan inancı ve güveni sarsmak mı? Veya "dindar iktidar" argümanına kuvvet ve haklılık kazandıracak bir taktik ve strateji ile "yerli ve milli" iktidarın ömrünü uzatmak, 2019'da devreye girecek yeni sistemi tez elden kurulmasını sağlayacak "şartları olgunlaştırmak" mı? Hangisi? Bu vahim gidişata dur diyecek, hürriyetçi demokrasiyi esas alan bir oluşum veya ittifakın tesisi için daha ne bekleniyor ki. Her gün farklı bir gündem ile milletin milli-manevi değerleri, siyasete alet edilerek darbelere maruz kalmakta, itibarsız hale getirilmektedir. Toplum kutuplaştığı gibi kurumlarda da birbirlerine karşı cepheleşme olursa işler daha çıkılmaz hale gelebilir.

  • Gündüz Alp-2

    14.3.2018 10:16:36

    16 yıldır iktidarda olan siyasal İslamcılar, milletin talebi olan sivil ve demokratik bir Anayasa bir türlü yapamamışken, bu kadar değişken gündem arasında, jet hızıyla, bir gecede "sabaha karşı", müttefiki muhalif olmayan muhalefet(!) desteği ile "ittifak yasasını" Meclis'ten geçirmeyi başardı. Demek partinin iktidarı, ikbali ve çıkarı söz konusu olunca -istenirse- yasalar "bir gecede" çıkabiliyormuş. Peki neden 16 yıldır ülkeye ve millete ileri demokrasi yaşatacak bir sivil Anayasa yapılamadı ve hâlâ darbe ürünü bir Anayasa ile idare olunuyoruz? Sürekli gündem değiştirerek halkın kafasını karıştıran ve adeta sersem eden bir yönetim anlayışıyla ne dahili ne harici problemleri çözmek pek mümkün değildir. Çünkü halkın doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayacak sağlıklı bir ortamın oluşmasına -belki de kasıtlı olarak- izin verilmemektedir. Fakat ülke çıkarına olmayan böyle bir durum nereye kadar sürdürülebilir ki? .

  • Gündüz Alp

    14.3.2018 09:57:36

    Sayın Güleçyüz, sizin de bildiğiniz gibi iki sınıf insanın bozulması toplumun da bozulmasını netice verir. Bunlardan birisi ulema yani (dini veya dünyevi fark etmez) ilim/bilim insanı, bilgin/aydınlar diğeri ümera yani yöneticiler. Hele bu iki sınıf arasında bir de kavga varsa, Allah o millete kolaylık versin diye dua etmek gerekir. Gündemin son maddesi yani "İslâm'ın güncellenmesi" meselesi kafaları iyice karıştırdı. Zaten toplumda ciddi anlamda kutuplaşma olmuştu. Şimdiki daha tehlikeli. Zira konu özü itibariyle geçici dünya hayatından ziyade ebedi hayatımızla ilgili ve ilişkili. Bunun gereği var mıydı veya böyle bir gündem kimin menfaatine ki böyle uluorta gündeme getirildi? Hem dinin ulvi ve yüksek gerçekleri ne resmi ideolojinin ne de siyasal iktidarın menfaatlerine alet edilmemelidir. Hem resmi ideoloji hem de siyasiler artık ellerini umumun mukaddes malı olan dinden çeksinler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı