"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gazeteci, devletin ve hükümetin propaganda memuru değildir

Kâzım GÜLEÇYÜZ
18 Kasım 2018, Pazar
Gazetecilere gri pasaport verilmesindeki ayrımcı uygulamaların esas dayanağı, Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün, 231 sayılı BYEGM’nin Teşkilât ve Görevleri Hakkında KHK’nın 2. maddesinde sıralanan şu görevleri olsa gerek:

“Devletin tanıtma siyasetinin ve tanıtma ile ilgili alanlarda hükümetçe uygulanacak stratejilerin tesbitine yardımcı olmak.

“Hükümet faaliyetlerinin ve yapılan hizmetlerin iç ve dış kamuoyuna etkin bir biçimde yansıtılmasına ve bunların kamuoyu üzerindeki etkisinin belirlenmesine ait hizmetleri yapmak. 

“Enformasyon ve aydınlatma faaliyetlerini Türkiye’nin dış politikasını destekleyecek şekilde düzenlemek ve Dışişleri Bakanlığı ile işbirliği suretiyle yürütmek.”

Bunları, gri pasaport başvurumuzun reddi üzerine Danıştay’a açtığımız davada BYEGM adına gönderilen cevaptan aldık.

Aktarılan maddelerin anlamı şu:

Belli ki, KHK ile BYEGM’ye verilen bu görevlerin, bütün gazeteciler için geçerli olduğunu düşünen bir yaklaşım söz konusu.

Bu yaklaşıma göre, gazeteciler devletin ve hükümetin propaganda memurları. 

Görevleri, devletin hükümet tarafından uygulanacak tanıtım siyasetine ve stratejilerine hizmet etmek. Hükümet faaliyetlerini iç ve dış kamuoyuna etkin bir şekilde yansıtmak. Dış politikayı desteklemek...

95 yıl önce cumhuriyet adı altında kurulan tek parti rejimi yola çıkarken muhalif basını tasfiye ederek, diğerlerine rejimin propagandistliği misyonu yüklemişti.

Şimdi bunun yeni versiyonu mu devrede?

Çizilen şablona uymayıp devlet siyasetine ve hükümet faaliyetlerine eleştirel yaklaşan basın mensupları bu yüzden mi dışlanıyor ve “millî güvenlik” gibi hukukî tanımı olmayan ve temelsiz “gerekçe”lerle keyfî ve ayrımcı uygulamalara muhatap oluyorlar?

Gri pasaport ve basın kartı dağıtımındaki keyfîlikler, böyle bir antidemokratik yaklaşımın pratiğe yansıyan dışa vurumları.

Ama böyle birşeyin, düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün vazgeçilmez ve olmazsa olmaz bir esas teşkil ettiği demokratik hukuk devletinde kesinlikle yeri yok.

Gazeteciler, devletin memuru ve hükümetin propagandisti değiller, olamazlar.

***

İzlemek için tıklayınız:

Kaşıkçı cinayetini anlayabilmek

Okunma Sayısı: 3118
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah Tunç

    18.11.2018 09:44:02

    Demekki düşünce ve ifade hürrüyeti geriye gitmiş.cumhuriyetin kurulduğu yıllardaki gibi olmuş.Aradan bir asra yakın zaman geçmesine rağmen bu sahada pek ilerleyememişiz.Sistemin adı ister cumhuriyet,ister başkanlık olsun,önemli olan manasıdır . Tebeddülü esma ile mana değişmez . Önemli olan fiiliyattır,icraattır.İcraatta hak,hukuk,fikir ve düşünce hürriyeti olmadıktan sonra;sistem hangi isim altında olursa olsun bir anlam ifade etmiyor.Maalesef! aradan bir asır geçmesine rağmen gerçek demokrasiyi ,adaleti,kamil manada fikir ve düşünce hürriyetini tesis edemedik.Bu kadar mücadeleye rağman hala bu konuda muvaffak olamadık.Durum öyle gösteriyor demokrasinin,fikir ve düşünce hürriyetinin,önünde görünen ve görünmeyen çok ciddi engeller var.Bu engelleri aşmadan gerçek demokrasi,fikir ve düşünce hürriyetine kavuşmak mümkün değildir.Bunun çare-i yeganesi; akıl ve kalbi besleyen bir eğitim sistemidir.İlimdir,irfandır,marifettir...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı