"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kudüs krizi ve acı gerçekler

Kâzım GÜLEÇYÜZ
12 Aralık 2017, Salı
Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan kararıyla patlak veren kriz bir anda gelmedi. Epeyce eskiye uzanan bir geçmişi ve arkaplanı var.

İşin ABD ayağına bakınca görüyoruz ki, bu karar 1995’te alınmış. Ama uygulanması hep ertelenmiş.

Hattâ şimdi bile Amerikan Dışişleri Bakanı, “İki seneden önce uygulanması mümkün değil” diyor.

Ama Trump’ın seçim kampanyası boyunca verdiği sözü şimdi yerine getirme atraksiyonu, zaten patlamaya hazır barut fıçısı gibi olan ortamı germeye yetti.

Beyaz Saray yetkililerinin açık itirafları, Trump’ın bu provokasyonu, böyle bir gerilimin patlayacağını bile bile yaparak kasten benzine ateş attığını gösteriyor.

“Delidir, ne yapsa yeridir” misali.

Ancak ABD politikalarının siyonist lobilerce esir alındığı süreçte İslam âleminin etkisizliği ve pasifliği de çok iyi sorgulanmalı.

İslam ülkeleri ellerindeki koz ve imkânları, siyonist lobilerin ağırlığını en azından dengelemek için kullanabilecekleri bir stratejiyi niye hayata geçiremiyorlar?

İşin İsrail ayağına gelince:

Gerçek şu ki, 1948’de oradaki varlığını ilan etmesinden bu yana İsrail hedefini ve ne yaptığını bilen bir politikayla yola devam ediyor. 

1967 savaşında işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmediği gibi, halihazırda Filistinlilerin elindeki bölgelerde de yerleşim alanları inşaatlarını inatla devam ettirerek işgali habire genişletiyor.

Kudüs de bu kapsamda. 

1996’da merhum Demirel’le birlikte gittiğimizde gördük: İsrail orada yeni bir şehir inşa etmiş.

Son dönemde ise şehrin Mescid-i Aksa başta olmak üzere kutsal mekânları barındıran doğu kesimine musallat olmuş durumda. Tünellerle Aksa’nın altını oyuyor.

Ve mütemadiyen eski Kudüs’teki Filistinlilerin evlerini gasp ederek, burayı da adım adım Yahudileştirmeye çalışıyor.

Yıllardır herkesin gözü önünde cereyan eden bu hukuksuz operasyonu İslam ülkeleri her zamanki gibi duyarsızlıkla izliyor ve cılız tepkilerle geçiştiriyor.

Kudüs’e ve Filistin’e sahip çıkmak için ortak ve güçlü bir irade ve inisiyatif sergilenemiyor.

Ne yazık ki, Hıristiyan âlemindeki yaklaşım da çok farklı değil.

İsrail’in azgınlığını durdurmak için önce bu hantal ve gevşek tavrın terk edilmesi gerekiyor.

 Son şahitlerden, Yeni Asya’nın kurucu kadrosundan, askerî uçakla Risale-i Nur taşıyan Tayyareci Ali Ağabey olarak bilinen Ali Demirel’e Allah’tan rahmet, ailesine ve Nur camiasına baş sağlığı dilerim. Nur içinde yatsın. Mekânı Cennet olsun. Allah Cennetinde buluştursun.

 Berzaha uğurladığımız Tayyareci Ali Ağabey, Yeni Asya’nın 47. kuruluş yıldönümü programında konuşmuştu: 30 sene askerlik, 25 sene gazetecilik yaptım

Okunma Sayısı: 5026
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÜSEYİN İLHAN

    12.12.2017 13:41:23

    1-BALFOUR DEKLARASYONU ve TEODOR HERTZ'in organize ettiği çalışmalara bakıldığında karşılığını alıyorlar,neden; a-Sebat edene ALLAH karşılığını veriyor B- İslam alemi ve müslümanlar olarak bizler plan ve programlı bir çalışma yapmadık. 2.A.HAMİD HAN RA.'OSMANLININ TÜM BORÇLARINI ÖDEME TEKLİFİ KARŞILIĞINDA FİLİSTİN',i vermezken güya onu takip ettiğini söyleyen alil kafa ise FİLİSTİN'e insani yardıma gidenleri katledenleri (ABD'nin ülkesine sokmadığı halden)İSRAİL ile 2016 da yaptığı anlaşma ile KURTARICI olmuştur. 3-Yine İİT.Bş.iken E.İHSANOĞLU'na 'KUDÜS NİŞANI-FİLİSTİN'E ÜSTÜN HİZMET ÖDÜLÜ,verilmiştir.Çünkü parça parça olan FİLİSTİN lilerin bir ve beraberliği için çalışması nedeniyle bu ödül verildi.

  • Toygar

    12.12.2017 13:29:06

    Hep yazacağım diyordum ama, anlaşılmayacağından endişeyle yazmamış idim. Nasip.. Yazınıza istinaden, Kudüs'ün başkent yapılma durumu ortaya çıktığından beridir şunu düşünüyorum hep : "Kudüs İsrail'in başkenti olursa ne olur? Siyonist Yahudiler Mescid-i Aksa'ya mı saldırırlar veya Müslümanları mübarek mescide mi sokmazlar? Veya müslüman Filistinliler'i hapse mi atarlar, çoluk çocuk demeden kurşunlara hedef mi yaparlar? Veya Siyonist emellerin şakşakçısı Yahudi yerleşimciler Kudüs'ü işgal ve istila mı ederler? Ya da Filistin'in can damarı denilen Refah kapısı gibi yerleri ve tünelleri kapatırlar ve içeride(!) kalanlara zulüm mü ederler?" ÇOK MERAK EDİYORUM. Ya da şimdiye kadar şu yaptıklarına hiç ses çıkarmayıp, görmezden gelenler niçin şimdilerde meydan meydan gezmekteler? Ya da ŞİMDİYE KADAR NEREDE İDİLER?

  • Gündüz Alp-2

    12.12.2017 11:36:34

    Kudüs meselesi gündeme geldiğinde milleti ayağa kaldırır ve onları sokağa dökerler; bir müddet sonra mesele tavsar ve nisyana bürünür. Bu mesele, güçlü bir İsevi-Müslüman ittifakı, diplomasisi ve lobi faaliyetiyle neden bir türlü sürdürülemez. 1948'den bu yana aradan yaklaşık 70 yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ çözüm adına ortaya ciddi bir şey yoktur. 15 yıllık siyasal İslamcı iktidarında bile Filistin meselesi çok defa "siyasi getirisi" olan bir mesele olarak ele alınmış, harice rest dahile nutuk çekerek problem çözülmeye çalışılmıştır. Son olarak da ABD'nin "atraksiyon" bizim de "ajitasyon" politikamız maalesef Kudüs meselesinde menfi netice vermiştir. ABD ve İsrail'e bağırmadan önce kendi harici politika ve üslubumuzu gözden geçirmemiz gerekmez mi? Sürekli hasmâne tavır ve söylemlerle dost ve müttefikleri, uluslararası meselelerde aleyhimize tavır alacak bir vaziyete getirmek akılcı bir siyaset midir? Menfi siyaset hem dahilde hem hariçte acı neticeler verir.

  • Gündüz Alp

    12.12.2017 11:11:44

    Hâlâ ittihad-ı İslâm'ı tesis edememiş âlem-i İslâm'ın, bırakın Kudüs meselesini kendi dahili problemlerini çözmekte acizlik göstermeleri yaranın bir müddet daha kanayacağını göstermektedir. Maalesef doğruyu söylemek gerekirse, "Ortak ve güçlü bir irade ve inisiyatif sergileme" konusunda olabildiğince "hantal ve gevşek" bir âlem-i İslâm var karşımızda. Hıristiyan âlemini harekete geçirecek şey de, güçlü bir İslâm ittifak ve ittihadıdır. Zira "birlikten kuvvet doğar" sözünde ifadesini bulan ittihad ve ittifak, bir müessir güç olarak sair devletlerinde harekete geçmesini temin edecektir. Ne yazık ki böyle müessir bir güç şu anda İslâm dünyasında mevcut bulunmamaktadır. Zalimin zulmü onun cesaretinden değil, ittihad edememiş ülkelerin -konuşmanın ötesinde- bir şey yapamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bir başka acı gerçek de şudur ki, menfi siyaset her vakit Filistin-Kudüs meselesini (çözümden ziyade) oya tahvil etmek için alet olarak kullanmışlardır. Hürriyetçi demokratlar hariç.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı