"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nasıl bir heyet?

Kâzım GÜLEÇYÜZ
08 Eylül 2018, Cumartesi
"Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder.”

“Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim, bir şahs-ı vahid idi [tek bir şahıs idi]. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferid bir şahıs olabilirdi. Onun fikrini tahsis ve tadil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder.” (Sünûhat, s. 38)

Bediüzzaman Said Nursî, günümüz şartlarında Diyanet’in nasıl bir yapıya sahip olması gerektiğinin esaslarını bu ifadeyle veriyor. Paragrafın son cümlesinde belirtilen özellikler çok dikkat çekici. Buna göre, Diyanet’te teşekkül ettirilmesi gereken heyet;

* Cemaat ruhunu temsil etmeli,

* “Az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevî” olmalı; yani histen ziyade akla dayalı, günlük hadiselerle fazla meşgul olmayan, dış tesir ve telkinlere büyük ölçüde kapalı bir işleyişe sahip olmalıdır. 

Bu özelliklere sahip olacak yüksek ilim şûrâsı, sözünü herkese dinlettirebilecek; dine taallûk eden hususlarda “sırat-ı müstakim”e sevk edebilecek; şahsî içtihadları değerlendirerek, eğer isabetli ise heyetin görüşü halinde kamuoyuna sunacak; aksi halde, en büyük dâhi de olsa, ya içtihadından vazgeçirecek, ya da içtihadı sahibine münhasır bırakacaktır. 

İslam adına herkesin görüş beyan ettiği bir zamanda, Ehl-i Sünnet çizgisindeki bütün fikir ekollerinin temsiliyle teşkil edilecek böyle bir heyetin, biraz da fikir hürriyetinin tabiî bir neticesi olarak ortaya çıkan “manevî anarşi”yi izale etme hususunda çok büyük hizmetler ifa edeceği aşikârdır.

Burada, konuyu ayrı bir açıklık getirmesi bakımından, yine Bediüzzaman’dan kısa bir iktibas daha yapmak istiyoruz. Said Nursî, İşaratü’l-İ’caz isimli Arapça eserinin “İfadetü’l-Meram”ında—kendi tercümesiyle—şöyle diyor:

“Ahkâm-ı şer’iyeyi tatbik ve tanzim ve icra etmek ve hürriyet-i fikirden neş’et eden manevî anarşiliği kaldırmak için gayet lâzımdır ki; ulema-i muhakkikînden bir heyet-i âliye bulunsun ki, o heyet umumun emniyetine mazhariyetleriyle ve cumhur-u ulemanın onlara itimadıyla ümmet için bir nevi zımnî kefalet ve dava vekili hükmünde olmaları cihetinde icma-ı ümmet hüccetinin sırrına mazhar oluyorlar. O vakit, içtihadın neticesi o icma ile şer’an düstur olabilir.” (Emirdağ Lâhikası-1, s. 89)

Bediüzzaman, Münazarat isimli eserinde de bu heyetin özellikleriyle ilgili dikkat çekici ipuçları veriyor.

“Bundan sonra, bizzarure, hilâfeti temsil eden Meşihat-ı İslamiye ve Diyanet dairesi hem âlî, hem mukaddes, hem ayrı, hem nezzare olacaktır” (s. 80) diyen Bediüzzaman, Diyanet’in müstakil, idarî ve ilmî bakımından özerk bir yapıya sahip olması gerektiğini ifade ediyor. 

Evet, Diyanet, devletin sıradan bir genel müdürlüğü statüsünden çıkarılmalı; dinin ve ilmin prensipleri çerçevesinde tam bir hürriyet ve serbestiyet içinde çalışabilmeli; gerek Türkiye, gerek İslam dünyası, gerekse dünya kamuoyuna İslamî konularla ilgili olarak aydınlatıcı çalışmalarda bulunabilmelidir.

Peki, bu manada bir heyet nasıl, hangi esas ve usullerle oluşturulacak?

Yarın yine devam edelim.

***

-Suriye iç savaşında İdlib düğümü

Okunma Sayısı: 4013
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı