"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Said Nursî ve CHP

Kâzım GÜLEÇYÜZ
08 Temmuz 2017, Cumartesi
Türkiye’nin cumhuriyet adı altında oluşturulan tek parti diktasıyla yönetildiği “ebedî şef” ve “millî şef” dönemlerinde dindarlara yapılan zulümlerin önde gelen hedeflerinin başında Bediüzzaman geliyordu.

Said Nursî’nin 1926’da Burdur’da başlayıp 1927’den itibaren Barla’da devam eden sürgün hayatı ile, 1935’te 120 talebesiyle birlikte tutuklu yargılandığı Eskişehir mahkemesi ve sonrasındaki Kastamonu sürgünü, M. Kemal döneminde gerçekleşti. 1943’teki Denizli mahkemesi, ardından Emirdağ sürgünü ve 1948-49’daki Afyon mahkemesi de İnönü devrinde.

Bu zulümler CHP’nin sicilinde kayıtlı.

Ama Bediüzzaman, Türkiye’nin çok partili sisteme ilk adımını attığı 1946 öncesinde CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a bir mektup yazarak, partinin, yaptığı bunca zulümle canından bezdirdiği milletle barışıp gönlünü kazanabilmek için nasıl davranması gerektiğine dair tavsiyelerde bulundu. “İnkılâp kusurlarını, onları yapan birkaç kişiye yükleyip, o ağırlıktan kurtulun ve devrimlerle an’ane-i diniyeye yapılan tahribatın tamirine çalışın” çağrısında bulundu.

Vefatından önce verdiği en son derste de CHP’nin kendisine hapisler ve tazyiklerle “binler vecihle” sıkıntı verdiği halde, bunun sorumluluğunu parti yönetimindeki yüzde 5’e verip, kalan yüzde 95’in tezyif, iftira ve zulümlere maruz kalmaktan kurtulmasına vesile olduğunu ifade ederek, “Hakkımı helâl ettim” dedi.

Onun bu âdil, yapıcı ve müşfik yaklaşımına rağmen, İnönü’nün düşmanca tavrı hiç değişmedi. Millî şef, ömrünün sonuna kadar Said Nursî ve Nurcularla uğraşmaktan vazgeçmedi.

Bu çizgi, Ecevit’le “pasif mod”da devam etti.

Derken, bu tavırda, 1991’de Demirel’in başbakan, Erdal İnönü’nün yardımcısı olduğu DYP-SHP koalisyonunda olumlu yönde ilginç bir değişim oldu. SHP’li Fikri Sağlar Kültür Bakanıydı ve Bakanlığa bağlı kütüphanelere Said Nursî’nin eserleri de konulup, bu durum afişlerle duyurularak, çok önemli bir açılım yapıldı.

Bu açılım, son dönemde Kılıçdaroğlu’nun “Cemaatlere saygılıyım. İnsanlarımız manevî dünyalarında cemaatlere yakın olabilir. Nurcu da olabilir, Süleymancı da, Fethullahçı da... Yeter ki bunu siyasallaştırmasınlar” sözleriyle yeni bir boyuta taşındı. Yine CHP liderinin, Afyon konuşmasında, vaktiyle Bediüzzaman’a yapılan zulümleri hatırlatarak partisine yüklenen Başbakana cevap verirken “Said Nursî’nin eserlerini kütüphanelere koyan biziz” diyerek sergilediği yaklaşım da bu çerçevede anlamlı. 

Dileriz, CHP bu olumlu değişimi daha da geliştirerek devam ettirir. Hem kendisinin normalleşip toplumla daha sağlıklı ilişkiler kurması, hem ülkenin rahatlaması için bu çok önemli.

Not: 27.2.14’te çıkan bu yazımızdan sonraki süreçte CHP, AKP iktidarının bandrol engeliyle kesintiye uğrattığı Risale-i Nur neşriyatını devlet tekeline almasına karşı, konuyu AYM’ye götürerek tekelin iptalini sağladı...

***

Üstadın da, yolunda giden Yeni Asya'nın da herkese söyleyecek sözü var. Tarafgirlik ve nefret zebunu saldırganlar ise asla muhatabımız değil.

Üstadın adalet vurgularının CHP liderine aktarılması ve onun hüsnükabulü ancak Kemalistleri ve “Nurcu” kılıklı provokatörleri rahatsız eder.

Okunma Sayısı: 5482
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÜSEYİN İLHAN

    08.07.2017 16:54:34

    28 ŞUBAT zulmü yapılırken YÜRÜMEK,TOPLANMAK,BASIN AÇIKLAMALARI yapmak nasıl yasaklanamaz dedi ise şimdi de ADALET için YÜRÜYENLERE SAYGI DUYMAK insan olmanın gereğidir. Her cuma hutbesi ahirinde okunan yaet-i kerimenin başında yüce rabbimiz 'ADALETİ,emrederken,bu tahşidat yapışlırken ADALETSİZ davrananların din adın ahkam kesmesi kabul edilemez. Hele hele risale-i nurların 30 mart 2014 de kadar sadeleştirmesine ses çıkarmayan ve hatta verdikleri destekle bunu arttıran AKP iktidarının RİSALEİ NUR ve İMAN-KUR'AN HİZMETİNE samimi dost olmadığını söyleyebiliriz. Samimi olsalardı sadeleştirmeyi taa iktidar olduklarının en başında mani olmak için çaba sarfederdi.Ehli iman,ehli hak,ehli adalet,ehli vicdan sahibi olan iman ve kur'an davasındaki kardeşlerime sesleniyoruz.Hadiseyi bu cihetleriyle değerlendirin.

  • Özcan ERKİŞ

    08.07.2017 12:58:53

    (4) 29 Ekim 1923'de ilan olunan Cumhuriyet'de zamanla cumhurun yerini şefler almış, sistem tek adamlık diktasına evrilmiştir. 14 Mayıs 1950'de DP'nin "Yeter! Söz Milletin!" demesiyle 27 yıllık tek parti diktasına son veren hürriyetçi demokratlar, adalet ve hürriyet, hukuk ve demokrasi yolunu açmışlardır. Her 10 yılda bir sekteye uğrasa da Türkiye'de hürriyetçi demokrat misyona sahip siyasiler (mesela, merhum Demirel gibi) sayesinde bugünlere gelinmiştir. 15 yıldır ülkeyi şeriksiz idare eden Siyasal İslamcı iktidar ise, tıpkı halka şikayet ettiği 1923-1950 arası (27 yıllık) tek parti iktidarının yaptığı tarzda ülkeyi sevk ve idare ederek Türkiye'yi hür, medeni ve demokrat dünyadan kopma ve tecrit etme noktasına getirmiştir. Siyasetine dini alet eden, menfi ve menfaatçi bir siyasi zihniyet ve ideolojinin, vaktiyle şikayet ettiği bir partiye dönüşmesi, malum ve müşahhas neticesi! Hangi eylem ve söylemi ret ve inkar edilebilir ki?

  • Özcan ERKİŞ

    08.07.2017 12:42:15

    (3) Hak ve hakikat kimsenin tekelinde olmadığından; başta adalet ve hürriyet, hukuk ve demokrasi gibi evrensel, temel, insani ilke ve prensiplere kim sahip çıkarsa (isterse siyasi bir parti osun) onun safında yer almak asla bir siyasi taraftarlık değildir. Mesela,chp'nin başlattığı ve toplumun hemen her kesiminden destek gören "Adalet Yürüyüşü"ne katılmak yahut destek vermek veya taraftar olmak kişiyi "chp'li" yapmadığı gibi o partiye destek anlamına da gelmez. Zira adalet ve hürriyet, hukuk ve demokrasi toplumun her ferdi için ekmek-su kadar ihtiyaçtır. Bediüzzaman'ın "Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam!" sözü neyi ifade etmektedir? Adalet talebini hafife almak, yürüyüşe "kabak tadı verdi!" diyerek muhalif ve muarız bir vaziyet takınmak, yürüyenlere "terörist" nazarıyla bakmak gibi davranışlar, absürt ve asrın gerisinde kalmış davranışlar olup, hürriyet asrında "yok hükmünde" olan eylem ve söylemlerdir.

  • İbrahim Ersoylu

    08.07.2017 12:34:11

    Kazım Beyi bu harika yazısından dolayı en kalbî duygularımla tebrik ederim. Üstadın ve Onun meslek - meşrebini tavizsiz hayata geçiren Yeni Asya Camiasının CHP ile alakalı görüşünü çok net ve açık bir şekilde dile getirmiş.

  • Özcan ERKİŞ

    08.07.2017 12:30:59

    (2) Bediüzzaman: "Adil mahkemeler; Kainat Halıkının Hak isminin, Adil isminin ve daha çok esma-i İlahiyenin tecelligahıdır" diyor.(İ.İ'caz) Demek Adalet tevziinde vazifeli yargı mensupları çok ehemmiyetli ve kıymetli bu işi "Hak namına" yaptıklarından tam adil, cesur, hür, tarafsız ve bağımsız olmak mecburiyetindedirler. Ki, "Adalet" tecelli etsin. Yoksa siyasi iradenin emri altına girerek, siyasi düşünce, tarafgirlik hissi ve fikr-i intikam ile karar verirlerse; tıpkı şu anda yaşadığımız gibi binlerce insana zulmetmiş olurlar. Bediüzzaman ve talebelerine de vaktiyle aynı siyasi tarafgirlik ve fikr-i intikam ile zulüm yapmışlardı. Şimdi o zulümleri yapanların varisleri olan bugünkü halkçılar, hürriyetçi ve demokrat bir siyaset takip ederken; sözde "dindar" olan siyasal İslamcı iktidar da halkçıların 80-90 yıl evvel yaptıkları zulümlerin benzerini yapmaktadırlar. Hakikatleri ters yüz etmenin kimseye faydası olmaz...

  • Özcan ERKİŞ

    08.07.2017 12:12:43

    Sayın Güleçyüz, gerçek şu ki chp'nin hürriyetçi ve demokrat bir yapıya dönüştüğü, siyasal İslamcı iktidarın da tek parti - tek adam diktasına evrildiği, "parti gibi göründüğü" tuhaf ve acayip bir dönemi hep birlikte ibretle görüyor ve yaşıyoruz. Yani dünün diktacıları müspete dönerken, sözde müspet "dindar" görünenleri de menfiye yüzünü dönmüşlerdir. İbretlik bir vakıa olarak tarihe geçecektir. Yazınızdaki Risale bandroluna engelin kaldırılması için konuyu AYM'ye götüren chp ve shp'li Kültür Bakanının kütüphaneler Risaleleri koydurması örnekleri müspet manada hareketler olup, teşekkürü hak eden davranışlar değil mi? İnşaallah halkçılar bu tür müspet hareketi devam ettirerek toplumsal barış, adalet, hürriyet, hukuk ve demokrasiye ciddi manada hizmet ederler. Şu andaki adalet talebi ve yürüyüşü bir siyasi partinin değil, toplumun, mazlum ve mağdurların yani hepimizin ortak talebidir. Bunu istemek de bunun için yürümek de demokratik bir hak olup, "teröristlik" değildir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı