"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yargıda gecikmeli ve acı tesbitler

Kâzım GÜLEÇYÜZ
05 Aralık 2018, Çarşamba
AB’ye bir kez daha taahhüt edilen Yargı Reformu Stratejisini şekillendirmek üzere yapılan toplantıda gerek yüksek mahkeme başkanları, gerekse Adalet Bakanı ve Müsteşarı tarafından dile getirilen hususlar, yaşadığımız süreçte yargıda karşı karşıya kalınan ve adaleti tahrip eden kronik sorunların onlar tarafından da ikrarı niteliğinde.

AYM Başkanının, “Vesayet altında ve uzaktan kumandalı yargının ölümcül sonuçlarını yaşayarak gördük” sözüyle kast ettiği adres belli, ama bugün AYM’yi de etkileyen siyasî vesayet de kapsama alanında değil mi?!

Savcıları eksik soruşturma yapmak ve özensiz iddianameler hazırlamakla eleştiren Yargıtay Başkanı, kaliteli bir hukuk sistemi için iyi uygulamacılara ihtiyaç olduğunu bir kez daha tekrarlama gereği duyuyor.

Çünkü özellikle parti avukatlarının savcı ve hâkim yapılması, uygulamadaki sorunları iyice had safhaya çıkarmış durumda.

Adalet Bakanlığı Müsteşarının “Hukuk ilkelerine bağlı, vatansever, âdil ve güzel ahlâk sahibi hâkim ve savcılara ihtiyacımız var” beyanı da onu tamamlıyor ve teyid ediyor.

Danıştay Başkanının “Hukuk devletinin temel özelliklerinden biri, âdil yargılanma hakkını teminat altına alması ve bunu sağlayacak düzenlemelere yer vermesidir” deme ihtiyacı duyması da bu alandaki ciddî sorunların ikrarı anlamına gelmiyor mu?

Keza Adalet Bakanının “Temel hak ve özgürlüklere orantısız müdahaleler, uzun süren soruşturmalar, açılmayan davalar, haklı eleştirilere neden olabiliyor. Yine bu tür müdahaleler, yargısal tasarrufların meşruiyetine ve yargıya olan toplumsal desteğe de zarar verebilmektedir” beyanı da.

Yine Bakanın “Güven veren adalet, pardon sözünün yargının lügatinden silinmesi, başta tutuklama tedbiri olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında terazi hassasiyetinin gözetilmesidir” deyip sözü bu konudaki sorunlara getirmesi de:

“Tutuklama bir tedbir olarak sıkı şartlara bağlanmış, adlî kontrol gerçek bir tutuklama alternatifi haline getirilmiştir. Ancak hayata geçirilmesi ve uygulanmaları, en az yapılan düzenlemeler kadar önem arz ediyor.”

Biz bunları ne zamandır tekrar tekrar ifade ediyoruz.

Ama gelinen noktada şimdi en yetkili ağızlar söylüyor...

***

Şanlıurfa Kitap Fuarı

http://www.yeniasya.com.tr/video/sanliurfa-kitap-fuari_479977

Okunma Sayısı: 5646
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    5.12.2018 12:04:37

    Ülkenin normalden çıkartılması yargı eliyle olduğu gibi demokrasi ve hukuka dönmesi de yine yargı eliyle olacaktır. Zira, mülkün temeli olan 'Adalet' denen şey; hak ve hukuku gözetme, haklıya hakkını verme, bir şeyi yerli yerine koymak gibi anlamlara geliyor. Bunun için de ülkede rejimin, insan haklarına riayet ettiği gibi kuvvetler ayrılığına da riayet etmesi gerekir. "Vesayet altında ve uzaktan kumandalı yargı" yargı olmaktan daha çok siyasal otoritenin, iktidarın ya da gücün tecziye/cezalandırma sopası haline dönüşür. Sonucunda da ülkede mazlum ve mağdurlar ordusu oluşturur. Toplumsal barış ve huzurun, refah ve mutluluğun teminatı adalet ile hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür. Siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta yaşanan kriz ve savrulmaların sebebi, takip olunan yanlış politikalar ile ısrar ve inatla sürdürülen hatalı yönetim anlayışıdır. Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.

  • Gündüz Alp-2

    5.12.2018 11:26:27

    AYM Başkanı geçmiş dönemi kastederek olsa gerek "Vesayet altında ve uzaktan kumandalı yargının ölümcül sonuçlarını yaşayarak gördük" diyor. Güzel ve haklı bir söz. Ya bugün? Aynı vesayet ve uzaktan kumanda durumunun devam etmediğini söyleyebilir miyiz? Üstelik bir de baskı ve korku ortamı oluşturarak. Bilinen şeylerin hem de yetkili-etkili makamlarca tekrarlanması maalesef sorunu çözmüyor. Acilen ve öncelikle yargının siyasal otoritenin elinden yakasını kurtararak bağımsızlık ve tarafsızlığını kazanması elzemdir. Yargıçlar da baskı ve korkudan azade adil, cesur ve özgür vicdanı ile kararlar verebilmelidirler. Yeni Asya'nın manşetinde dediği gibi: "KUVVET 'HAK'TA OLMALI" ve Haklı olan da kanun önünde kuvvetli olmalıdır. Hukukun üstünlüğü de bunu iktiza eder. Peki şu anda öyle mi? Eğer öyle olsaydı AYM ya da AİHM kararları için "tanımıyoruz" veya "bağlamaz" demek mümkün olur muydu? Böylesi beyanlar ancak "üstünlerin hukukunda" olabilir.

  • Gündüz Alp

    5.12.2018 09:06:34

    Sayın Güleçyüz, başa Adalet Bakanlığı olmak üzere yüksek yargının başkan ya da üyeleri bildiğimiz şeyleri tekrar ediyorlar. Artık duymaktan çok görmek istiyoruz. "Ee madem yargının böylesine hayati sorunları var ve sizler de 16 yıldır tek başına iktidardasınız, neden çözüm bulmuyorsunuz?" diye sormazlar mı? Vesayet dönemlerinde bile yargı hiç bu kadar siyasallaşmamış, aleni bir şekilde siyasal otoritenin emir eri konumuna düşmemişti. Demokratik hukuk devletinde yargıçların bile ihsas-ı reyde bulunması mümkün değilken, o ülkenin devlet başkanı, yargıyı ilgilendiren bir konuda onlardan önce, yargıya talimat anlamına gelebilecek beyanda bulunuyor, AYM ya da AİHM kararları hakkında "tanımıyoruz" veya "bağlamaz" diyebiliyor. Böyle bir ülkede yargı tarafsız ve bağımsız, yargıçlar da adil, cesur ve özgür olabilir mi? Cevabınız: 'Olamaz' ise böyle bir yargıda da sorunlar bitmez. Çare, hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğünü ülkede hakim kılmaktır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı