"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hangi aşkın peşindeyiz?

Kübra ÖRNEK
09 Şubat 2019, Cumartesi 01:17
Aşk, yaratılan her şeye karşı gösterilen derin sevgi ve bağlılıktır.

Muhabbetin en alâ mertebede yaşanmasıdır. Kâinatın özü olan aşk, Rahman’a giden sırlı bir yoldur.

Maddî manevî olarak hoşumuza giden her şeye perestiş edebiliriz.  Ancak neyi, ne hesabına, nasıl sevdiğimiz önemli. Bütün duygularımız gibi, aşkın da iki şekli vardır. Mecazî ve hakikî aşk. .

Mecazi aşk, sonsuz güzelliğin yansımalarına gösterilen zahiri bir muhabbetten ibarettir. His ve hevesin konuştuğu, virajlı bir yoldur. Harama  meylettiğinde daha dünyada iken dahi, azabını gösteriyor. Şimdilerde adına flört denilen bir dönemde, sevgili kültürü oluşturularak insanları bu yola sokmaya çalışıyorlar. Aşk duygusu ziyan ediliyor. Güya insanlar evlenmeden birbirlerini tanımaya, anlamaya çalışılıyorlar. Konuşmanın dahi tehlikeli olduğu bir zamanda, arkadaşlıklar kuruluyor. Halbuki dinimiz bunun ölçüsünü de   veriyor. Ancak gene de harama girilebiliyor insan. Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça: “Zinaya yaklaşmayın”1 diyorken, kanımızın en deli aktığı, hislerimizin galeyanda olduğu bir zamanda harama yaklaşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu görmek lâzım. Peşinden evlilik gelse de, maalesef acı ayrılıklarla son bulduklarını duymaktayız. İslâm dinini benimsemeyen insanlar dahi, evlilik öncesi meşrû olmayan beraberliğin evliliği olumsuz yönde etkilediğini savunmuşlardır. The Brigham Young Üniversitesi’nden Jeffry Larson’un yaptığı bir araştırmada, birlikte vakit geçiren insanların nikâhlandıklarında umduklarını bulamadığını söylüyor. Evlilik tatmin etmiyor ve istikrarsız bir yuva kuruyorlar. Almanya’da yapılan bir araştırmada ise flört ile başlayan evliliklerin yüzde 80’i kötü şekilde        sonuçlanıyor. Bu verilere baktığımızda meşrû olmayan birlikteliklerin sahte, mecazi aşklarla süslendiğini görüyoruz. Çünkü gerçekten seven insanlar, elbette sevdiklerinin zarar görmesini istemezler. O yüzden gerçek aşk, ahireti düşünüp bir adım geri atmayı gerektiriyor.

Doğru olan hakikî aşk ise, insana Allah’a yakınlık kurması için verilen sonsuz muhabbet duygusunun en şiddetli halidir. Muhabbeti yaratanı sevmektir. Allah, bizim her şeyi tanımamızı, sevmemizi istiyor. Çünkü yaratılan her şey güzeldir, sevilmeye lâyıktır. Hakikî aşk, Allah ‘ın rızasını esas aldığı için helâli gözetiyor. Helâl şekilde kurulan   yuvalar da, ebedî âlemlerde devam buluyor. İlâhî aşka talip olarak, yarattığı her şeyi O’nun hesabına sevdiğimizde gerçek saadete ulaşacağız. Baki bir âlemde baki bir yoldaş kim istemez ki?

Evet, sonsuz güzellik sahibi olan Allah’ı, isim ve sıfatlarıyla daha iyi tanıyabilmemiz için verilen bu duyguyu, mecazi olan fani geçici mahbuplara verdiğimizde elbette tatmin olmayız. Bediüzzaman aşkı tarif ederek, nasıl kullanılması gerektiğini    söylüyor:  “Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.” 2 Öyle ise hakikî aşk, evvelâ sahibine verilmeli ve yaratılan her şeyi de, O’nun hesabına sevmeli. Fani ve geçici olan bir şeyi sevmek her ne kadar ihtiyarî olmasa da, muhabbetin yüzünü hakikî mahbuba çevirerek doğru şekilde kullanabiliriz. Yani gördüğümüz bütün güzelliklerin,  hakikî güzelden geldiğini bilerek, muhabbete lâyık olanı sevmek gerek. Mahlûkatı ise ancak Allah’ın bir san’atı, cemal ve kemaline bir ayna olarak sevebiliriz.

Büsbütün sevmemek de, kâinatın yaratılışına aykırıdır. Mayası sevgi olan ve muhabbet üzerine kurulan bir âlemde sevmek de elbette ibadettir. Yeter ki, Allah hesabına olsun. Yunus Emre gibi, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek gerek. 

Bediüzzaman, bu konuda reçeteyi bizlere sunuyor: “Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mânâ-yı harfiyle sev; mânâ-yı ismiyle sevme. ‘Ne kadar güzel yapılmış’ de. ‘Ne kadar güzeldir’ deme. Ve kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur.”3 demek, Allah ile aramızdaki bağı koparan bütün mecazi aşklardan kaçınmak gerek, Hz. İbrahim gibi batıp gidenlerin gerçek mahbup olmadığını görerek.

Dünyayı ayaklarımızın altına seren bir Yaratıcıyı ve gönderdiği sonsuz güzellikleri helâl bir şekilde O’nun hesabına sevmek gerekirken, dünya ve ahiretimize zarar verecek haram, mecazi aşkların peşinden gitmek neden? 

Soralım kalbimize, aklımıza, vicdanımıza:

Sonsuz güzelliklere götüren hakikî aşk varken, biz hangi aşkın peşindeyiz?

Dipnotlar:

1) İsrâ Sûresi, 17:32.

2) Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, 2018, s. 37.

3) Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, 2018, s. 584.

Okunma Sayısı: 786
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Said Yüksekdağ

    9.2.2019 18:56:00

    Tebrik ederim 👏

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı